Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Vodafone İstanbul MaratonuBÖYLESİ DAHA GÜZEL

Koşarken kimseye ihtiyacınız yok. Kendiniz programlayın, pişirin, yiyin. Her şey sizin için.
Ozan Can Sülüm5 sene önce

Spor spikeri olmak belli bir mesainiz, çalışma saati ya da sabit programınızın olmaması demek. Hele Eurosport’ta çalışıyorsanız… İki hafta sonraki perşembe günü saat 21:00’deki bir konsere direkt olarak bilet alabilirsiniz ancak ben o perşembeden bir önceki cuma günü, haftalık yayın programının gelmesini beklemeliyim. İş böyle olunca, koşuları planlamak da biraz zor tabii.

Baştan söyleyeyim, genel durumun aksine bir sabah koşucusu değilim. Zorlanıyorum. Açılmam, kendime gelmem, kaslarımı ısıtabilmem çok uzun sürüyor. Baştan öyle alıştım diye mi bilmiyorum, geceleri çok rahatım. Bütün kişisel rekorlarım hep geceleri geldi. Tek problem var, bütün yarışları sabaha koyuyorlar.

Sırf koşu zamanı bulmak da değil problem. Her çıktığında aşağı yukarı 10 kilometre koşan birinin en azından koştuğu gün sağlam beslenmiş olması lazım. Şimdi o zaman gelin ve bunu iki yayın arası aceleyle yediğim içinde peynir varmış gibi yapan büfe tostlarına, yarı aç girilen yayının uzamasıyla kendini öğütmeye başlayan mideme ve yayından çıkıp siparişle birlikte eve en çabuk ne geliyorsa(döner, kebap, sandviç) ona girişmek isteyen beynime anlatın. Evden çıkarken “Akşam koşacağım” diye yulaflı omlet ve kahverengi ekmek yiyip, yayından çıkınca adana dürüm gömmek zorunda kalınca, o günü çöpe atıyorsunuz ister istemez tabii.

İlk senemde her şeyi yiyip koşuyordum ama o zamanlar performansla ilgili bir kaygım falan yoktu. Sarımsaklı yoğurtlu mantı yiyip ilk kilometrede midem bulanınca, “Tüh ya” diyerek eve dönmek o aralar normaldi. Şimdi koşu öncesi karbonhidrat yüklemeyi, yağdan kaçmamam gerektiğini, koşudan sonra proteine ve life abanmayı, yarışlara yakın mümkün olduğunca glutensiz gitmeyi ve tatlı patatesi öğrendim. Dergilerden, Youtube’dan, makalelerden veya araştırmalardan öğrendiklerimi yapıp yiyebiliyorum. Ha tek problem var, birayı unutamıyorum.

Koşuya özel Oktoberfest yapılsın!
Koşuya özel Oktoberfest yapılsın!

Bira cidden aşil tendonum. Yazlık balkonunda atletli oturan amca gibi değil, çocuğun şekeri, köpeğin kemiği, kedinin kendisini sevdiği gibi seviyorum. Yayın programımı görünce yaptığım koşu planlaması gibi, her hafta bir tane bira günü ayırıyorum kendime. İki koşunun tam ortasında, önü-arkası boş, hiçbirini etkilemeyecek şekilde. Tatlıyı oldum olası sevmedim, yağı sadece depo doldurmak için yerim, unla falan aram yoktur, fast-food’u ayda en fazla bir iki kere tüketirim ama bira işi bozuyor işte. Ki her seferinde alkolün etkisini koşularda hissediyorum. Antrenmanda ya da yarışta.

İki senede çok geliştim, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gelişmemde beslenmenin rolü büyük, ki zaten 10 kilo vermem başka şekilde mümkün olmazdı. Hayatımdaki ilk 10 kilometre yarışını kulaklarımdan basınç fışkırtarak bitirdiğimi hatırlıyorum. Şimdiyse iki gün arka arkaya 10k antrenmanı yapabiliyorum. Etrafımda “Onu yememen lazım, şunu bir an önce bırakmalısın, yalnız ya bira ya koşmak, ikisi beraber olmaz” diyen çok insan var. İki senede şunu öğrendim ki, koşmanın en güzel yanlarından biri herkesin kendiyle yarışması, herkesin kendine antrenörlük yapabilmesi. Bu yolda kimseye ihtiyacınız yok, koşmak bu yüzden güzel. Kendiniz programlayın, kendiniz pişirin. Kendiniz için. Deneyin, yanılın, doğrusunu yapın. Böylesi daha güzel.

*Vodafone İstanbul Maratonu ile ilgili detaylı bilgi için buradan. 

Ozan Can Sülüm, 1990 yılında, İstanbul’da doğdu. İlkokuldan lise bitene kadar hentbol oynadıktan sonra kısa bir süreliğine spordan nefret edip bıraktı. Üniversitenin ilk yılında Eurosport’a girince anlatmaktan spor yapmasına zaten vakti kalmadı. 2013 yılının soğuk bir kış akşamında çay fincanını göbeğinin üstüne koyabildiğini fark edince spora geri dönmeye karar verdi, o günden beri koşuyor. 5, 10, 15km’leri denedi, bir gün maraton koşabileceğine inanıyor.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler