Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemSaha DışıYorumBir Futbol Filmi

Semt soslu bir futbol filmi olan 'Takım: Mahalle Aşkına' gösterime girdi.

Takım: Mahalle Aşkına; hem fragmanıyla hem afişiyle hem de ismiyle bir futbol filmi gibi duruyor. Evet, futbol öykünün merkezinde ama filmin belki de asıl dikkat çekmek istediği yer kentsel dönüşüm mevzusu.

Kentsel dönüşüm; İstanbul’un hemen her semtine musallat olan, ilk başlarda modernliğin ve güvenliğin habercisi olarak sunulsa da daha sonrasında kentin dokusunu bozan ve insanları yaşam alanlarından uzaklaştırarak çılgınlığa dönüşen bir olgu. Kısa sürede milyonlarca insanın yaşamlarını etkilemiş olmasına rağmen, sinema gibi toplumsal damardan beslenen bir sanat dalında konuyu irdeleyen işler pek göze çarpmamıştı. Takım: Mahalle Aşkına bu ciddi konuyu yeterli düzeyde doyuracak kadar ‘sıkı’ olarak anlatmasa da en azından bir kapı açıyor.

Ülkenin hemen hemen her alanında yaşadığı baskı ve kısıtlanma sinemanın da böyle ‘yukarı’dan desteklenen bir konuya eğilmesini zorlaştırmış olabilir. O nedenle sanatını ve kendisini Los Angeles’ta geliştiren ve Emmy ödülleri bulunan bir yönetmen olan Emre Şahin’in, bu projede yer almasına şaşırmıyoruz. Filmin yönetmeni Emre Şahin, senaryoya da el atıyor ama o konuda yalnız değil. Köşelerinde kentsel dönüşüm konusuna sıkça değinen Ece Temelkuran’ın kardeşi İnan Temelkuran, filmin senaryosunda yer alıyor ve Emre Şahin’e destek veriyor. Temelkuran, daha önce Bornova Bornova ile büyük bir başarıya imza atmış (2009 – Altın Portakal) ve çıtayı yükselmişti. Ayrıca spora da çok uzak değil. Siirtli genç güreşçi Evin Demirhan’ın öyküsünü belgeselleştirerek (Siirt’in Sırrı) ilginç bir işi kotarmıştı.

takım iç
Takım: Mahalle Aşkına, her şeyiyle bir futbol filmi görüntüsü çiziyor.

Fakat yine de filmin yaşadığı zorluklar mevcut. Mesela müzik tercihleri filmin notunu düşürüyor. Müziklerin kullanımı bazen rahatsız edici boyuta ulaşıyor. Özellikle futbol sahneleri mini bir klibe dönüyor. Zaten futbolla ilgili filmlerin yaşadığı en büyük zorluk da burada karşımıza çıkıyor.

Futbol, taşıdığı inanılmaz dram ve romantizm potansiyeli sayesinde her daim sinemacıların gözü önünde yer almıştır. Futbolda yaşanan herhangi bir öykü sinemaya uyarlansa ‘Yok artık” dedirtebilecek düzeyi zaten buluyor. Buna rağmen oyunun ruhuna aşina olan seyirciyi de rahatsız etmiyor. Fakat teknik yetersizlik, seneler geçse de devam ediyor. Futbol sahneleri hiçbir zaman üst düzeyde değil ve seyirciyi yakalamakta zorlanıyor. Film, vaadini futbol üzerinden yapınca da sıkıntılı sekanslar izleniyor. Belki de Zafere Kaçış’ın üzerinden yıllar geçmesine rağmen yanına yaklaşılamamasının nedeni budur. Profesyonel futbolcuların ağırlıklı olduğu filmde futbol sahneleri oldukça iyi bir şekilde sunulmuştu. Hatta futbolcu geçmişi olmayan Michael Caine’in bile topla haşır neşir yapısı filme görünmez bir artı puan katmıştı. O nedenle bu filmde Pascal Nouma’nın olması büyük bir katkı olarak gözüküyor.

Öyküye sonradan dahil olan Puma karakterini canlandıran Nouma, oyunculuk kısmında da çok büyük sıkıntılar yaşamıyor. Futbolu bıraktıktan sonra Türkiye’nin popüler kültür sahnesinden düşmeyen; yarışmalar, programlar ve reklamlarla adından söz ettiren Nouma, belki de seneler sonra ilk defa olumlu bir referansla karşımızda yer alıyor. Filmin diğer oyuncularınıysa ikiye ayırmak mümkün; tecrübeliler ve gençler. İlk grupta Cezmi Baskın, Sinan Bengier ve tabi ki başrol Fırat Tanış var. Son dönemin popüler isimlerinden Erkan Kolçak Köstendil’i de buraya dahil edebiliriz. Eski bir futbolcu olan Köstendil’in futbolla ilgili ilk projesi bu değil. Köstendil, daha önce Aut isimli ilginç bir öyküye sahip başarılı bir tiyatro oyunununda rol almıştı. İkinci gruptaysa yaş olarak çok genç olmasalar da sinemaya yeni yeni adım atan isimler yer alıyor. Buna rağmen işin içerisinden başarıyla çıkıyorlar.

Takım: Mahalle Aşkına; genel anlamda eksikler barındırsa da Türkiye sinemasının son dönemde bazı alanlarda yaşadığı boşluklara yenilik katabilir. Üçüncü sınıf komedi filmleri veya biten dizilerin film versiyonlarından revaçta olduğu dönemde hem güncel bir mesele hem de spor içeriği sinema salonlarına uzun süredir uzak kalan bir kitleyi yeniden heyecanlandıracaktır.

inan temelkuran
İnan Temelkuran, spora olan ilgisinin çocukluğa dayandığını söylüyor.

Peki filmin senaryo yazarı İnan Temelkuran, ortaya çıkan iş hakkında ne düşünüyor? Kendisine sorduk:

Daha önce Siirt’in Sırrı isimli, yine sporla alakalı bir çalışmanız olmuştu. Bu spor ilgisi nereden geliyor?

Küçükken, sabahları okula gitmeden önce eve Cumhuriyet gazetesi gelirdi. Gazetenin son ya da sondan bir önceki sayfası spor olurdu, mutlaka orayı okurdum. Böyle küçüklükten bir ilgi var. 1984 Los Angeles, yine ondan önceki olimpiyatlar… İzlerken hep spor yapmayı da istemiştim. Maraton koşmayı falan arzu ederdim.

Peki spor kariyeriniz oldu mu?

Sadece okulun pinpon takımında yer aldım, bir de top oynadık tabii…

Sizin yazım sürecinde yer aldığınız senaryoyla filmdeki karakterler bağdaştı mı?

Ben yazdım, başkası yaptı. Ancak güzel yorumlamışlar.

pascal takım
Pascal Nouma, filmin önemli unsurlarından.

Peki Pascal Nouma… Onunla çalışmak bir risk miydi?

Tam olarak bilemiyorum, çekimlerde yer almadım. Ancak Nouma hakkında herhangi olumsuz bir şey de duymadım. Hep uyumlu ve eğlenceli olduğunu anlattılar.

Ortaya çıkan iş sizi tatmin etti mi?

Arzu edilen kitleye yönelik bir film oldu. Bu açıdan tatmin olduğumu söyleyebilirim.

https://www.youtube.com/watch?v=U2ES7KEkOFg

İlginizi çekebilecek diğer içerikler