Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EURO 2016FutbolBİLİNMEZLİK

Euro 2016 öncesi Fransa Milli Takımı'nda kaos eksik olmadı. Ev sahibi ülke bu durumu kendi lehine çevirebilecek mi?
Ozan Can Sülüm4 sene önce

Bazı takımların başarılı olması için kaos gerekir. Fransa onlardan biri değil, hiçbir zaman olmadı.

Aslında ilk cümle benim fikrim değil ama yine de denedik, yüzde 100 çalışıyor. Fatih Terim’in Euro 2008’de oynattığı, izlediğimiz, okuduğumuz, sevindiğimiz şey kaos futbolu olarak adlandırıldı. Saha içinde yapılandan çok, saha dışı tartışmaların, sakatlıkların, imkansızlıkların veya gerginliklerin beslediği bir motivasyon kaynağı üzerinden oynanan oyun yalnızca sonuç almıyor, beklentinin bayağı fazlaca üstüne çıkabiliyor. Bunun yanında tartışılıyor, konuşuluyor ve akılda kalıyor. Yani kaosu yönetebilir, ondan sonuç çıkarabilirseniz düz bir şekilde ulaşılan başarıdan çok daha popüler olma şansına sahipsiniz. Yoksa aslında üçüncülük maçı olmayan bir turnuvada yarı finalde elenen iki takımdan birinin üçüncü olarak ilan edilmesi pek mümkün değil durup dururken. Euro 2008’de üçüncülüğü hak eden bir takım varsa, o da Rusya değil, hâlâ ara sıra herkesin maçlarını açıp izlediği kaotik Türkiye’ydi.

Olur da kaosu yönetemezseniz, o zaman beklentinin de, eleştirilerin de, taraftarların da altında kalıyorsunuz. Peki ya turnuva kendi evinizdeyse?

Didier Deschamps’ın Euro 2016 için açıkladığı kadroyu beğenen kimse yok. Basın, eski futbolcular ve taraftar forumları kadro açıklandığı günden beri ateş kusuyor. Fransa gibi bir oyuncu havuzunuz varsa turnuvaya gitmeyi hak eden, ancak yine de dışarıda kalan birileri illa ki olacaktır. Ancak “Form önemli” deyip Fransa Ligi’nin formda oyuncularını dışarıda bırakır, “Tecrübe mühim” deyip kendi takımının rotasyonunda olan gençlerden birini 23 kişilik kadroya alıyorsanız, o zaman kendi topuğunuzu nişanlıyorsunuz demektir.

Fransa’nın en iyi iki-üç kadrodan birine sahip olarak gidip hiçbir şey yapamadığı son turnuvaların hepsi benzer hikâyeye sahip. 2010 Dünya Kupası’nda Anelka-Ribery ikilisinin teknik direktör Domenech’le kapışması, Euro 2012’de basının Laurent Blanc üzerinde kurduğu kadro baskısıyla Blanc’a İspanya maçında taktik değiştirtmesi (sırf basının hatası değil tabii) ve 2014 Dünya Kupası’na götürülmeyen Samir Nasri ve kız arkadaşından basına yansıyan saçmalıklar. Son üç turnuvadaki kaosun limitleri aslında bu sezon başında biraz zorlanmıştı. Karim Benzema’nın Valbuena’ya bir seks kaydı üzerinden yaptığı şantaj, iki oyuncunun davalık olması, Benzema’nın sezonun ilk bölümünde oynamaması ve sonrasında işin politikacılara kadar gitmesiyle birlikte Benzema’ya gayriresmi bir milli takım yasağı gelmesi… Fransa’nın bu turnuvaya gelirkenki kaosu bayağı iyi. Ya da iyiydi, çünkü bununla sınırlı kalmadı.

fransa iç

Deschamps aslında Benzema’yı oynatmayacağını daha önceden söylemişti ama kadro açıklandıktan ve nispeten kanıksandıktan haftalar sonra Karim Benzema’nın Didier Deschamps için Marca‘ya Cezayir kökenini işaret edip “Bazı ırkçı kesimlerin etkisinde kalıp beni çağırmadı” demesi, sonrasında herhangi bir gündeme gelme fırsatını asla geri çevirmeyen Eric Cantona’nın “Fransa’nın en iyi oyuncusu Ben Arfa’yı çağırmayan biri. Saf Fransız, ailesinde hiç göçmen yok, belki de ondandır” diye oyunculuk döneminden beri hiç sevmediği Deschamps’a saydırması ve son olarak gaza gelen bazı gençlerin Didier Deschamps’ın Bretanya’daki evinin duvarına ırkçı anlamına gelen “RACISTE” yazması kaosun boyutlarını devasalaştırdı. Futbolun, hatta bazı takımlara tesis edilen kamp alanlarını su basmasının falan konuşulmadığı bir noktaya geldik turnuvaya bir hafta kala.

İşin taktik veya teknik boyutuna gelmek gördüğünüz gibi mümkün değil. Didier Deschamps’ın önce akıl sağlığını muhafaza ve müdafaa etmesi gerek ki, sahaya bir şeyler çıkabilsin. Burada bir nokta kritik; Zidane’dan sonra ilk kez saha içinde gerçek liderleri var Fransa’nın. Koscielny artık fazlaca tecrübeli bir adam, Matuidi milli takımda sözünü geçirebilecek bir lider ve her şeyden öte, takımın her zaman güvenebileceği bir süper yıldızı var; Pogba. Hem Fransa Milli Takımı için hem de Pogba için çok büyük bir test olacak Euro 2016. Oldu mu, yoksa Fransızlar yine her genç süper yıldıza yaptığı gibi üzerine çok erken mi yük bindiriyor, zamanla göreceğiz. Ancak saha içerisinde takımı toparlayacak adamları var elinde Deschamps’ın.

Hücumda hiçbir problemi olmadığını birkaç kez gösterdi Fransızlar. Atleti de, zeki ayağı da, bitiricisi de, kontracısı da, ceza sahası golcüsü de var. Akan oyun ya da duran topun çok fark etmeyeceğini söylemek mümkün, gol atacaklar. Orta sahaya zaten girmiyorum, oradan canlı çıkamam. Turnuvanın açık ara en iyisi. Ancak Varane’ın sakatlığıyla birlikte 2013’ten sonra ilk kez milli takıma çağrılan Adil Rami ve daha önce onunla hiç oynamamış Koscielny’nin durumu Kamerun maçında içler acısıydı. Vincent Aboubakar ve arkadaşları stoperlerin arasını patatese çevirirken, bu sene Juve’nin belki de Şampiyonlar Ligi finaline malolan Patrice Evra artık eskisi kadar güvenilir mi bilemiyorum. Deschamps’ın en büyük hatası, önünde iki senelik bir hazırlık dönemi varken savunmasını yedekleyen Digne, Umtiti, Zouma ya da Sidibe gibi gençlere hiç şans vermemesi, onları acil durum senaryosuna hiç hazırlamamasıydı.

Bildiklerinden şaşmayan bir adam Deschamps. Doğruyu biraz zor bulan, bulunca da o doğru yanlışa dönüşene kadar sıkıca sarılan biri. Yedi-sekiz maçlık şampiyonalar biraz daha esnek, biraz daha değişime açık ve pragmatik adamlara göre bence ama, acil durum olmadığı sürece pek değişikliğe gereksinim olmuyor. Son hazırlık maçında İskoçya’yı sağlam geçti Fransa. Deschamps için pankartlar, çok eleştirilen Giroud için büyük bir destek ve takımı turnuvaya yolcu eden, güven veren bir seyirci vardı her şeye rağmen. Deschamps en azından kamp öncesi kaosunu yenmiş gibi duruyor şimdilik. Sırada kampta ve turnuva sırasında çıkacak kaos var, zaman bize bunu öğretti. Ona da cevap verebilirse, Fransa’nın şampiyon olmaması için hiçbir neden kalmayacak.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler