Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarBaşarı Nedir? Nasıl Ölçülür?

Olimpiyatta Türkiye kafilesi adına başarıyı tartışıyoruz... Ancak önce bir kriter, bir program olmalı. Dağhan Irak yazdı.

Olimpiyatın başından beri medyayı izleyenler hatırlar, Cumhuriyet gazetesinin internet sitesinden 9 Ağustos Salı “Olimpiyat fiyaskosu” başlıklı bir yazı yayımlandı. Yazıda, Türkiye Olimpik takımının ilk dört günde -dikkatinizi çekiyorum- hiç madalya kazanamadığından bahsediliyor ve başarısızlıklarından dem vuruluyordu. İlk dört günde Türkiye’nin yarışan sporcularının atıcılık, jimnastik, okçuluk, kürek, masa tenisi gibi zaten madalya beklenmeyen dallarda olduğu ve kadın basketbol takımının da grup maçlarına daha yeni başladığı, olimpiyatla şöyle böyle ilgilenen herkesin malumuydu ama olsun.

Olimpik sporlara vebalı muamelesi yapan Türkiye spor medyasının her dört senenin 15 günü kendi çocuğunu komşununkiyle kıyaslayan hırslı ebeveyn rolüne bürünüp izansız yazılar döşenmesine alışkınız, ilk defa olmuyor. Bu durumu yaratan etmenlerden biri memleket medyasının vasatlık çıtasının artık zeminle temas eder hâle gelmiş olması elbette. Ama tek sorun o değil. Bu cins bir izansızlık, Türkiye sporunun her yanına işlemiş vaziyette. Sporla ilgili yaşanan sorunların büyük bölümü de buradan kaynaklanıyor. Bu nedenle bu yazıda spor medyasına isyan etmektense -ki bunu sonuna dek hak etmiyor değiller- sorunun çıktığı yeri irdelemek daha önemli.

Eğer birilerinin başarılı, başarısız ya da “fiyasko” olduğunu iddia edecekseniz, elinizde referans alacağınız bir başarı kriteri olması gerekir. Kan tahlili sonuçları gibi düşünün. Kanınızdaki her madde için bir referans değeri, alt sınır-üst sınır vardır değil mi? “Kolesterolün yüksek” deniyorsa neye göre yüksek olduğunu bilirsiniz. Doktor bunu göz kararı tespit etmez. İşte Türkiye sporunda bu yok. Başarı herkesin izanına, insafına göre ölçülüyor. “Katılmak başarı”dan “altın almayan ülkeye geri dönmesin”e giden bir skala mevcut. Arasından seç, beğen, al.

Başarı kriteri o kadar kabataslak belirlenecek bir şey değil. Olabildiğince ayrıntılı; branşlara, konulara ve zamana bölünmüş ayrıntılı bir kriter manzumesi belirlemeniz gerekir. Yani iş “Olimpiyatta şu kadar madalya alırız”la bitmiyor. Hangi sporlarda daha önce katılım yoktu ve şimdi olması gerekiyor, hangi sporlarda madalya mümkün, hangilerinde final koşmak başarı, nerede hangi ülkeler domine ediyor, araya nasıl sızılır, kaynakları nereye aktarmak lazım, olimpiyat sonrasında hangi dallarda sporcu sayısında artış sağlanır, bunların hepsi buna dâhil.

Sonra bunlara göre dört yıllık süre içinde yıllık periyotlarla projeksiyonlar belirlersiniz. Hangi sporda başarı kriterlerini tutturabiliyoruz, hangilerinde gerideyiz, hangilerinde ilerideyiz ve hangi kriterlerin güncellenmesi gerekiyor? Atıyorum, okçulukta bir-iki sporcuyla katılım hedefliyorsunuz ama o sene beş-altı sporcu Dünya Kupası yarışlarında bayağı iyi attı. O zaman hedefi takımla katılıma günceller, ona göre eylem planı yapar, kaynak aktarırsınız. Veya bir spor dalında bir tane çok başarılı sporcunuz var ama gerisi gelmiyor. O sporcunun da son Olimpiyatı olacak. Onun etrafında bir halkla ilişkiler kampanyası planlar, o son olimpiyattan o spora başlayacak sporcu sayısını arttıracak bir çıktı hedeflersiniz. Bunun gibi tamamen vaka bazlı analiz ve çözümler.

Opening Ceremony Rio 2016 Olympic Games
Olimpiyat oyunları, geniş de bir sporcu planlaması gerektiriyor.

Dört yılın, yani olimpik dönemin sonuna yaklaşırken de elinizde bir madalya projeksiyonu olur. Madalya dışında olimpiyattan daha ne kazanabilirsiniz, onu da bilirsiniz. Bunu da mümkün olduğunca kamuoyuyla paylaşır, beklentileri yönetir, elinizdeki sayıca kısıtlı yetenek havuzunu psikolojik olarak yıpratmazsınız. Kimse de size 17 yaşında iki çocukla gittiğiniz dalda madalya alamadınız ya da seksen senedir ilk defa katıldığınız bir dalda ilk turda elendiniz diye “fiyasko” diyemez.

Benim bildiğim kadarıyla böyle bir ayrıntılı dört yıllık planlama ve sonunda yapılacak projeksiyon Türkiye’de mevcut değil. Öyle olunca da olimpiyat öncesi kamuoyunun tek duyduğu, bakanların ve ileride bakan olmayı hedefleyen bürokratların bol kepçe madalya tahminleri oluyor. Spor medyasının da olimpik sporlara yetkinliği yerlerde süründüğünden, onlar da bu sallama projeksiyonların peşinde savrulup, daha dördüncü günden sporculardan hesap sormaya yelteniyor. Daha da fenası, o madalya hesapları tutulacak diye devlet eliyle Londra’daki gibi sistematik dopinge ya da Rio’daki gibi onar on beşer yabancı sporcu doldurmaya gidiliyor.

Olimpiyatın dört yılda bir olmasının günümüzdeki en temel mantığı, o dört yılda kendinizi oyunlara hazırlamanız. Buna yetenek planlamasından, başarı projeksiyonuna, yayın haklarının alınmasından, iletişim kampanyasına kadar her şey giriyor. Biz, plan-proje yapmanın müfredata dahil olmadığı, koca koca insanların koca koca işletmeleri plansız yönettiği bir ülkeyiz. Ama bilmemek değil, öğrenmemek ayıp. Ne olimpiyat hazırlığı, ne başka bir şey, tembel öğrencinin ortaokul dönem ödevi gibi son güne bırakılıp haldır huldur aceleyle yapılabilir. Artık şu işlerin doğru düzgün yapılması gerek.

Bütün bu plansızlığın en acı tarafı ise acıyı çekenlerin hep genç sporcular olması. Ya yetersiz yetenek yönetimi nedeniyle harcanıyorlar, ya anormal beklentilerin altında eziliyorlar ya da o hedefleri tutturmak için kısa yollar tercih etmeye itiliyorlar. Her halükarda, spor ülkesi olmayan bir ülkede sporcu olmanın bedelini ödüyorlar. Türkiye, her alanda bir yetenek yangını. Kapasitesini bu kadar hoyratça heba eden, daha iyi olmamak için bu kadar hırsla ayak direten bir ülke daha görülmüş müdür bilemiyorum. Spor bunun başladığı yer değil, ama belki bir gün bittiği yer olur. Olacağına inandığımdan değil de, ümit fakirin ekmeği sonuçta.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kazanmak

Kazanmak

9 ay önce
Dönemler Üstü

Dönemler Üstü

10 ay önce