Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EURO 2016Bir Çocukluk Hastalığı

İngiliz tribünleri üzerine ideolojik bir deneme...

Futbol; bir işçi sınıfı oyunu. Daha doğrusu öyleydi, zira endüstrinin isteklerini karşılayacak bir taraftar tipine girmiyor uzun zamandır değerli işçi sınıfı üyesi. Özellikle tribünlerde ve böylesi uluslar arası aktivitelerde dolanan taraftar tipi artık başka türlü sınıfsal pozlar veriyor. Ki mevzu artık pek bir pahalı. Yoksa hiç olacak iş mi, Avrupa’nın şu anda en aktif olan sınıf performanslarından biri Fransa’da vuku bulurken, taraftarlar hadiseye katılmasın. Fransız emekçilerinin uzun bir zamandır gösterdiği inatçı performans takdire şayan, onun da hakkını ehemmiyetle teslim edelim.

Yine de futbolun arkaik kökenlerine en sadık yerlerinden biri hâlâ İngiltere; işçi ve alabildiğine erkek. Hepsi değil elbet, ama hatırı sayılır bir kalabalıkta… Lakin ‘kendi için sınıf’tan ziyade ‘kendiliğinden bir sınıf karakteri’ taşıyorlar; kafa bir dünya yani ve öyle ‘nasırlı ellerle yeni bir dünya yaratmak’ gibi dertleri de yok; bir kupa yeter her şeyi çözmeye… Yoksa, sokaklardaki büyük direnişe bir yerinden ilişir ve Avrupa emekçilerinin geleceğini Fransız işçi sınıfıyla dayanışmada görürlerdi. Onların yaptıkları, bir sürü erkek (ve göbek) orayı burayı dağıtıp, elde şişe, sırtta bayrak azmak oldu. Hoş bu sefer onlardan daha beter bir grup ortaya çıktı: organize Rus taraftar gücü. Çok fenaydı hakikaten…

Kesif erkeklik
Velhasıl, futbol işçi sınıfına ait olmaktan uzun zamandır çıkmış durumda. Aynı İngilizlerin ulusal futbol turnuvalarındaki hâlleri gibi. Futbol doğduğu toprakları terk edeli hayli oluyor. Artık başka evlerde daha renkli hayatlar sürüyor. Belki de dünyanın her yerinde vuku bulan bu şımarıklık, yaramazlık halinin nedeni bu; sivilceli, depresif ve her daim tatminsiz bir ergenlik hâli. Tabii konumuz uluslararası turnuva olduğu için böyle konuşuyoruz. Yoksa Premier Lig’in gezegenin en lezzetli futbol yemeklerini de pişirdiğini biliyoruz. Belki de bir diğer neden bu; İngiltere’de kulüp futbolu bir ‘gurme’ faaliyeti iken, milli faaliyet ‘fast-food’a dönmüş vaziyette. Hâliyle işçi sınıfına kala kala İngiltere milli takımı kaldı, bir nevi ‘fish&chips’ diyeti.

Kötü ‘sınıf’ alışkanlıkları ile devam edelim; erkeklik meselesiyle… Tarım toplumuna geçişten beri gezegenin başına musallat olmuş en büyük fenalıklarından biri. Dikkat, sıkıntımız biyolojik bir erkeklik vakası değil, ideolojik bir erkeklik vakası, yani mevzu futbol elbisesi içine girdiğinde iyice zıvanadan çıkan erkeklik hali.

Ünlü futbol yazarı, David Winner İngiliz Futbol tarihine dair yazdığı Those Feet adlı kitabında bahseder: “Takım sporları, Viktoryan dönemi okullarda bir takıntı hâline gelen ‘masturbasyon’ hadisesinin çözümü için de kullanılıyormuş.” Sağcı, muhafazakar ve disipliner toplumlarda, bedeni kontrol etmek ve hazza sürekli bir negatif değer yüklemek mühim vazifedir. Hâliyle futbol (rugby de) böylesi ‘lüzumsuz’ faaliyetlere de malzeme yapıldı. Nafile! Cinsellikten tiksinmenin sonuçları belli zira. Olmuyor işte… Zira o vakitlerde İngiltere’deki asıl sorun masturbasyonu genç erkek üzerinden değil, dış siyaset üzerinden yapmasıydı (Bkz: Emperyalizm tarihi okumaları). Hâliyle beyaz İngiliz maço erkeğine de kala kala böylesi bir tatminsiz ergenlik hâli kaldı. Kendilerini hâlâ gezegenin efendisi zannediyorlar.

Erkeklik, milliyetçilik, ergenlik, bir de onu isterimci bunu isterimci bir şımarıklık, yani eline koluna hâkim olamayan çocukluk haliyle mülhem bir taraftarlık hali. Sadece İngiliz erkeğine de yürümeyelim. Haksızlık olur zira…

Öte yandan; kabul edelim İngiltere tribünleri her daim bu tip turnuvaların en renkli, en vesveli ve en kalabalık performanslarından birini sunuyor. Ama dün kameraların tribünlere her dönüşünde bir sürü beyaz İngiliz erkekten başka bir şey görmedik. Hâlbuki, İngiliz toplumunun renkli yapısı, kulüp futbol taraftarlığında artık çok daha görünür bir şey. Ulusal turnuvalarda ise sahadaki etnik renklilik, tribünde kendine yer bulamıyor. Belki de bu durum, 1966 Dünya Kupası dışında (misal Avrupa futbol şampiyonasında final bile oynamadılar) dünya futbolunda herhangi bir başarı elde edememiş İngiliz futbolunun lanetlerinden biri (tek nedeni değil elbet); toplumun sağlamasını bir türlü tribünde alamamak; bir hakkaniyet, bir olgunluk meselesi. İngiliz ulusal takımı hâlâ beyaz-erkek ve millici İngilizliğin bir göstergesi, hâliyle sokaklardaki bu kontrolsüz “boşalma hâli” de bu resmin doğal parçası oluyor. Yoksa bu kadar renkli bir toplumun takımını neden hiç bir gayri-beyaz desteklemez yahu. İşte sadece İngiltere’de değil, her coğrafyada geçerli bir ikilem: “Asıl mesele milli takımı tutmak değil, tutamamak…”

Bira meselesi ve Slovakya
Ağır meseleler bunlar, genellemelerden kaçınalım tabi. Yoksa, efendi efendi taraftarlık yapmak isteyenlerin sayısı da az değil. Biz yine eğlenceli bir konuyla mevzuya nokta koyalım; bira meselesi ile… St. Etienne şehri, tarihinde bu kadar biracı adamı bir arada görmemiştir herhâlde. Ki, uzun bir güney Fransa turundan hadiseyle hemhaliz, marketlerdeki bira reyonları şaka gibi küçüktür, oradaki biralar da genelde Belçika biralarıdır (hani daha bir şarap özeni gösterilen). Yani Fransızlar biracı değildir (kişi başına bira tüketiminde ilk 58’de bile yoklar. 58. sırada yer alan Hindistan’da tüketimin kişi başı 2 litre ve listedeki son Avrupalının da 13 litre ile Türkiye olduğunu not düşelim). Hâliyle koca koca adamların (İngilizler’den bahsediyoruz), narin ince bacaklı kadehlerden şarap içtiğini düşünüyoruz da, bu adamlara bile acımadan edemiyoruz.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Yalnızlık

Yalnızlık

4 sene önce
Anne Forması Hüznü

Anne Forması Hüznü

4 sene önce