Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

YorumBILIC’İN ARDINDAN

Beşiktaş'tan ayrılıp West Ham United yolunu tutan Slaven Bilic'ten geriye neler kaldı? Artılarıyla eksileriyle Hırvat teknik adam...

Tarih 11 Haziran 1996, yer Nottingham City Ground Stadyumu.

Türkiye ilk kez Avrupa Futbol Şampiyonası finallerinde ve ilk maçının son dakikalarına 0-0 eşitlik ile giriyor. Hırvatların bir anda yakaladığı tehlikede herkes Alpay Özalan’ın Goran Vlaovic’i gole giderken düşürmesini bekliyor lakin olmuyor. Hırvat golcü attığı golle ülkesine 1-0’lık galibiyeti getiriyor. Hırvatların savunmasında sert, etkili, güçlü bir savunmacı da var sevinenler arasında. O turnuva esnasında Almanya’da Karlsruher’de oynayan ve kendisine West Ham yolunu açan 28 yaşındaki Slaven Bilic. Hayatımıza ilk ciddi girişi orada, biz üzülüyoruz o seviniyor.

Tarih 20 Haziran 2008, yer Viyana Ernst-Happel Stadyumu.

Türkiye bir kez daha Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, rakip yine Hırvatistan ama bu sefer maç çok daha kritik, zira çeyrek final. 119. dakikada Ivan Klasnic’in attığı golle tüm ülke şoka girmişken müthiş yedek Semih Şentürk, Türk futbol tarihinin en unutulmaz gollerinden birini atıyor ve maç penaltılara gidiyor. Penaltılarda bu sefer kazanan Türkiye, Hırvatistan ise yarı finalin kapısından evine dönüyor. Slaven Bilic hayatımıza ikinci kez çok yakından çarpıveriyor. Bu sefer o üzülüyor biz seviniyoruz.

22 Eylül 2013 Slaven Bilic ile yollarımızın kesiştiği üçüncü nokta.

Bu sefer milli takımımızın karşısında rakip değil. Feda sezonunu henüz geride bırakmış, son 10 yılda sportif ve ekonomik anlamda iki büyük rakibi Galatasaray ve Fenerbahçe’nin gerisine düşmüş Beşiktaş’ın başına geçiyor. Elindeki malzeme diğer iki şampiyonluk adayına oranla çok daha toy ve mütevazı. Ancak Slaven Bilic için bu bir dezavantaj ile birlikte bir fırsatı da beraberinde getiriyor: Bu genç takımı büyütürken kendisinin de büyüme fırsatını. Zaten kulüp de eski başkan Yıldırım Demirören döneminden kaynaklı büyük buhranı ufak ufak atlatma hazırlığında. Yeni stadyumun yapımına başlanması, ekonomik anlamda biraz daha para harcayabilir konuma gelmesi ile Beşiktaş birkaç yıl içerisinde tekrar atılım yapabileceğinin sinyallerini veriyor. Burada kritik nokta bu geçiş yıllarında Slaven Bilic’in takımı nerelerde tutabileceği ve değer olarak ne katabileceği? Haftalar, aylar geçiyor ve biz görüyoruz ki Hırvat teknik adam ile Beşiktaş arasında müthiş bir doku uyumu yaşanıyor. Bu sadece taraftarla değil, kulüp profiliyle de örtüşen bir görüntü. Takım Bilic’in ilk sezonunda zaman zaman iyi futbol ortaya koysa da şampiyonluk yarışından ikinci yarının başlarında kopuyor. Zaten Ersun Yanal yönetiminde uçup giden ve Beşiktaş’a oranla çok daha güçlü bir kadroya sahip olan Fenerbahçe şampiyon olduğu için Slaven Bilic’in üçüncülüğü gayet makul karşılanıyor. Son haftalarda Galatasaray’a sunulmuş bir Şampiyonlar Ligi bileti var ama takımın genel gelişimi, oyuncuların Bilic’e sevgisi, Bilic’in takıma olan hakimiyeti tüm camia tarafından daha ön planda tutuluyor ki bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu kimse söyleyemez. Zaten birçok oyuncunun bireysel olarak kat ettiği yol bile Slaven Bilic’in bu toy takıma aktarımlarının olumlu olduğu konusunda fikir birliği sağlanmasına yetiyor. İlk sezonun tek soru işareti derbi maçlar ve kırılma noktalarında takımın sınıfta kalması. Ancak dokuz aylık bir dilim için Beşiktaş’ın şartları da göz önüne alındığında bu göz ardı edilebilecek bir durum.

bilic cl
Beşiktaş, Arsenal’e iki maçta yediği tek deplasman golü ile elenmiş ve Şampiyonlar Ligi şansını kaybetmişti. Ancak Avrupa Ligi’nde üçüncü tura kadar yükselmişlerdi

İşte böyle geçen ilk sezon sonrası Beşiktaş’ın bu sefer şampiyonluk iddiasını çok daha yüksek sesle dillendirdiği 2014-15 sezonu başlıyor. Bilic takımın başında ikinci senesinde ve beklentiler yükselmiş durumda. Takımın hala kendine ait bir stadı yok ama Demba Ba, Jose Sosa, Gökhan Töre gibi lige damgasını vurabilecek elit oyunculara sahip. Aynı zamanda Oğuzhan Özyakup, Kerim Frei, Cenk Tosun ve Veli Kavlak gibi sezon içinde faktör olabilecek değerler de kadronun bir parçası. Sezon başlıyor ve Beşiktaş lige harika bir giriş yapıyor. Ligin ilk altı haftasında 14 puan toplayıp zirveye çıkan Beşiktaş sonrasında üst üste Kayseri Erciyes ve Fenerbahçe yenilgileri alıp sarsılsa da akabinde yakaladığı galibiyet serisiyle ilk yarıyı lider Fenerbahçe’nin bir puan gerisinde tamamlıyor. Sürece bakıldığında yine stadyumsuz ve göçebe bir sezon geçiren takımın sahada son derece karakterli bir futbol ortaya koyduğu rahatlıkla görülebiliyor. Hatta Beşiktaş’ın son 10 senesini çok yakından takip edenlerin büyük bir kısmı hemfikir olacaktır ki Beşiktaş’ın Bilic’in ikinci sezonunun ilk bölümünde ortaya koyduğu futbol Mircea Lucescu’nun Beşiktaş’ından beri sahadaki en aklı başında takım. 2009 yılında Mustafa Denizli yönetiminde şampiyon olan takımın Beşiktaş’ın bile sahada bu kadar heyecan verici, derli toplu ve akıcı olduğunu söylemek zor. Ayrıca takım sadece ligde değil Avrupa’da da son derece iyi bir görüntü veriyor ve Tottenham gibi üst düzey bir İngiliz takımının bulunduğu grubunu zirvede bitirerek sonraki tura gidiyor. Devre arasında takıma katılan Tolgay Arslan ile birlikte Beşiktaş’ın şampiyonluk ihtimalinin ne kadar yüksek olduğu, ligin en iyi futbol oynayan takımı olduğu dillerden düşmüyor. Taraftar memnun, kulüp huzurlu ve sakin. Giderilemeyen tek sıkıntı derbi galibiyetleri. Ligin ilk yarısı bu kadar parlak geçmesine rağmen iç sahada oynanan iki derbi de kaybediliyor. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın çok kötü bir görüntü verdiğini de eklemek lazım. Fenerbahçe ve Galatasaray bu kadar kötüyken Beşiktaş’ın bu iki takıma gol dahi atamadan kaybetmesi yine canları sıkıyor ama ufukta şampiyonluk var, sükut korunuyor.

Ligin ikinci yarısı Beşiktaş kadrosu için çok ciddi ve sert bir test oluyor. Evet, Beşiktaş gelişmekte olan bir takım ve kadrosu  şampiyonluk için söz sahibi olabilecek de bir konumda ama bu yarışın favorisi olabilecek olgunlukta ve derinlikte değil. Ligin ikinci yarısının -özellikle de Liverpool zaferinden sonraki kısmının- Beşiktaş taraftarının yüzüne sert bir şekilde çarptığı gerçek bu. Ve Slaven Bilic için de Beşiktaş kariyerindeki en büyük eksiler bu son 1-2 aylık performansıyla yazılıyor. Öncelikle UEFA Avrupa Ligi’nde gelen Liverpool zaferi sonrası takım sanki hedefine ve doyumuna ulaşmış bir ekip gibi yavaş yavaş performans kaybetmeye başlıyor. Bu süreçte Bilic’in en baştan beri zaman zaman dillendirilen maç içi taktik hamlelerdeki sıkıntısı da daha çok ortaya çıkmaya başlıyor. Avrupa Ligi’ndeki Brugge rövanşı hemen akla gelen ilk maçlardan biridir ancak bence Beşiktaş adına sezonun kırılma maçlarından biri Fenerbahçe deplasmanı oluyor. Maç içerisinde birçok kriz yaşayan Fenerbahçe’nin üzerine son darbeyi indirmek için gitmemesi ve son bölümde yediği golle bir derbi daha kaybetmesi Bilic’e karşı olan seslerin daha gür çıkmaya başlamasına yol açıyor. Bu süreçte bir şekilde son dört haftaya şampiyon olacak Galatasaray ile aynı puanda girmeyi başaran Beşiktaş için film asıl bundan sonra kopuyor. Son dört hafta felaket bir performans sergileyen takım Galatasaray maçına şampiyonluk iddiası kalmamış bir şekilde çıkıyor ve bir derbi mağlubiyeti daha alıp ligi kabus bir son ile bitiriyor.

Bilic’e bu dönemde gelen iki büyük eleştiri var. Birincisi takımın Liverpool maçlarıyla zirve yapan performansını hem takım hem bireysel olarak kaybetmesi ve bunun için bir çare üretemeyişi, ikincisi ise oyuncu tercihleri ve maç içi hamleleri. Bu konuya birazdan Hırvat teknik adamın artı ve eksilerini incelerken geleceğiz ama toparlamak gerekirse genel olarak başarılı kabul edebileceğimiz iki yıllık Bilic dönemi özellikle son 1-2 aylık kabus dönemle birlikte başarısıza daha yakın bir görüntüye bürünüyor. Çünkü insanlar hep en son olanları hatırlar, çünkü  insanlar ekseriyetle okyanustaki fırtınalara değil geminin limana yanaşıp yanaşmamasına bakarlar. O gemi 20 senedir limanın yolunu çok nadir buluyor olsa bile…

Peki Slaven Bilic’e teknik anlamda bakacak olursak nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz? Slaven Bilic Beşiktaş’ta gerçekten başarısız mı? Artıları ve eksileri neler? Neden kırılma maçlarını, derbileri bir türlü istediği gibi geçemedi? Öncelikle şunu söylemek gerekir ki dünya üzerinde çeşitli antrenör tipleri vardır. Bazıları motivasyon ve oyuncu iletişiminde çok daha öndedir, bazıları yetiştirici ve geliştirici olarak başka bir seviyeyi ifade eder, kimileri sahada ne olup biteceğini ya da bittiğini herkesten önce görür ve maçı taktiksel anlamda ilmek ilmek işler. Bazıları ise bunların hepsini aşağı yukarı aynı kalitede yapabilir ki o zaman da isimleri Pep Guardiola, Jose Mourinho, Sir Alex Ferguson olur. Slaven Bilic bu sınıfların hangisine giriyor diye bakacak olursak son sınıfa, yani taktik deha kısmına giremeyeceği aşikar. Beşiktaş’taki iki senelik kariyeri boyunca gerek maçı izlerken gerek maç sonrasında hata yaptığına inandığım birçok hamlesi oldu. Ya da hamle yapması gerekirken defalarca donup kaldığına da birçok Beşiktaş taraftarı şahitlik etmiştir. Lakin 46 yaşında hala genç sayılabilecek bir teknik adam için zaman ve tecrübe ile üzerine konabilecek bir nokta bu. Ancak Beşiktaş kariyerinde iki sene boyunca bu anlamda olumlu bir gelişmeyi çok az gördüğümü de itiraf etmeliyim. Beşiktaş’ta A planı orta sahadaki Veli-Atiba enerji üssü ile baskı yapıp topu ele geçirdiğinde direkt kaleye gitmek olan Bilic, sezonun son iki ayında Veli’yi kaybedince zaman zaman 4-4-2 zaman zaman zaman eski 4-3-3 düzeninde devam etti ancak hiçbir zaman o etkin Beşiktaş’ı tekrar izlettiremedi. Keza iki yıl boyunca kafasında kurguladığı planın sahada işlediği maçlarda Beşiktaş önemli bir problem yaşamazken, maç öncesi oyun planını sahada taca çıkaracak bir gelişme olduğunda hemen hemen her maç sınıfta kaldı.

Bilic’in en çok eleştirildiği yönlerden biri kırılma maçlarını ve derbileri kazanamaması oldu. Ben bu noktada hem yukarıda vurguladığımız maç içi hamlelerdeki yetersizliğini hem de baskı altında doğru kararlar verememesini ön plana çıkarıyorum. Örneğin Liverpool, Arsenal, Tottenham maçlarında Beşiktaş’ı harika yöneten ve çok doğru hamleler yapan bir Slaven Bilic gördük. Özellikle İstanbul’daki Liverpool rövanşı maça başlama ve sonrasındaki Tolgay Arslan hamlesiyle bir rakip analiz dersidir. Ancak ben bu maçlarda Slaven Bilic’in baskı altında olduğunu düşünmüyorum. Beşiktaş’ın Arsenal’e Şampiyonlar Ligi elemesinde kaybetmesi ya da Liverpool’a Avrupa Ligi’nde elenmesi Bilic ve takım için büyük eksi yazmayacağından, büyük eleştiriler getirmeyeceğinden; Hırvat teknik adamın, takımı bu maçlara kafası daha berrak biçimde ve rahat hazırladığını düşünüyorum. Lakin Fenerbahçe ve Galatasaray ile oynanan maçlar doğrudan rakipleriniz ile oynadığınız ve yoğun baskı altında olduğunuz, yenildiğinizde hem kaybınızın büyük olacağı hem de eleştirilerin yüksek sesle geleceği mücadeleler olduğu için Bilic birçok kez yanlışa düştü.

E bu adamın iyi bir yanı yok mu? Kuşkusuz ki var. İlk olarak zayıf karnından başlamam, şimdi övgüleri sıralamayacağım anlamına gelmiyor. Slaven Bilic öncelikle çok iyi bir yetiştirici ve geliştirici. Beşiktaş’ın rakiplerine oranla çok daha genç ve geride olan kadrosuna iki sene sonunda sınıf atlattığı su götürmez bir gerçek. Gökhan Töre, Olcay Şahan, Veli Kavlak, Kerim Frei, Atınç Nukan gibi oyuncuların Bilic döneminde kat ettiği aşama takdire değer. Slaven Bilic aynı zamanda çok düzgün ve karakterli bir adam. Gerek saha içinde gerekse saha dışındaki tutumları ile tüm futbolcularına hatta genel olarak tüm futbolculara ve futbolseverlere ilham verebilecek bir yönü var. Kolay kolay oyuncusunu ateşe atmayan, takımını aslanlara yem etmeyen, maç öncesi taktiksel analizleri yerli yerinde yapabilen önemli bir futbol aklı. Zaten bu artıları sadece ben değil Avrupa’nın geneli de görebiliyor ki Beşiktaş’tan ayrıldıktan kısa bir süre sonra West Ham’da iş bulabiliyor. Beşiktaş ile bir seneyi daha hak ediyor muydu derseniz bence kesinlikle yeni stadyumda bu takımın başında çıkmayı ve bir sene daha şampiyonluk için mücadeleyi hak ediyordu. Ancak daha önce de söyledim, son yaşadıklarınız akılda daha net kalıyor bazen o kabus bitiş önceki 1.5 seneyi unutturabiliyor.

bilic son
Bilic, iki sezon çalıştırdığı Beşiktaş’ın başında son maçına Mersin İdmanyurdu karşısında çıktı.

Slaven Bilic West Ham’da ne yapar?
Beşiktaş kariyerini yakından takip etme fırsatı bulduğumuz Hırvat teknik adamın İngiltere’deki şansı nedir? Son tahlilde Bilic’in İngiltere macerasına projeksiyon tutmaya çalışacaksak öncelikle şunu söylemek gerekir ki Türkiye’ye oranla çok daha kafası rahat bir ortamda ve muhtemelen daha az baskı ile çalışacak. Daha az baskıdan kastım West Ham’ın Premier Lig’de son üç sezonu sırasıyla 10, 13 ve 12. sıralarda bitirmesi. Kuşkusuz ki West ham yönetimi Bilic’e, ‘’Bizi 12. yap yeter, zaten oraların takımıyız’’ demeyecektir ama Hırvat teknik adamın Premier Lig’de 9 ile 12. sıra arasında tamamlayacağı bir sezon başarılı olarak tanımlanacaktır. Kuşkusuz dünyanın en zor liginde daha sezon başlarken üzerinizde bitirmesi kesin 5-6 takım mevcut ve bu da çocuk oyuncağı bir iş değil ama zaten çocuk oyuncağı bir iş arıyorsanız bakmanız gereken yer futbolun zirve ligi olmayacaktır. West Ham geçtiğimiz sezon bir ara üçüncülüğe kadar yükseldiği İngiltere Ligi için kalburüstü bir kadroya sahip ama sezona gireceği kadronun ne olacağı elbette uzun transfer döneminde şekillenecek. Her halükarda Enner Valencia’lı, Stewart Downing’li, Diafra Sakho’lu, Kevin Nolan’lı bu takımın ligin kötü kadrolarından biri olmadığı kesin. Bu bağlamda Bilic’in bu takımla son 6-7 sırada bir yere oturması kendisi için başarısız bir sezon anlamına gelecektir. Lakin ilk 8 sıra içerisinde bir noktaya gidebilirse -ki bu mevcut şartlar içinde neredeyse bir Türkiye ligi şampiyonluğu eder- o zaman West Ham macerasına kendi adına müthiş bir başlangıç yaptığını söyleyebiliriz.

Bilic’in West Ham’ının ligdeki büyük takımlara karşı ilginç skorlar alabileceğini ve zaman zaman kafa tutabileceğini düşünüyorum. Tıpkı Beşiktaş ile Arsenal karşısına çıkarken underdog olmanın rahatlığı onu daha berrak ve baskısız bir görünüme ittiği gibi Premier Lig’in büyüklerine karşı da tatlı sürprizleri olabilir. Bilic’in Süper Lig gibi taktiksel anlamda çok üst seviyede olmayan bir ligde zaman zaman yaşadığı taktiksel sıkıntılardan, fiziksel olduğu kadar taktiksel anlamda da zirve liglerden biri olan İngiltere’de ne kadar uzak durabileceği West Ham kariyerinde kilit noktalardan biri olacaktır. Ateşli Beşiktaş taraftarı ile iki senelik macerası boyunca gerçek bir iç sahada buluşmayan Bilic yine oldukça ateşli olan West Ham taraftarı ile de kaderin bir cilvesidir ki yine yeni stadyum projesi kapsamında bir süre geçici olarak Wembley’de buluşacak ama bu sefer en azından kendi şehrinde ve sabit bir stadyumda olacak. Zaten geçmişte kulübün en sevilen oyuncularından biri olması (1997 yılında West Ham taraftarlarınca “Hammer Of The Year” ödülünde Julian Dicks’in ardından ikinci olmuştu) ve yapısı gereği oyuncu ve taraftarlarla çok çabuk iletişim kurabilmesiyle kısa sürede büyük bir desteği arkasında bulacaktır. Bu durum ligde ilk haftalarda sonuçlar istedikleri gibi gelmezse bile onun arkasındaki desteğin elini kuvvetlendireceğini düşündürüyor. Bu sezon Fair-Play dolayısıyla kazandıkları UEFA Avrupa Ligi bileti gelecek sene dört ayrı kulvarda mücadele edecekleri anlamını taşıyor ki bu da Bilic’e hem transferde hem de sezon içinde takım içi dengeler ve rotasyonda önemli sorumluluklar yüklüyor. Bu konularda Beşiktaş’ta iyi işler çıkardığı gibi zaman zaman ciddi anlamda sınıfta kalmışlığı da bulunan Hırvat teknik adamın, acı tecrübelerden ders çıkarmış olması lazım. Toparlamak gerekirse Slaven Bilic dünya üzerindeki birçok teknik adam gibi artıları ve eksileri olan bir adam. Yapılması gereken, onun artı yönlerini kendi kimliğinizle örtüştürüp eksileri konusunda zaman zaman uyarıda bulunmak ve ona imkan vermek. Beşiktaş bu imkanı ikinci sezonda tanıdı ama bir üçüncüsünün Bilic için lüks olduğuna karar verdi. Açıkçası West Ham kariyeri nasıl geçerse geçsin Beşiktaş’ın başındaki olası bir üçüncü senesi için ne kadar fikir sahibi edebilecek bizi bilmiyorum. Bildiğim Bilic’in de Beşiktaş’ın da West Ham’ın da yeni hikayesinin fazlaca birbiriyle kıyaslanacağı ve iç içe geçirileceği.

Tarih 10 Mart 2016, yer İstanbul Vodafone Arena. Beşiktaş ve West Ham United UEFA Avrupa Ligi son 16 mücadelesi için sahaya çıkıyor. Londra’da ilk maçı 2-1 kazanan Slaven Bilic ve takımı buradan tur ile ayrılmak istiyor. Slaven Bilic çıkış tünelinden sahaya ilk adım attığında müthiş bir alkış tufanı kopuyor, iki sene film şeridi gibi geçiyor 10 saniyede Hırvat teknik adamın gözlerinden. “Belki bir gün diyor, neden olmasın?” West Ham kulübesine doğru ilerlerken.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler