Socrates Web Beta v1.0
 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak SahaBardaki Kupa

Üst üste iki Şampiyon Kulüpler Kupası kazanan Liverpool, 1970’lerin sonunda Avrupa’nın en iyi takımıydı. 1981’de de rutinlerini sürdürmüşlerdi. Bu kez başrolde sol bekleri ve kupayı bara götüren kaptanları vardı…

Liverpool, 1970’li yıllarda İngiliz futbolunun en büyüğü olmayı başarmıştı. Bill Shankly’nin kurduğu sistemi devam ettiren, ‘Boot Room’ ekolü temsilcisi Bob Paisley, bayrağı biraz daha yukarı çekmişti. 1974’te kulübedeki birinci adam olan Paisley, 1977 ve 1978’de Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanarak Liverpool’u kıtanın da zirvesine taşımıştı. Klasik İngiliz futbolundan uzak, alternatifli ve sahanın her alanına hakim bir takım yaratan Paisley, 1970’lerin ikinci yarısında gıptayla bakılan bir Liverpool inşa ediyordu…

1980’lere girişleri ise hayal kırıklığı barındırmıştı. Şampiyon tamamladıkları 1972-1973 sezonundan itibaren ligi ya en tepede ya da ikinci bitiren Liverpool, art arda beraberlikler ve mağlubiyetlerle geçen 1980-1981 sezonunu beşinci sırada tamamlıyordu. Bu sonuç, Paisley döneminin en kötü lig performansıydı. Bir sezon önce şampiyonluğa ulaşan takımın bu gidişatında, takımın yıldızı Kenny Dalglish’in sakatlığının payı büyüktü, bazı Liverpool takipçileri ise takıma şampiyonluklar kazandıran kilit futbolcuların artık yaşlandığını düşünüyordu. Dönemin en büyük kanat oyuncularından Steve Heighway, 33 yaşına gelmişti, kaleci Ray Clemence ise 32’sindeydi. Kenny Dalglish, Ray Kennedy, Terry McDermott ise 29 yaşındaydı. 30’una gelmiş futbolculara ‘bitik’ gözüyle bakılan 1970’lerde, bu eleştiri dikkate alınabilirdi ama göz ardı edilmemesi gerek bir şey daha vardı; bu isimleri özel yapan sadece yetenekleri değildi. Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandıkları iki sezonda, özellikle Saint Etienne ve Borrusia Mönchengladbach eşleşmelerinde Liverpool’un kazanmayı bilen oyunculardan kurulu olduğunu göstermişlerdi. Bunu o sezon ligde kanıtlayamasalar da Şampiyon Kulüpler Kupası’nda gözler önüne sereceklerdi…

1970’lerde, Avrupa’nın güneyinde, İspanya topraklarının hâkimi ise Real Madrid idi. 1970-1980 arasına altı şampiyonluk sığdırmışlar; Amancio, Santillana, Paul Breitner ve Günter Netzer gibi büyük futbolcularıyla İspanya Ligi’nin en iyisi olmayı başarmışlardı. Ama onları ayrıcalıklı kılan, Şampiyon Kulüpler Kupası’nın ilk yıllarına damga vuran, ‘Avrupa futbolunun en büyüğü’ imajlarından uzak kalmışlardı. En son 1966’da Partizan’ı yenerek kupayı kazanan Real Madrid, bu başarıdan sonra dört kez yarı final görse de kendini bir türlü finale atamamıştı. İşin enteresanı ise bu dört hüsranın üçünde, Real’i eleyen takımlar (Manchester United, Ajax ve Bayern Münih) şampiyonluğa uzanacaktı. 1979-1980 sezonunda Yugoslav antrenör Vujadin Boskov’un önderliğinde hem lig hem Kral Kupası şampiyonu olan Real Madrid, Kupa 1’de de yarı final görmüştü. Yeni sezondan daha da umutluydular…

Vujadin Boskov, Real Madrid ile yılında hem İspanya Ligi’ni hem de Kral Kupası’nı kazanmıştı.

Rugby Maçına Rağmen

5 Kasım 1980… Ligde dört maçtır kazanamayan Liverpool, Şampiyon Kulüpler Kupası ikinci tur rövanş maçında Aberdeen’i 4-0 yenerek çeyrek final biletini alıyordu. Aslında bu, büyük bir başarıydı nitekim Aberdeen 15 yıllık Celtic-Rangers hanedanlığına son vermiş ve İskoçya şampiyonluğuna uzanmıştı. Üstelik genç menajerleri, futbolun Ada standartlarının üstüne çıkması gerektiğini savunan, geleceği parlak bir antrenördü: Alex Ferguson. Fergie, maç sonrası yaptığı değerlendirmede, takımının mağlubiyetini topa sahip olamamaya bağlıyordu. Onun hayalindeki futbolu sahaya yansıtan Paisley ise alışkanlık haline getirdiği Avrupa zaferlerinden birini daha özgeçmişine eklemişti. Liverpool, bir sonraki turda CSKA Sofya’yı, yarı finalde de Bayern Münih’i geçerek adını finale yazdıracaktı…

Real Madrid ise Liverpool’a nazaran daha başarılı bir sezonu geride bırakmıştı. Ligde şampiyon olamasalar da Real Sociedad ile kıyasıya bir yarışa girmişler ve averajla sezonu ikinci sırada bitirmişlerdi. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda da sırasıyla Limerick, Honved, Spartak Moskova ve Inter’i elemiş ve 15 yıl sonra finale çıkmayı nihayet başarmışlardı. 1950’lerde kupayı tekeline alan Real Madrid ile 1970’lerin ikinci yarısında ‘en büyük’ olarak görülen Liverpool, 27 Mayıs 1981’de Parc des Princes’de şampiyonluk için mücadele edecekti…

Durum, Liverpool için  bir rutin hâlini almıştı aslında. Paris’te kaldıkları otele yerleştiklerinde, yanlarında İngiltere’den getirdikleri konserveler ve çikolatalar vardı. Otelden de pek dışarı çıkmadılar. Menajer Bob Paisley, bu muhafazakar tavrı sahaya da taşıyacaktı. İngiliz basını, çekindikleri Real Madrid sol açığı Laurie Cunningham ile ilgili düşüncelerini sorduğunda, aslında “Ona önlem alacak mısınız?” demek istiyordu. Paisley’nin ise cevabı basitti: “Hızlı ve ufak numaralar yapan bir oyuncu.” Ona bir önlem alamayacaktı. Liverpool’un Bill Shankly’den kalma ‘kendi futbolunu oynama’ felsefesi devam ediyordu. Final öncesinde Liverpool taraftarlarının yüzünü güldüren gelişmeler de yaşanmıştı. Uzun süredir sakatlıkla boğuşan Kenny Dalglish ve Bayern rövanşında bileği kırılan sol bek Alan Kennedy’nin oynayacağı açıklanmıştı. Liverpool, yeni bir finale hazırdı…

Real cephesinde ise Boskov, takımına güveniyordu. Maçtan önce, “Onlar bizden yaşlı, hızımıza ayak uyduramazlar” diyen Yugoslav antrenörün elini kuvvetlendiren; Jose Camacho ve Uli Stielike gibi dinamik, Santillana gibi bitirici futbolcular vardı. İki taraf da kendinden emindi ama sahaya çıktıklarında bir sorunla karşılaşacaklardı…

“O finalle ilgili en net hatırladığım şey zemindi; berbattı. Rugby maçı mı oynanmıştı, ne olmuştu…” Kenny Dalglish, yıllar sonra sıkıntıyı böyle dile getiriyordu. Parc des Princes’te iki hafta önce oynanan Rugby karşılaşması nedeniyle tümsekler oluşmuştu ve oyuncular zorlanıyordu. Belki de bunun da etkisiyle tatsız bir karşılaşma oynanmaktaydı. Son dakikalara doğru girilirken, Liverpool, sol taraftan bir taç atışı kazandı… “Gol atamıyorduk ve forvete yardım etmem gerektiğini düşündüm.” Özgüven sorunu nedeniyle sık sık eleştiriler alan sol bek Alan Kennedy, kafasında ampülün yandığı anı böyle hatırlayacaktı. İleriye çıktı, taç atışını kullanan Ray Kennedy’den topu istedi, alır almaz Real Madrid ceza sahasına daldı ve kaleci Agustin’i avladı. Liverpool, bitime 10 dakikadan az süre kala 1-0 öne geçmişti. “Açıkçası nasıl kutlama yapacağımı bilmiyordum sonra  ‘Hakem düdüğü çaldı mı, golü verdi mi, gerçekten gol mü attım’ diye düşündüm.”

Bardaki Kupa

Liverpool, eleştirilen sol bek Alan Kennedy’nin golüyle üçüncü kez Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandı. Paisley için durum hala sıradanlığını koruyordu, soyunma odasına girdi ve şunları söyledi. “Haziranda görüşürüz!” Ama galibiyete ayrı anlamlar yükleyenler de vardı. Seremonide kaptan Phil Thompson’ın kupayı kaldırdığı an, kulüp tarihinin en ikonik anlarından biri olacaktı. Üstelik Thompson sadece Liverpool’luları etkilememişti. Bir sezon sonra kupa tarihinin büyük sürprizlerinden birini yaparak Şampiyon Kulüpleri Kupası’nı kazanan Aston Villa’nın Liverpool doğumlu kaptanı Dennis Mortimer, kupa ile kavuşma anını şöyle anlatacaktı: “Çok kupa kaldıran bir oyuncu değildim, bu yüzden Şampiyon Kulüpler Kupası’nı nasıl kaldıracağımı da bilmiyordum. Aklım Phil Thompson geldi ve onu taklit etmeye çalıştım.” Mortimer, sadece stadyumdaki kutlamalarda ‘Thompson tarzını’ benimsemeyecekti üstelik. Kupayı, taraftarlarıyla gerçek manada buluşturmayı da ihmal etmeyecekti…

“Paris’teki zafer, kariyerimin en iyi anıydı. Daha önce iki kez bu sahneyi görmüştüm ama bu sefer kaptandım.” Stoper Phil Thompson, 1981’de kazandıkları finali böyle hatırlıyor. Finalin ertesi günü yaptığı ise hâlâ konuşulan o Liverpool ruhunu anlatıyor.

“Kulüp sekreteri Peter Robinson, takım kaptanı olduğum için kupanın sorumluluğunun bende olduğunu söyledi, istersem evime dahi götürebilecektim. Büyük, kadife bir çantanın içindeydi, Capri’min arkasına koydum ve doğruca Kirkby’deki Falcon’a gittim. Burası benim mekanımdı, Pazar Ligi takımını burada yönetiyordum; onlarla kazandığımı tüm kupaları ve bira şişelerini buraya getirirdik. Ben de Şampiyon Kulüpler Kupası’nı getirdim ve barın arkasına koydum. Kimse inanamadı.” Thompson’ın izinden önce Mortimer sonra da Steven Gerrard gidecekti…

Liverpool ise kazanma ekolünü 1980’lerin ortasına kadar taşıdı. Bob Paisley, 1983’te görevden ayrılsa da ‘Booth Room’ ekolünden gelen Joe Fagan, 1984’te bir kez daha Şampiyon Kulüpler Kupası’nı şehre getirdi. 1985’te Juventus ile oynadıkları final ise hem takımın hem de ülke futbolunun kırılma anlarından biriydi. Heysel Stadı’ndan yaşanan dram, İngiliz takımlarının Avrupa’dan men edilmesi ile sonuçlandı. İngilizlerin, 1970’lerin sonlarında kulüpler seviyesinde kurduğu hanedanlık, sona ermişti…

Real Madrid, 1980’lerde genç takımından çıkan ve Akbaba Beşlisi olarak adlandırılan yıldızları ile bir kez daha İspanya’yı hakimiyeti altına alsa da hâlâ Kupa 1’in zirvesine çıkamamıştı. Nihayet 1998’de bu özlemi sonladıracaklar ve 2000’lere de Los Galacticos ile kıtanın en sükseli takımı sıfatıyla gireceklerdi. Vujadin Boskov ise Sampdoria ile büyük bir sürpriz yapacak ve önce Serie A’yı kazanacak sonra da hiç beklenemeyen bir şekilde takımı 1992 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali’ne taşıyacaktı. Ama yine bir savunmacının, Ronald Koeman’ın golüne engel olamadı ve Barcelona’nın kupa törenini izlemekle yetindi…

Liverpool, 2005’te masalsı bir zaferle Milan’ı geçip Şampiyonlar Ligi’ni kazansa da hiçbir zaman ‘Boot Room’ mezunu antrenörlerin ve o jenerasyonun yarattığı etkiyi yaratamadı. Avrupa Kupaları’nda bir Şampiyonlar Ligi, bir de UEFA Kupası kazansalar da ligde 1990’dan beri şampiyonluğu görememiş olmaları, aşmaları gereken ilk tepe olarak kabul ediliyor. Real Madrid’in ise özellikle son beş yılda sadece bir lig şampiyonluğu yaşasa da Şampiyonlar Ligi’ni üç kez müzesine götürmesi ve bunun ikisini üst üste başarması, futbol tarihinin kazanma alışkanlığı en yüksek takımlarından biri olduğunu kanıtlıyor. Bugünkü maç, biraz da 27 yıl önceki finalin ters senaryosu gibi. Simge kaptan ya da maçı değiştirebilecek sol bek Real Madrid forması giyiyor ama Liverpool da en az ‘Boot Room’dan çıkmış kadar taraftarı ve takımıyla bütünleşmiş bir antrenöre sahip…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler