Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarRIO 2016Bir Olimpiyat Hayali

Olimpiyat oyunları dün neydi, bugün ne oldu? 2016 Rio'nun başlamasına az bir süre kala oyunların tarihinde uzun bir yolculuğa çıkalım.

 

Amerika Birleşik Devletleri kürek takımının bir üyesi olan ve 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda bronz madalya elde eden Megan Kalmoe, 2016 Rio için yola çıkmadan önce farklı bir şey yapmaya karar verdi. Brezilya’nın başkentinde yapılacak oyunlara yıllardır hazırlanıyordu ve kariyerinin en büyük başarısını orada elde etmek istiyordu. Lâkin yolculuk öncesi tam olarak aklındakiler bunlar değildi. Oturdu, hislerini, düşüncelerini yazdı ve blogunda yayınladı. İsmi birkaç saat sonra dünya basının manşetlerindeydi. Kalmoe, 2016 Rio öncesi yapılan haberlerden, kaleme alınan yazılardan ve bitmek bilmeyen şikayetlerden usanmıştı ve “Artık yeter” diyordu. Başarılı sporcu, ABD tarihinin en yetenekli kadrolarından biriyle Rio’ya gideceklerini ve bu seviyeye ulaşabilmek için verdiği emeklerden kısaca bahsediyor, bu heyecanı ve umudu oyunlar öncesindeki olumsuz hava yüzünden yaşayamadığını ifade ediyordu. Kalmoe “Tek yaptığınız suyun içindeki pisliklerden bahsetmek” diye basına sesleniyor, arkasından da şunları ekliyordu: “Durun. Bizim için olimpiyat oyunlarını mahvetmeyin.”

ABD’li sporcu haksız değil. Heyecan ve umut, 2016 Rio öncesinde kamuoyunda kendisine yer bulamıyor. Hemen herkes dört senede bir karşılaştığımız dünyanın en büyük spor organizasyonu öncesi Zika virüsünü anıyor, Brezilya’daki siyasi iç karışıklıktan, yolsuzluk skandalından, Dilma Roussef’in görevden alınış biçiminden söz ediyor, olimpiyat yüzünden Brezilya’da yapılan eylemlerden ve toplumsal tartışmalardan konu açıyor. Son kez olimpiyat oyunlarında boy gösterecek olan Usain Bolt ve Michael Phelps gibi iki büyük spor efsanesi bile şimdilik ikinci planda kalabiliyor. Elbette bu zincir içerisinde kürek gibi sporların henüz hiç esamesi okunmuyor. Oraya gelmeden dopinge, Rusya krizine giriyor ve çıkışı bulamadan konuyu kapatıyoruz.

Megan Kalmoe’nin şikayetine Walt Street Journal’daki yazısında yer veren spor gazetecisi Jason Gay, oyunlar öncesi oluşan havanın da kendi içerisinde haklı sebepleri olduğunu düşünüyor, bunu “Olimpiyatın 21. yüzyılda dönüştüğü şey bu. Hâlâ muazzam ve cesur bireysel destanlar var ve bazıları Rio’da da karşımıza çıkacak. Aynı zamanda, gerçekler seyir zevkine etki de yapacak. Okuması eğlenceli ya da hoş olmayabilir. Fakat mühim” ifadeleriyle açıklıyor. Gay, arkasından da şunları ekliyor: “Bu gerçekler artık olimpiyatın yakasında. Daha fazla bilgi, daha fazla ses, daha fazla soru ve oyunların öteki yüzüne dair daha açık fotoğraflar var. Evet, eğlenceli olmayabilir ama eninde sonunda gerçekler her zaman kazanır.”

Baron de Coubertin

Gerçekler acıdır. Bazen hayaller de… Modern olimpiyatların kurucusu kabul edilen Pierre de Coubertin, bir idealistti. Yola çıktığında kafasında bir hayal vardı. Antik Yunan kültürüne olan hayranlığı, bu rüyanın gelişmesine kaynaklık etmişti. Fakat bu, gerçeklerden kopuk olduğunu anlamına gelmiyor. Bugünlerde Baron de Coubertin adıyla anılan Fransız isim, 1870’de ülkesinin savaş meydanında Almanlar karşısında aldığı ağır yenilginin etkisini üzerinde hisseden milyonlarca vatandaşı gibiydi. Bilhassa bir parçası olduğu aristokrat sınıfının gerçekle yüzleşmek zorunda kaldığı bu hezimet, birçok Fransıza uykudan uyanma zamanının geldiğini göstermişti. Mazi kalplerde bir yaraya dönüşmüş ve anında özlemle anılmaya başlanmıştı.

Olimpiyat oyunlarının yeniden doğuşunda nostaljinin yanında elbette idealizmin de payı vardı. De Coubertin, Fransız gençliğinin silkinip toparlanmasının eski güzel günleri, asr-ı saadeti getireceğine inanıyordu. Fikren ve bedenen zinde olmak gerekliydi. Bu sadece kitapla, yazı çiziyle olacak iş değildi. Ancak koşarak, top oynayarak, hareket ederek ve güçlenerek olabilirdi. Küçükken din adamı olmak isteyen, bir asker ile ressamın çocuğu olarak dünyaya gelen Fransız aristokrat, eğitimci yanıyla bu hayalini birleştirmişti. Şansı yardım etmiş, pedagojik olarak kendini geliştirmek için ziyaret ettiği İngiltere’de gördüğü sistemin Fransız gençliğinin kurtuluş reçetesi olabileceğine kanaat getirmişti. Ülkesinde sadece bir hobi olarak görülen spor, Ada’daki okulların temel taşlarından biriydi. Aynısı Fransa’da da pekala uygulanabilirdi.

1870 Fransa-Prusya savaşı sadece onu etkilememişti. Fransa Bisiklet Turu’nun kurucusu olan Henri Desgrange da Baron de Coubertin ile aynı fikirdeydi. Fransız gençliği daha fazla spor yapmalı ve daha dayanıklı olmalıydı. Fakat aralarında keskin bir görüş farkı da mevcuttu. Desgrange savaş çığlıkları atarken ve her fırsatta Almanlara karşı olan kinini kusarken Baron de Coubertin barıştan söz ediyor, olimpiyat oyunlarının dönüşünün uluslararası siyaseti iyi yönde etkileyeceğini, milletlerin güçlerini ve eforlarını artık savaş meydanlarına değil, spor arenalarına saklayacağını düşünüyordu. Kafasındaki ampulu yakan şey bir savaş olmuştu ama gidilecek noktada farklı bir dünya imkanı vardı.

1890’da büyük hayalini gerçeğe dönüştürme zamanının geldiğini fark etti. Olimpiyat oyunlarını düzenlemek için bir komite kurdu. Çevresindeki isimler çığlıklar atarak anında bu fikrin peşine takılmadı. Baron de Coubertin’in rüyasının ete kemiğe büründüğünü görmesi için altı sene beklemesi gerekecekti. 1896 Atina, modern olimpiyat oyunları için sıfır yılıydı ve aslında bugün yaşadığımız sorunların bir kısmı orada da kendine yer bulmuştu. Şimdi baktığımızda sporun eski, güzel, el değmemiş çağları olarak düşünebileceğimiz o oyunlar başlarken Fransızların canı sıkkındı zira kendi adamlarının canlandırdığı bu oyunlarda Almanya’nın yer almasını istemiyorlardı. Antik oyunların yaratıcısı, modern oyunların ise ilk ev sahibi olan Yunanlılar ise göğüslerini kabartmıyorlardı. Zira harcamalar düşünülenden fazla olmuştu ve devlet adamları bundan şikayetçiydi.

Evet, bu büyük bir hayaldi ama hiçbir zaman saf mutluluktan ibaret değildi. Sadece 1896 değil, 1900 Paris de sorunlarla doluydu. Daha sonrasında işler yoluna girecek, olimpiyat oyunları peşinden milyonlarca insanı koşturacaktı ama hiçbir zaman Baron de Coubertin’in tam istediği gibi olmayacaktı. Çünkü en başta o da ne istediğini tam bilmiyordu. Oyunları üzerine kurduğu zemin sallantılı ve çelişkiliydi. Fransız aristokrat, Antik Yunan’dan etkilenerek kurduğu oyunlarda temel amacın kazanmaktan çok katılmak olduğunu ilan ediyordu. Ünlü sözünde “Hayattaki en önemli şey kazanmak değil, mücadele etmektir; iyi savaşmak, zafer elde etmekten daha mühimdir” demişti ama bu konuda hiçbir zaman çok fazla destekçisi yoktu. Antik Yunan da onunla pek aynı fikirde değildi. O dönemin savaşçıları için kaybetmek en büyük utanç kaynağıydı. Kazananlar tanrı katında muamele görüyor, yenilenler ise cehenneme ilk adımlarını atmış oluyordu.

Baron de Coubertin sadece tarihle değil, kendisiyle de çelişiyordu. En başta, yola çıkarken, savaşın yaşattığı travma aklındaydı ama oyunların felsefesinden bahsederken “Barış ancak daha iyi bir dünyanın ürünü olur. Daha iyi bir dünyayı daha iyi bireyler yaratır. Daha iyi bireyleri ise sportif bir rekabet geliştirir” ifadelerini kullanıyordu. Ancak yüz binlerce sayfayı bulan ve bugün ilginç bir şekilde kamuoyundan uzak tutulan arşivinde militarist göndermeler de vardı. Bir yazısında sporcuların içgüdüleriyle baş başa bırakılmamaları gerektiğini savunuyor ve “Atletler kontrol edilmeli ve propaganda malzemesi olmalıdır” ifadelerini kullanıyordu.

Ona göre Uluslararası Olimpiyat Komitesi, bütün etkilerden bağımsız olmalıydı. Fransız isim, 1920’lerden itibaren komite içerisindeki etkisini ve koltuğunu kaybetmişti. Son yılları maddi zorluklar ve savrulmalar içerisinde geçiyordu. Adolf Hitler’ ve Nazilerin propaganda malzemesi hâline gelen 1936 Berlin, Baron de Coubertin’in gördüğü son olimpiyat oyunlarıydı ve birçoklarının midesi bulanarak hatırladığı o organizasyon, ona göre muhteşemdi. Nazileri övüyor ve barış hayaliyle ortaya attığı bu fikrin faşizmin elinde oyuncağa dönüşmesini memnuniyetle izliyordu. Bir sene sonra hayatını kaybedecek, geride karmaşık ve tartışmalı bir miras bırakacaktı.

IOC President Thomas Bach Moves into the Rio 2016 Olympic Village

Eylül 2013’te Uluslarası Olimpiyat Komitesi yeni başkanını seçti. Baron de Coubertin’in kurucusu olduğu komitenin son başkanı herkesin beklediği gibi Thomas Bach oldu. Alman spor adamı eski bir eskrimciydi. 1976 Montreal’de altın madalya kazanan Bach, döneminin milli kahramanlarından sayılırdı. Seksenlerde başarılı bir spor yöneticisi olmuş, olimpiyat oyunlarına profesyonellerin katılmasının artık şart olduğunu söyleyen grubun başını çekmişti. Pazarlama anlamında ortaya koyduğu vizyon başarılıydı ve olimpiyatları televizyon çağına uygun hâle getirerek bugünkü popülaritesine ulaşmasında öncü olan Juan Antonio Samaranch’ın altın çocuklarından biri olmuştu. Birçokları bir noktada onun en tepeye geçeceğine inanıyordu ve bunu da başarmıştı.

Tam seçimden önce, Thomas Bach’ın yeni başkan olmasına kesin gözüyle bakılırken Almanya’da ilginç bir belgesel yayımlandı. Bugünlerde Rusya’daki doping skandallarını ortaya çıkaran gazeteci Hajo Seppelt, meslektaşı Robert Kempe ile birlikte çok özel bir işe imza atmış, halkaların yeni efendisinin başarılarla dolu özgeçmişindeki kirli satırların altını çizmişti. Bach’ın adının skandallarla yan yana anılması aslında yeni bir şey değildi, onun hayatını yakından takip edenler yetmişli yıllardaki eskrim zaferlerinden yükselen pis kokuları duyabiliyordu.

O yıllarda Bach ile karşı karşıya gelen bazı sporcuların da iddia ettiği üzere, Alman sporcu bazen ıslak eldiven kullanmış ve böylece elektronik sistemi alt ederek rakiplerini mağlup etmişti. Bu bir anlamda dopingin ilaçsız versiyonuydu ve birkaç farklı kaynak aynı iddiayı dillendiriyordu. Sadece bu da değil, Horst Dassler ile arası çok iyi olan Bach’ın seksenli yıllarda Adidas’la çalışırken spor yöneticisi olarak konumunu yakın dostunun çıkarları için kullandığı iddia ediliyordu. Bach elbette belgeselde bahsedilen bu ve benzeri iddiaları yalanlıyor, birçoğunun saçmalıktan ibaret olduğunu söylüyordu.

Baron de Coubertin önderliğinde olimpiyat oyunlarının hayata geçmesiyle Thomas Bach’ın göreve gelişi arasında 119 yıl var. Bu sırada Uluslararası Olimpiyat Komitesi yedi farklı başkan daha gördü ve hiçbir zaman şeffaf olmadı. IOC, her zaman farklı bir mertebede yoluna devam etti. Çıkış noktasında kurucusunun da fikirleri doğrultusunda amatörlüğü temel alıyordu ve ilk yıllarında pazarlaması gazeteler üzerinden yapılıyordu. Yirmilerde sıra radyoya gelmişti. Akabinde olimpiyat oyunları yavaş yavaş dünya çapında bir çılgınlığa dönüşürken ve Soğuk Savaş’ın enstrümanlarından birine dönüşürken televizyon kapıyı çaldı. Samaranch döneminde yapılan pazarlama hamleleri, televizyonla birlikte oyunları bambaşka bir noktaya çıkarmıştı ve Bach gibi isimlerin isteği, artık amatör ruhun terk edilip profesyonellere kapının açılmasıydı. 1992 Barcelona bu anlamda milat oldu. Televizyon en iyi yüzleri, yıldızları görmek istiyordu ve ülkelerin mücadelesi yavaş yavaş ünlü markaların rekabetine dönüşmeye başlamıştı.

'Super Bacteria' Found Along Rio's Famed Beaches

Megan Kalmoe’nun isyanında belirttiği gibi 2016 Rio öncesi olimpiyat oyunları üzerine konuşmak isteyen herkes olumsuz bir şeylerden bahsetmeden geçemiyor. Doping skandalları, politik müdahaleler, oyunları düzenleyen şehirlerin yaşadığı sıkıntılar, organizasyon problemleri ve benzeri olumsuzluklar apaçık ortadayken artık kimsenin canı sadece sahada, pistte, parkurda olup bitenden söz açmak istemiyor. 21. yüzyılın oyunlara yaptığı bu. Daha fazla ses, daha fazla gerçek, daha fazla eleştiri ve daha az uyku. Alarm zilleri hiç durmadan çalmayı sürdürüyor.

Baron de Coubertin’in, ‘önemli olan katılmak’ felsefesini kökenlerine yerleştirdiği olimpik ruh, bugünlerde ‘zafere giden yolda her şey mübahtır’ anlayışına teslim olmuş durumda ve bu yakın zamanda değişeceğe de benzemiyor. Doping bitmeyecek, Uluslararası Olimpiyat Komitesi de asla şeffaf bir yapıya bürünmeyecek. Ülkeler bu 15 günde yapılan sportif mücadeleleri asla siyasi konjonktürden bağımsız düşünmeyecek. Bütün bu olumsuzluklar da oyunları eskiden beri takip eden birçoklarının aklına “Nerede kaldı eski günler?” sorusunu getirecek. Herkes kendi asr-ı saadetini inşa edecek.

Fransız aristokrat Coubertin de bir zamanlar bu nostalji ile yola çıkmıştı. Şimdiki zaman çok can sıkıcıydı, savaşın kalp kırıklıklarını ve can kayıplarını ancak gelecekte hayata geçecek olan bu büyük plan kurtarabilirdi. Aynı plan onu geçmiş güzel günlere de döndürebilirdi. Bu nostalji, gerçekleri görmesine engel olmuştu ve zincirleme şekilde hayata geçen bu fikir de anında başarıya ulaşmamıştı. Yükseliş bir hayli sancılı geçmiş, çelişkileri de DNA’sına işlemişti. Bütün bunlara rağmen suyun üzerinde yaşananlar genelde muazzam oldu.

Evet, yasak kimyasallara ya da başka kirli yollara başvuran birçok şampiyon ağızlarda acı bir tat bırakmıştı ama olimpiyat oyunları, geçirdiği sancılı devirlerin hepsini bir şekilde atlatan ve ne olursa olsun milyonlarca hatta milyarlarca insanın ilgisini çeken bir markaya dönüşmüştü. Dünya Anti Doping Ajansı’nın nasıl Britanya, Etiyopya, Jamaika gibi ülkelerin üzerine gitmediğini anlatan yüzlerce dosya ya da araştırma bulabilirdiniz ve oyunlar öncesinde bunlardan bahsedebilirdiniz. Ama bütün bunlar o iki hafta başladığında ve Mo Farah ya da Usain Bolt piste çıktığında hissedilen şeylerin arkasında kalmaya mahkumdur.

Rio 2016 İsa

O yüzden sabaha kadar 2016 Rio’nun başarısız yanlarından, şimdiden nasıl büyük bir felakete dönüştüğünden bahsedebiliriz. Ya da 2008 Beijing veya 2012 Londra’nın zarar ettiği tarafları ortaya koyar, olimpiyat oyunlarını düzenleyen şehirlerin dünüyle bugünüyle neler kaybettiğini, neler kazandığını tartışabiliriz. Ama bunu yaparken şunu da göz ardı etmemeliyiz. Olimpiyat oyunları her zaman bir felaket oldu. 1896’da da bütçe sorunu vardı, orada da politik tartışmalar yapılıyordu ve bazı yarışmaların galibi adil şekilde belli olmuyordu. Hepsi geçti ve bu garip organizma hayatımızdaki ilginç ve ayrıcalıklı yerinde yol almayı sürdürdü.

Burada tarihi ve talihi olimpiyat oyunlarına benzeyen bir spor dalına, bisiklete dair bir anıya dönme zamanı. Bu anı, Mösyö Dupont’a ait. Daha önce dinleyenler için üzgünüm. Kendisi, Amerikalı gazeteci Samuel Abt sayesinde tanışma şerefine eriştiğimiz Fransız bir postacı. Mösyö Dupont, modern olimpiyat oyunlarının kuruluşunun yüzüncü yılında, 1986’da evinin önünden geçen Paris-Nice etabı öncesi Abt’a yakınmış, artık paranın ve dopingin bisiklet yarışlarına hükmettiğini, yarışların satın alındığını, her şeyin hile ve düzenbazlıktan ibaret olduğunu ifade etmişti. Tecrübeli gazeteci bunları detaylı bir şekilde not etmiş, vedalaşmadan hemen önce postacıya şöyle bir soru yöneltmişti:

“Peki neden o zaman bu soğuk Mart günü bir köşede dikilmiş, Paris-Nice’in önünüzden geçmesini bekliyorsunuz?”

Mösyö Dupont’un cevabı şiirseldi: “Hile ve düzenbazlık var, buna şüphem yok. Ama yine de, bu bahar…”

2016 Rio Olimpiyat Oyunları başlıyor. İki hafta boyunca heyecan verici şeyler izleyecek, kimi zaman hayal kırıklıklığına uğrayacak, bazen de gördüğümüz şeyin gerçekliğinden emin olamayacağız. Önümüzdeki 15 gün boyunca konuşacağımız tek şey de spor aşkımız veya oyunlara duyduğumuz tutku olmayacak. Doping de girecek sohbetlere, kötümserlik de… Bazen nostaljik olacak, aslında hiç yaşanmamış, varolmamış bir geçmişin izini süreceğiz. Bazen ise romantik olacak, geçmişi ve geleceği abartacağız. Ve bütün bu hengame içerisinde gözlerimiz ve kulaklarımız toplumsal, hijyenik ve sportif anlamda bir felaket olarak başlayan 2016 Rio’nun üzerinde olacak. Her kahramanlık öyküsünün karşısına bir skandal dikilecek, her övgüyü bir yergi takip edecek ve bütün bunların ortasında televizyon, internet, radyo ve gazeteler hep açık olacak. Bazen her şeyden sıkılabilir, “Madem her şey felaket, neden bunu takip edeyim ki?” diye sorabilirsiniz. Haklısınız. Olimpiyat oyunlarının dününde de bugününde de hile ve düzenbazlık var, buna şüphe yok. Ama yine de, bu yaz demek…

Olimpiyat oyunlarınının fikir babası gibi izleyicileri de çelişkiler içerisinde. Konuşacak, şikayet edilecek, anmadan geçilmeyecek ve dikkatle yakından incelenecek çok şey var. Ama, fakat, lâkin…

Yaz başlıyor.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kazanmak

Kazanmak

11 ay önce
Dönemler Üstü

Dönemler Üstü

11 ay önce