Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Aralık 2015DergiBURADAN SONSUZLUĞA

Frank Sinatra için spor bir hobiden daha fazlasıydı. Ölüm yıl dönümünde hatırlıyoruz...

1913 yılının Sevgililer Günü. New Jersey’nin karla kaplı kaldırımlarında el ele iki genç, belediye binasına doğru koşturuyorlar. Evlenecekler bugün, ailelerinden gizli. Sonra Little Italy’de yıkık dökük bir apartman dairesine taşınacaklar. Monroe Caddesi, 415 Numara. Oğulları iki sene sonra burada doğacak. 12 Aralık günü; Doğu Yakası’nın en korkunç kar fırtınasının ortasına.

Genç baba, kıdemli boksör. Nüfusta Anthony Martin Sinatra, ringde Marty O’Brien. İtalyanlara dövüş dünyasında ihtiram yok diye… Kendi gönül rahatlığıyla kullanamadığı adını oğluna vermek istiyor baba. Ancak vaftiz günü dalgın bir pederin elinde ‘Frank’ diye kutsanınca bebeği, adı da kaderi gibi başka yazılıyor.

Frank, hırçın çocuk. Babasının oğlu. İtalyan mahallesinde kendini dövüşerek korumakta. Küçük yaşlarından beri ufak tefek işlerde çalışsa da gönlü spor muhabiri olmakta. Öte yandan sesi de güzel, annesi gibi… Şarkı söyleyerek para kazanıyor. Ve 1930’lardan itibaren Frank, artık babasının mesleğiyle amatör; amatör şarkıcı annesinin mesleğiyle ise profesyonel olarak ilgilenmeye başlıyor.

Frank Sinatra, 1940’lı yıllarda bir softball takımı kurar: the Swooners. Anthony Quinn, Nat King Cole, Barry Sullivan; takım arkadaşları. Maçlarını Beverly Hills Lisesi’nin beyzbol sahasında yapalar. Amigoları mı? Hollywood’un en güzel yıldızlarından… Marilyn Maxwell, Virginia Mayo, Lana Turner ve tabii ki Frank’in sevgili eşi Ava Gardner.

1949 yılında bu sefer takımıyla değil, rol gereği sahaya çıkar Frank. Bir beyzbol oyuncusunu canlandırdığı Take Me Out To The Ball Game filmi gişede büyük başarı kazanır. Ancak Frank’e En İyi Yardımcı Oyuncu Oscar’ını getirecek film başkadır: 1953 yapımı From Here to Eternity. (Türkçe mealiyle, Buradan Sonsuzluğa)

Ünlü şarkıcının bu filmde rol alabilmek için yakın ilişkide olduğu İtalyan mafyasından ‘yardım’ istediği söylenir. Sinatra’nın yeraltı bağlantısı, basından FBI ve CIA’e kadar herkesin yakından ilgilendiği, ancak hâlâ tam olarak çözülemeyen bir sır perdesidir. Rivayet odur ki Mario Puzo da bir edebiyat ve sinema başyapıtı olan romanı Baba’da, Don Carleone’nin vaftiz oğlu, şarkıcı ve oyuncu Johnny Fontaine karakterine Frank Sinatra’dan ilham alarak hayat vermiştir!

Bir döneme ruhunu bahşeden müziği, sahne şovları, oynadığı filmler, evlilikleri, yasak aşkları ve dahi mafya çevreleriyle ilişkileri, Frank Sinatra’yı unutulmaz bir pop idolü haline getirdi. Karakterinin onu anlatan en önemli özelliklerinden biri ise spora ve sporculara olan ilgisiydi. Medyaya sıkça düşen fotoğrafları arasında ünlü boksörlerle şakalaşırken de görüldü, taraftarı olduğu Los Angeles Dodgers maçını izlerken de… Kameralara golf oynarken de poz verdi, beyzbolcularla beraber soyunma odasında da… Çocukluk düşünü ise seneler sonra, Muhammed Ali ile Joe Louis arasındaki efsane müsabakayı Life dergisi muhabiri olarak takip ederek gerçekleştirecekti. Magazin muhabirleri, elinde fotoğraf makinesiyle karşılaşmayı izleyen Frank Sinatra’yı çekerken, onun maçtan yakaladığı şık bir kare, 19 Mart 1971 tarihli Life dergisinin kapağında boy gösterdi.

Frank Sinatra öldüğünde Vegas kentinin karanlığa gömüldüğü söylenir. Vegas, Los Angeles, New York… Hepsi ardından ağıt yakan şehirlerdir. Bana sorarsanız onun sesinde titreyen kar taneleri var; dinmeyen bir kış. Belki doğduğu günden kalmadır, kim bilir…

*Bu yazı Socrates‘in Aralık 2015 sayısında yayımlandı. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.