Belki Şehre Bir Film Gelir

Bursa, yıllarca şampiyonluğu bekledi. Kupa, bir Mayıs akşamı onları buldu. Hikâyeleri sadece bir tesadüften ibaret değildi ama arkalarında bıraktıkları, Sezen Aksu şarkıları kadar duygu yüklüydü. Tarihi başarının tanıkları o sezonu anlattı...

16 Mayıs 2018

Atahan Altınordu ve Sencer Yücel imzası taşıyan bu sözlü tarih dosyası, ilk olarak Socrates‘in Kasım 2015 sayısında yayımlanmıştır. Tüm sayılarımıza bu adresten ulaşabilirsiniz.

***

I – İkinci Bahar


Serkan Yetişmişoğlu – Gazeteci: Bursaspor, 2009-2010 sezonuna girilirken, 47 yıllık tarihinde bir Türkiye Kupası, bir Başbakanlık Kupası, iki de ikinci küme şampiyonluğu kazanmıştı.

Mehmet Gerçeksi – Bursaspor TV Genel Müdürü: Bursa; sanayisi, ticareti, yetiştirdiği sanatçılar ve siyaset adamlarının yanı sıra, nüfusu ve turizmiyle de gelişmiş bir şehir. Dolayısıyla, potansiyelde Bursa’nın insanı zor beğeniyor. Bu özellikleriyle Bursa, İstanbul’a en büyük başkaldırıyı yapabilen şehirlerden biri. Futbolda da yeni bir şampiyon arandığında herkesin aklına ilk gelen takım Bursaspor oldu. Geçmiş yönetimler, başkanlar da hep bunu dile getirirdi.

Ertuğrul Sağlam – Bursaspor Teknik Direktörü: Ben Beşiktaş’tan ayrıldıktan sonra yaklaşık iki ay çalışmadım. Arada bazı teklifler de geldi ancak kabul etmedim. Ardından, Bursaspor’un çağrısı üzerine rahmetli Başkan İbrahim Yazıcı’yla birlikte oturduk ve yeni bir yapılanma dâhilinde şehri ve kulübü şampiyonluk hedefine doğru yönlendirebileceğimizi düşündük. Sezona iyi başlanmış ama kötü bir süreç sonrasında iki antrenör değişmişti. Ben üçüncüydüm.

Serkan Yetişmişoğlu: Biliyorsunuz; genelde üç hocayla biten sezonlarda takımlar küme düşer. Ama Bursaspor öyle yapmadı, o kontenjanı 2004’te kullanmıştı.

Ertuğrul Sağlam: İmza töreni muhteşemdi. Taraftarın coşkusunu ve bize inancını gördüm. İyi bir başlangıcın, “Her şey çok güzel olacak” mesajını vermenin bizim için ne kadar önemli olduğunun farkındaydık. İlk devrenin sonunda Bursaspor’a geldik ve ikinci devrede müthiş bir performans gösterdik. UEFA Kupası’na katılmayı son maçta kaçırdık.

Ömer Erdoğan – Dönemin Bursaspor Kaptanı: Yeni sezon öncesi takımımıza karakterli ve başarıya aç arkadaşlarımız katıldı. Önceki sezonun devre arasından itibaren Ali Tandoğan, Tomas Zapotocny, Hüseyin Çimşir, Mustafa Keçeli gibi daha evvel şampiyonluk hedefleyen takımlarda forma giymiş oyuncular geldi.

Başkan İbrahim Yazıcı ile birlikte oturduk ve yeni bir yapılanma dâhilinde kulübü şampiyonluk hedefine yönlendirebileceğimizi düşündük.

Ertuğrul Sağlam: Güzel geçen yarım sezondan dolayı camianın beklentileri artmaya başladı ama kulübün ekonomik yapısı çok müsait değildi. Biz de bazı dengeleri gözeterek Batalla, Ivan Ergic, Zapotocny, Turgay Bahadır gibi 4-5 ciddi transfer yaptık. Bunlar taraftarın yüzünü fazla güldürmedi. Batalla’yı Kolombiya’dan aldığımızda “1.65’lik oyuncuyla mı sahaya çıkacaksınız?” diye eleştirildik, keza Ivan Ergic için “Bütün Avrupa’yı dolaşıp kulüp bulamayan adamı mı aldınız?” dediler. Bizim düşüncemiz karakterli ve profesyonel oyuncularla anlaşmaktı. Bir tarafta genç, yetenekli, bir yerlere gelmeye çalışan bir grup oluştu; bunlara Sercan’ı, Volkan’ı, Ozan İpek’i, Eren Albayrak’ı, Turgay Bahadır’ı, Bekir Ozan’ı örnek verebiliriz. Diğer tarafta da çoğu daha önce şampiyon takımlarda oynamış fakat şampiyonluk yaşamamış, oralarda dışlanmış ve kendini ispat zorunluluğunda oyuncular vardı. Yani takım bir yerlere mesaj göndermeliydi.

Burak Uçar – Dönemin Bursaspor TV Genel Müdür Yardımcısı: Tek tek bakıldığında; örneğin Mustafa Keçeli, Bursaspor tarihinin en iyi sol beki değildi. En iyi orta saha oyuncusu Hüseyin Çimşir değildi. Ya da en iyi forvet ikilisi Sercan Yıldırım-Turgay Bahadır değildi. Ama öyle bir takım oluşturuldu ki herkes birbirinin açığını kapatıyor, herkes yardımlaşıyor; en başarılıları onlar oldu.

Serkan Yetişmişoğlu: Olgunluk dönemindeki oyuncular kendilerini birden ikinci baharlarını yaşarken buldular. Bursaspor kendi yıldızlarını kendi yarattı. Ivan Ergic; çoğu kişinin bilmediği, Avustralya’da büyümüş bir Sırp oyuncuydu, Bursa’da efsane oldu. Batalla; başkanın bir arkadaşının tavsiyesiyle alınan, ilk haftalarda çok forma şansı bulamayan bir oyuncuydu. Ömer Erdoğan tekrar milli takıma seçildi. Bu isimler tek tek size büyük başarılar vadetmiyordu ama maya kusursuz şekilde tuttu. Bursaspor tarihinde görülmemiş biçimde takıma dört Brezilyalı getirdiği için eleştirilen Samet Aybaba’nın da hakkını teslim etmek gerekir; Volkan Şen ve Sercan Yıldırım’ı takıma kazandıran isimdir.

Mustafa Keçeli – Dönemin Bursaspor futbolcusu: İyi bir takım olduğumuzu biliyorduk ama potansiyelimizin şampiyonluk için yeterli olup olmadığını düşünmemiştik bile. Sezona girerken böyle bir şey hiçbirimizin aklının ucundan geçmemişti, buna hocamız da dâhil.

Ömer Erdoğan: Kimsenin bizden böyle bir beklentisi yoktu. Sezona, Avrupa hedefiyle girdik.

Ertuğrul Sağlam: Beşinci haftadan sonra takım olmaya ve kazanmaya başladık. Her oyuncu, bireysel performansının yanında sahadaki diğer arkadaşlarının oyununa da katkı yapmaya başladı. Alınan her galibiyet takımın özgüvenini yukarıya çıkardı. Şehir, takımını sahiplendi.

Haluk Özkıyıcı – Dönemin Bursaspor İkinci Başkanı: Burada bir Galatasaray maçı oynadık. Bayramın birinci günüydü. 1-0 kazandığımız maçta golü atan Volkan Şen, kulübeye değil de Genel Müdür Osman Nuri Biçer’e koştu ve onun elini öptü. Bunun arkasında ne var biliyor musun? Maçtan iki gün önce tüm oyuncuların alacağı ödenmiş ama bir tek, alacağı olmadığı için Volkan’a para verilmemiş. O zamanlar daha çocuk; canı sıkılmış, antrenmanlara çıkmak istemiyor. Osman Nuri Biçer bunu fark edip problemin ne olduğunu sorunca, o da derdini anlatmış. Kasada para yok ve saat geç olduğu için bankadan da çekilememiş. Benim şirketin kasasından ödünç olarak 10 bin TL aldık. Bu parayı verirken de Osman Bey “Bu maçta gol atacaksın” diye Volkan’dan söz almış. Sonrası o görüntü işte.

II –  Geri Dön Geri Dön


Ertuğrul Sağlam: Galatasaray galibiyetinin ardından Kayseri’de liderlik maçı oynadık ve 3-0 yenildik, daha sonra Ankaraspor maçını 3-0 hükmen aldık. İlk devrenin son haftasındaki Beşiktaş maçında, bu takım ikinci devreye girerken yarışın içinde olacak mı yoksa makûs talihini yenemeyip de o üst grubun altında mı yer alacak, ona karar verecektik. Belki de o maç, bizim için şampiyonluğun anahtarıydı. 2-1 gerideyken 3-2 kazandık.

Ömer Erdoğan: Zapotocny, Beşiktaş’tan bize transfer olmuş. Düşünün; şampiyon takımdan geliyor ve kiralık. İnönü Stadı’nda, son dakikada galibiyet golünü atıyor ve delice seviniyor. Normalde biliyorsunuz, kiralık oyuncu gelip de kendi takımına gol atarsa biraz çekingen davranır. Ama o da o kadar benimsemiş ki bu grubu, bu şehri…

Sercan Yıldırım – Bursaspor futbolcusu: Çok gol kaçırmıştım. Son beş dakika benim yerime Ömer Abi oyuna forvet olarak girip maçı çevirdi, böyle de enteresan bir maçtı. O sene biz her şeyi birlikte başardık. Kaleci Ivankov’un bile neredeyse benimle aynı sayıda golü vardı.

Ertuğrul Sağlam: Devre sonunda liderin iki puan arkasındaydık. Hedefler büyüyünce taraftar takviye istemeye başladı, açıkçası bizim de ihtiyacımız vardı. Fakat biz henüz oyuncularımızın maç başı ücretlerini ödeyememiştik, maaşlarını da zorla ödeyebiliyorduk. O oyuncuların büyük çabalarıyla iddiamız oluştu diye dışarıdan başka bir adam alıp dünyanın parasını vermenin içeride oluşturacağı tepkiyi düşündük ve şöyle bir karar aldık: Transfer yapmayacağız ve o bütçeyi takıma dağıtacağız. Bunu da oyuncularla açık şekilde paylaştık. Sadece Ankaragücü’nden 250 bin dolara Iglesias’ı aldık.

Ömer Erdoğan: Hocamız normalde hiçbir rakip oyuncuya karşı özel önlem almıyordu ve bu tür konularda bizi serbest bırakıyordu. İkinci yarının ilk haftalarında Fenerbahçe deplasmanına çıktık ve iki erken gol yedik. Alex beni ve yanımdaki İbrahim’i ciddi şekilde zorluyordu. Oyunun durduğu bir anda, Hüseyin’den Alex’le bire bir oynamasını rica ettim. “Onu kilitlesek, hiç olmazsa Fenerbahçe’nin çok büyük bir artısını çözmüş oluruz” dedim. Hüseyin’in ona yakın oynamasıyla Fenerbahçe’yi oyundan düşürdük ve hücuma çıkmaya başladık. Maçı da oradan çevirdik. Bu galibiyet bize çok büyük özgüven aşıladı. Fenerbahçe’yi kendi sahasında 2-0 geriden gelip yenebiliyorsak, bütün rakiplerimizi içeride dışarıda yenebileceğimizi düşündük. Artık aramızda böyle şeyler konuşuyorduk.

Ertuğrul Sağlam: 3-2’lik galibiyet bize şunu gösterdi: Bu takım bundan sonraki süreçte mağlubiyetle ilgili hiçbir bahane koyamaz ortaya. Fenerbahçe maçı sonrasında, hem takım hem camia şampiyonluğa kesinlikle inanmaya başladı.

Burak Uçar: Yenemediğin rakibi geçemezsin, ben buna inanırım. Tabii ki istisnalar vardır ama Bursaspor, psikolojik olarak “Ben de bu işte varım” mesajını o maçta verdi ve o maç sonrasında soyunma odasında da ilk kez şampiyonluk kelimesi telaffuz edildi.

III – En Uzun Gece


Ertuğrul Sağlam: Fenerbahçe maçından iki hafta sonraki Diyarbakırspor deplasmanında yaşananlar, bize şampiyonluk yolunda çok büyük güç kattı. Çok yoğun bir atmosferde yerli-yabancı, genç-yaşlı bir oyuncum dahi etkilenmedi ve hakem maçı tatil edene kadar çıkıp aslanlar gibi futbolumuzu oynadık. Ardından yaşananlar bizi birbirimize biraz daha kenetledi.

Hüseyin’in Alex’e yakın oynamasıyla Fenerbahçe’yi oyundan düşürdük ve hücuma çıkmaya başladık.

Ömer Erdoğan: O sezon buradaki maçtan önce taraftarlar arasında talihsiz olaylar olmuştu. İkinci yarıdaki maça gitmeden önce diğer takımlardan arkadaşlarımız da bizi uyardı, yine şehirdeki arkadaşlarım maç öncesinde beni arayıp “Kaptan sen gelme bu maça, tatsızlık yaşanacak” dedi. Tabii ki hep birlikte gittik. İşin aslı, o kadar ağır şeyler yaşayacağımızı da tahmin etmiyorduk. İlk gece otel önünde attıkları havai fişeklerle bizi sabaha kadar uyutmadılar. Sahaya gidip ısınmaya başladığımızda da problem olacağı belliydi ancak biz futbol oynamak için gitmiştik ve başka bir düşüncemiz yoktu.

Burak Uçar: Kamil Abitoğlu maçı tatil ettiğini belirterek soyunma odasına girdiği anda hareketlilik oldu. Bu arada herkes çığlık çığlığa korku ve kaçışma hâlindeyken arkama baktığımda beline havluyu sarmış, eline şampuanı almış, hiçbir şey yokmuş gibi duşa giden Ivankov’u gördüm. O kareyi unutamam. Tabii, ne duşu! Hemen apar topar polis otobüslerinin içinde yola koyulduk. İlk başta otobüsün içinde el kamerasıyla o görüntüleri çekiyor olmanın mesleki refleksten doğan hazzını yaşarken, daha sonra kafama isabet eden taşla gerçeğe döndüm. Tabii o an, ister istemez kamerayı da bıraktım. Zapotocny’e de bir taş isabet etti. O gün defalarca kez rüyalarımıza girdi, gerçekten çok daha kötü olaylar olabilirdi.

Ömer Erdoğan: İki polis otobüsüne dağılmıştık. O arada otobüsleri kullanan arkadaşlardan biri düz devam etti, diğeri mecburiyetten sola döndü. Biz birbirimizden habersiz kaldık. Sonunda havaalanında buluştuk ama şoktaydık. Zor bir gündü ancak ben olayların bütün Diyarbakır halkına mal edilmesine karşıyım. Diyarbakırspor’da çok güzel iki yıl geçirdim. Diyarbakır halkı çok misafirperverdir ve hiçbir zaman rakip takımlara karşı böyle bir olay yaşandığına şahit olmadım. Fakat o gün nasıl bir organizasyon oluştuysa, stada gelen seyircilerin bize zarar vermek için orada olduklarını anladık.

Burak Uçar: Havaalanına ulaştığımızda bize tatlı getirdiler; orada tüm ekipte muazzam bir sıcaklık oluştu. Öldürmeyen darbe güçlendirir sözünün karşılığını bulan bir görüntüdür o. Herkesin karnı çok aç, herkes aynı tepsiden elleriyle o tatlıyı yedi. O gün takım ruhunu pekiştiren bir gündü.

IV – Sensiz İçime Sinmiyor


İbrahim Öztürk – Dönemin Bursaspor futbolcusu: O yıl gerçek bir takım olmuştuk. Antrenmandan iki saat önce hep beraber tesise gelip takım arkadaşlarımızla vakit geçirirdik. Abi-kardeşlikle beraber, özeleştiri de üst düzeydeydi. Her maçta farklı bir kişi çıkıp bir konuşma yaparak takımın havasını değiştirebiliyordu. Ya da bir kişinin sahada yaptığı bir hareket, tüm takımı ateşleyip gidişatı değiştirebiliyordu.

Ömer Erdoğan: Mesela Turgay’la idmanlarda çok atışırdık. O forvet, ben stoper; dışarıdan gören insan “Ulan bunlar kavgalı mı?” diye düşünür. Ama saha dışında oda arkadaşım, en iyi arkadaşım. Genç arkadaşlarımız abilerinin bu azmini görünce onlar da ayak uydurdu.

Sercan Yıldırım: Büyüklerimizin bize yardımcı olmaları önemliydi. Saha dışında bile hep görüşür, yemeklere birlikte çıkardık. Sırrımız o arkadaşlık, abilikti; ne derseniz artık. Aşçımızdan malzemecimize kadar bir bütündük.

Burak Uçar: Her maçın ertesi günü, Mudanya’nın tepesindeki bir kafede kahvaltı yapılırdı birlikte. Çok keyifli geçerdi ve futbolcular bunu kendileri ayarlardı, zorlamayla değil. Akşam yemekleri, mangal partileri derken, hocamız aileleri de işin içine katarak o birlikteliği çok iyi organize ediyordu.

Ertuğrul Sağlam: Bir işi yaparken çevrenizdeki insanlardan güç alıyorsunuz. Yoksa o ortamda bulunan insanlar bize destek verip “Birlikte bir şeyler yapalım” demese veya ben orada sabah kahvaltısında 6-7 oyuncunun isteksiz olduğunu görsem, bir daha organizasyon yapmam. Oyuncular da bu ortamı kendileri istiyorlardı.

Ömer Erdoğan: Bir gün Ali (Tandoğan) ter idmanına çıkmadı, ertesi gün de çok önemli bir maçımız var. Odasına gittim, abartmıyorum oda sıcaklığı 45-50 dereceden az değil. Bütün ısıtıcıları açmış, üstüne de bir battaniye çekmiş, terleyerek mikrobu atmaya çalışıyor. Hemen eşimi arayıp “Canım, bizim Ali hasta, ona biraz tavuk suyu çorbası yapar mısın?” dedim. Eşim sağ olsun, akşam vakti termosun içine koyup getirdi çorbayı. Ali’ye gidip “Buna bol karabiberle limon sık, içebildiğin kadar iç. İlaç gibi gelecek” dedim. Biz böyle bir gruptuk, arkadaşımız da bizimle olsun, bunları hep birlikte yaşayalım diye düşünür, öyle sahiplenirdik birbirimizi.

Burak Uçar: Bir takımın şampiyon olabilmesi için kulübedekilerin de mutlu olması gerekir. Kulübe mutsuzsa takım da mutsuz olur ve başarı gelmez. Belki herkes farklı isimlerden bahseder ama görünmez kahramanlardan biri Tuna Üzümcü’ydü. Sezon başlamadan birkaç ay önce ikiz bebeklerini doğumda kaybetmiş olmasına rağmen, böyle trajik bir olayın etkilerini henüz üstünden tam anlamıyla atamamışken, çok fazla forma şansı bulmasa da kulübedeki mutluluğu sağladı. Soyunma odasındaki esprileriyle, yüksek motivasyonuyla arkadaşlarını çok olumlu etkiledi

Ömer Erdoğan: Maçın tamamını kulübede geçiren oyuncularımız, maç sonunda soyunma odasında oynayanlardan bile daha çok eğleniyordu. Takımı neşelendiren bir grup vardı. Tuna olsun, Kirita olsun gerçekten bizi çok güzel motive ettiler.

İbrahim Öztürk: Bizim en büyük eğlencemiz Hüseyin ve Ivan Ergic’in oynamasıydı. Oyun havası açıp bütün takım oynardık. Böyle olunca “Hadi bu maçı da kazanalım, yine eğlenelim” şeklinde bakıyorduk olaya.

Mustafa Keçeli: Açıkçası, çok iyi arkadaşlıktan ziyade çok iyi profesyonellikten bahsetmek daha doğru olur. Bizde sahada ne yapacağını çok iyi bilen oyuncu sayısı çok fazlaydı. Geri ve orta dörtlümüzün yaş ortalaması 30’un üzerindeydi; hepsi görmüş geçirmiş, eski hatalarından kurtulmuş insanlardı. Ama öyle uçacak kaçacak bir aile ortamımız, çok güzel bir arkadaşlığımız vardı falan… Ben buna katılmıyorum, böyle bir şey hiçbir zaman yoktu. Aile ortamı dediğiniz zaman 13-15 kişi aynı yerde oturur. Bizde antrenman biter, herkes kendi işine bakardı. Örneğin bazı yabancılar her zaman tek tabanca takılıyordu. Ama hepimiz işimizi bir bütün hâlinde yapıyorduk. Bizim asıl sırrımız da buydu. Bu kadar profesyonel oyuncuların bir araya geldiğini ben ilk defa gördüm. Futbol zor bir oyun değildir ancak zorlaştıran insanlar vardır. O takımda yoktu. Ama aile ortamı dediğiniz zaman… Yok, ben öyle farklı bir şey görmedim.

V – Bir Acayip Zor Yarış


Ömer Erdoğan: İyi sonuçlar peş peşe gelince bir anda kendimizi potanın içinde bulduk. Bu da şehirde inanılmaz bir hava oluşturdu. Hafta içi hocamızın taraftara açtığı antrenmanlarda iki bine yakın taraftarın gelip bizi desteklemesi hafta sonu oynayacağımız maç için moral verirdi.

Burak Uçar: Şubat ayından itibaren diğer takımlarda “Bu mu yani Bursaspor, biz bunları yeneriz” gibi bir algı oluştu, herkes Bursaspor’un üstüne gelmeye başladı. Bursaspor’u yenmeye çalışmak aslında en büyük hatalarıydı. O takım iyi kapanıp hızlı hücum ettiği için arayıp da bulamadığı fırsat önüne çıktı ve çoğu maçı da öyle kazandı. Biraz haddini bilerek oynayan, “Dur bakalım ne yapacak bunlar” diyen takımlar bizi zorlamıştır.

Haluk Özkıyıcı: Şampiyon olacağımıza ikinci devrenin ortalarında inanmıştık. Bayağı da açık ara gidi