Bay Le Mans

Tom Kristensen, spor tarihinin yaşayan efsanelerinden biri. Le Mans 24 Saat’i dokuz kez kazanan, bunu yaparken de kült bir figüre dönüşen Danimarkalı; uzun ve görkemli kariyerine birkaç sene önce nokta koymuş olabilir ancak bu, içindeki ateşi söndürememişe benziyor…

17 Nisan 2018

Çoğu insana göre motorsporlarının zirvesi Formula 1’dir. Tarihi, kültürü ve yaşanmışlıkları göz önünde bulundurduğumuzda bu önerme çok da haksız sayılmaz. Ancak otomobil yarışlarını yakından takip edenlerin hemfikir olduğu bir nokta daha var: Le Mans 24 Saat’in motorsporları takviminde yer alan en büyük ve en prestijli yarış oluşu. 1923 yılından bu yana Fransa’nın Sarthe pistinde düzenlenen yarış, insanla makinenin yirmi dört saat boyunca ayrılmaz bir birliktelik içinde olduğu büyüleyici bir festival.

Tom Kristensen de 2014’e kadar bu festivalin müdavimlerinden biriydi. Ne var ki o, birçok meslektaşı gibi müdavim olmakla kalmayıp adını yarışın tarihine altın harflerle kazımayı başardı. 5 Mayıs’ta Spa 6 Saat’le birlikte start alacak olan WEC Super Season (Dünya Dayanıklılık Şampiyonası) öncesinde bir bilene danıştık, biraz da nostalji yaptık…

Şu soruyla başlamak istiyorum: Dünyanın en önemli motorsporları yarışının adını lakap olarak taşımak size ne hissettiriyor?

İnsanların bu saygın lakabı bana layık görmesi gerçekten de gurur verici. Bu gerçekten de tarif edilemez bir duygu.

Neredeyse her yarışçının hayali bir kez de olsa Le Mans’da yarışmaktır. Siz ise burada 18 kez yarışıp 9’unu kazanmayı başardınız. Çıtayı nasıl bu kadar yükseğe koyabildiniz?

Le Mans’da yarışmak benim de çocukluk hayallerimden biriydi. 1997’deki yarıştan sadece 4 gün önce Joest Racing’den Ralf Jüttner beni telefonla aradı ve Le Mans maceram böylece başlamış oldu. Sadece bir hafta içinde Porsche koltuğunu Michele Alboreto ve Stefan Johansson’la paylaşarak ilk yarışımda tur rekorunu kırmak ve yarışı kazanmak kelimenin tam manasıyla rüya gibiydi.

Görkemli Le Mans maceranızda 10 farklı pilot kadrosuyla yarışma imkanı buldunuz. Aynı koltuğu paylaşmaktan ve birlikte yarışmaktan en çok keyif aldığınız pilotlar hangileriydi?

Bu konuda bir ayrım yapamam. Bence önemli olan bu 18 yarışın tamamından ayrı ayrı keyif alabilmek. Takımlarımdan, aynı aracın koltuğunu paylaştığımız pilot dostlarımdan ve üreticilerden süreç içerisinde çok fazla şey öğrendim. Benim için bu 18 yarışın her bir saniyesi çok değerliydi.

Her galibiyetinizin sizde ayrı bir yeri olduğuna eminim ama içlerinden herhangi birini farklı bir noktaya koyuyor musunuz? Belki de 1997’de Michele Alboreto ve Stefan Johansson’la kazandığınız ilk galibiyetiniz olabilir…

Evet, sanırım 1997 ve 2008 beni en çok mutlu eden zaferler oldu. Bu ikisinin dışında 2001 ve 2013 de benim için bir o kadar zordu çünkü 2001’de Michele Alboreto, yarıştan çok kısa bir süre önce hayatını kaybetmişti. 2013’te vatandaşım Simonsen Le Mans’da geçirdiği bir kazada aramızdan ayrılmıştı.  Ve bu iki yarışın ortak özelliği, fiziksel olarak çok zor şartlar altında koşulmasıydı. İki yarışta da çok fazla yağmur vardı ve herkes çok zorlanmıştı. Özellikle 2001’de adeta muson yağmuru yağmıştı…

Yarışmaktan en çok keyif aldığınız araç hangisiydi?

Öncelik elbette 5 kez Le Mans’ı kazandığım Audi RS LMP1’da. Ayrıca Bentley Speed 8 çok zarif, Audi R18 e-tron Quattro da oldukça agresif araçlardı.

Kariyerinize başladığınız 1994 yılından bu yana, başta WEC olmak üzere motorsporlarında neler değişti?

Otomobil yarışları sürekli değişiyor ve gelişiyor… Spor; inanılmaz derece yaratıcı mühendislerin elinde her gün daha da iyiye gidiyor. Ve bu iyiye gidişi mirasına ve tarihine daima bağlı kalarak yapmayı başarıyor. Bence asıl büyüleyici olan da bu…

WEC’in halihazırdaki durumunu ve Super Season fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu, Audi ve Porsche’nin spordan çekilmesiyle ortaya çıkan krizi dindirebilecek bir çözüm mü?

Evet, umuyorum ki öyledir. ACO (Automobile Club de l’Ouest)/WEC/FIA (Uluslararası Otomobil Federasyonu) üçlüsü, zaman içinde Le Mans 24 Saat’i sezonun son yarışı yapmak istiyor. Bence bu çözüm, an itibariyle içinde bulunulan sıkıntılı durumu kısa vade için iyileştirebilir ve dayanıklılık yarışlarını yeniden en iyi ve rekabetçi zamanlarına döndürebilir.

Porsche’nin spordan ayrılışını ve 2019/20 sezonu itibariyle Formula E’de yarışma kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Formula E, başta Formula 1 olmak üzere diğer seriler için bir tehdit oluşturuyor mu?

Ben bunu bir tehdit olarak değerlendirmiyorum. Formula E, pazara gerçekten iyi bir giriş yaptı ve birçok üreticinin ilgisini çekmeyi başardı. Artık motorsporları sahnesinde yeni, kaliteli ve rekabetçi bir oyuncu daha var. Yarışlar cadde pistlerinde düzenleniyor ve politikacılar da bu işe bayılıyor…

Toyota bu sene; 2016’daki trajedi ve geçen seneki hayal kırıklığının ardından, uzun süredir beklediği Le Mans galibiyeti için büyük bir şansa sahip olacak. Toyota ve Fernando Alonso’nun Le Mans 24 Saat’te yarışma kararı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Herkes tarafından –doğal olarak- favori gösterilmeleri üzerlerinde çok büyük bir baskı yaratacak. Ayrıca LMP1’da yarışan diğer garaj takımlarının da prolog’da gösterdiği temponun küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bence bu sene de çok iyi bir yarış izleyeceğiz. Alonso’ya gelecek olursak; yarışma tutkusuna ve çok yönlülüğüne hayranım. Ancak sırf Alonso yarışabilsin diye Fuji 6 Saat’in tarihinin değiştirilmesini ve diğer pilotların mağdur edilmesini doğru bulmuyorum.

Vatandaşınız Kevin Magnussen’in Formula 1’deki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hâlâ 26 yaşında ve önünde uzun bir yol var…

Kevin, sezona hiç olmadığı kadar iyi başladı. Şu an hayatının formunu yakalamış durumda. Takımıyla beraber iyi bir kış dönemi geçirdi ve Barcelona’daki testlerin ardından ilk iki yarışta gösterdiği performans, Haas’taki kontrolünü artırmasına vesile oldu. Kevin çok iyi bir pilot ve kendisini daha da güzel günler bekliyor.

Emekli olduktan sonra yarışları garajdan ya da televizyondan izlemek nasıl bir his? Kendinize ‘’Bir kez daha Le Mans’da yarışmalıyım.’’ dediğiniz oluyor mu?

Hahaha. Tabii ki griddekilere biraz imreniyorum. Yarışları takip etmeyi, yorumculuk yapmayı ya da yarış kontrolde görev almayı seviyorum. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Audi’den tam olarak ayrılmam gereken zamanda ayrıldım; mutlu, sağlıklı ve kalbimin derinliklerinde hâlâ bir yarışçı olarak…

Yorumculuk demişken, sizi bu sene yeniden Eurosport’un Le Mans 24 Saat yayınında izleyebilecek miyiz?

Tabii ki. Neil Cole’la birlikte stüdyoda yarışı yorumluyor olacağım. Lütfen takipte kalın!

Atahan Cankan

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN