Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EURO 2016GündemYorum5 GOL

Nedir golleri unutulmaz yapan? Estetik mi, önem mi, yoksa ardından yaşanan sevinç mi? Avrupa Şampiyonası tarihinden beş golü hatırlayalım...

Euro ’96 dün gibi aklımızdayken 2012 Avrupa Şampiyonası Finali’nde atılan golleri hatırlamakta zorlanıyorsak, klasik bir soru: Eskiden futbol daha mı güzeldi yoksa zamanla birlikte biz de mi değiştik? Cevap, galiba her ikisi de. Futbol, evet, değişti. Ama zaman ve insanın değişimi biraz daha ağır basıyor. Maç sayısı artıyor, yapılacak aktiviteler artıyor, üstelik hayat artık üstünkörü yaşanıyor. Artık bir maçın haftalarca konuşulduğu bir dünya yok; maçlar yeteri kadar konuşulmuyor, konuşulsa bile çok kısa süre sonra gündem değişiyor. Önümüzde internet diye ucu bucağı olmayan bir dünya daha var; o dünya sadece dikkatimizi dağıtmıyor, aynı zamanda hafızamızı zayıflatıyor.

Doğruya doğru; her şey değişse de güzel bir golün tadı pek değişmiyor. Ama aynı ölçüde iz bırakıyor mu? Sanki hayır. Aşağıdaki beş golden ikisinin üzerinden aşağı yukarı otuz yıl geçti, kalan üçü de yakın geçmişten uzak geçmiş olmaya doğru gidiyor. Avrupa Şampiyonası tarihinin en güzel beş golü demek iddialı olur ama her birini özel kılan bir şeyler var…

Yarısı Forvet Yarısı Kaleci
Davor Suker, Hırvatistan – Danimarka, Euro ’96

Bir golü güzelleştiren, çoğu zaman vuruşun kalitesi kadar kalecinin davranışıdır. Sözgelimi Arif’in Manchester’a attığı golün maçın spikeri Ümit Aktan tarafından kaleci Peter Schmeichel üzerinden anlatılması biraz da bundandır. Zira Schmeichel, gerçekten çok güzel uçmuş ve gole estetik katmıştır.

Euro 96’da da böyle olmuştu. Türkiye ile aynı grupta yer alan Hırvatistan ve Danimarka, turnuvadaki ikinci maçlarında karşı karşıya gelmişlerdi. Hırvatlar Davor Suker ve Zvonimir Boban’ın golleriyle son dakikaya 2-0 önde girmişti. Danimarka bir umut rakip kaleye çökerken geri çekilen Hırvatistan’da Aljosa Asanovic savunmanın sağ tarafından sol ayağıyla uzun bir top attı. Sol kanatta topu bekleyen Davor Suker, aslında ofsayt pozisyonundaydı. Yanlış yerde duran yan hakem, bu bariz ofsaytı atladı. Suker ise sağ ayak içiyle topu sadece kontrol etmedi, bir yandan da önüne açtı. Bir dokunuş daha, bu defa sağ ayağının dışıyla düzeltti topu. Kaleyi çaprazına almış, kaleciyle karşı karşıya kalmıştı. Kaleci açıyı daralttı. Hırvat yıldızsa sol ayağını kullandı bu defa. Ve beklenmeyeni yaptı.

Kaleci, korner için ileri çıkmıştı. Paslaşarak kullanılan atış ofsayt ile neticelenince, yaklaşık 90 metrelik mesafeyi 11 saniyede geri koştu. Rakip oyuna hızlı başladı. Asanovic topu ayağından çıkardığında, kaleci orta yuvarlaktan henüz çıkmıştı. Top Suker’e ulaştığında, o ceza sahasına dönmüştü. Önce geriye doğru birkaç adım atarak kaleye geçti, ardından pozisyonu süzdü ve gereğine karar verdi; bu defa ileri doğru attı adımlarını. Yalnızca birkaç dakika önce yine aynı rakibi orta sahadan kaleyi yoklamış, o geri geri koşarak topu çizgiden çıkarmış ve ardından Dikembe Mutombo’yla özdeşleşen parmak hareketini yaparak ‘Beni geçemezsin’ mesajı vermişti. Şimdiyse Suker şut pozisyonu aldığında, geride kalan 15-20 saniye hiç yaşanmamış gibiydi; kaleci sanki dakikalardır kalesinde bu pozisyonu bekliyormuş gibi tüm heybetiyle onun karşısındaydı. Ama öyle ya beklenmeyeni yaptı Suker, topun altına girdi. Kaleci zıpladı, yetişemedi. Yere inmeden, dimdik pozisyonda, kafasını 90 derece geri yatırdı ve topun rotasını baş aşağı izledi. Meşin yuvarlak çizgiyi geçerken o, iki ayağının üstüne inmişti. Filelerle kucaklaşırken ise yine estetik bir şekilde bıraktı kendini yere. Ortaya çıkan manzara bir heykelin yıkılışı gibiydi.

Dünyanın en iyi kalecisi, Peter Schmeichel, yediği bir golü daha güzelleştirmişti.

WILDE/SUEKUER/TUERKEI - BELGIEN ( TUR - BEL ) 2:0

Türkiye Futbolunu Özetleyen Gol
Hakan Şükür, Belçika – Türkiye, Euro 2000

Türkiye savunmadan top şişiriyordu. Hücumda çoğalamıyor, skor üretmekte zorlanıyordu. Yıllar böyle geçti.

O gün de Alpay şişirdi. Euro 2000 B Grubu’ndaki Belçika maçını oynadığımız o gün. Galibiyete ihtiyacı olan taraf bizdik. Fakat rakip ev sahibiydi ve ‘oraları oynamayı bilmek’ diye bir tabir vardı futbolda. Türkiye, kulüp düzeyinde oraların da ötesine, en tepeye çıkmış oyunculara sahipti ama milli takım olarak bunu henüz gösterememişti. İlk yarı, Belçika’nın baskısıyla geçilmek üzereydi; 2 uzatma dakikasında son 20 saniyeye girilmişti. Ve evet, Alpay bir top şişirdi. ‘Şu devreyi hayırlısıyla bir atlatalım da’ diye ileri atılmış bir toptu bu. Gelişigüzel, öylesine… Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın yıllar boyunca yaptığı gibi…

Sonra, Hakan Şükür koşmaya başladı. Kafasında, sahadaki diğer 21 oyuncu, yedekler, teknik adamlar, hakem dörtlüsü ve tribünleri dolduran 43 bin kişiden farklı bir düşünce var gibiydi. Maçı ekran başında takip eden milyonlarca kişiden herhangi biri de pozisyonun golle sonuçlanacağını aklına bile getirmemişti muhtemelen. Maç sırasında, önünüzdeki içecekten bir yudum aldığınız, gözlüklerinizin camlarını temizlediğiniz, bugün olsa cep telefonunuza şöyle bir göz attığınız ölü anlardan biriydi. Hakan Şükür içinse öyle değildi. Havada yavaş yavaş süzülerek kaleci Filip de Wilde’ye doğru giden topu takip etmeye karar verdi Boğazın Boğası. Kaleyle arasındaki iki savunma oyuncusu şaşkındı; biri pozisyonu takip bile edemedi, diğeri takılıp düştü. Top bir defa yerde sekti, kaleci de Wilde kendisine yönelen topu almak için zıpladı ve uzandı. “Ellerini kullanmanın avantajıyla…” diye başlayan cümlenin bu defa yeri ve zamanı değildi. Zira Hakan, kalecinin ellerinden daha yükseğe zıplayarak o avantajı yok etmişti. De Wilde ise maçtan sonra milli takımdan emekliliğini istedi.

Türkiye savunmadan top şişiriyordu. Hücumda çoğalamıyor, skor üretmekte zorlanıyordu. Yıllar böyle geçti. Sonra Hakan Şükür çıktı, koşmaya başladı. Ve Türkiye’de futbol değişti.

Kusursuz Kafa Golü
Michel Platini, Fransa – Yugoslavya, Euro ’84

Michel Platini, hiçbir zaman hava toplarındaki etkinliğiyle ön plana çıkan bir isim olmadı. Ancak kafa golü attığında, onun da en estetiğini atardı.

Bir futbolcu, bir turnuvaya ne kadar damga vurabilirse, o kadar damga vurmuştu Euro 1984’e Platini. O turnuvadaki beş maçta attığı dokuz gole, maç sayısının arttığı sonraki yıllarda dahi yaklaşabilen olmadı. 1988’de van Basten, 1996’da Shearer, 2000’de Kluivert ve Milosevic, 2004’te de Baros en fazla beş gole ulaşabildi. Platini ise üç grup maçının ardından yedi defa fileleri bulmuştu bile. Önce Danimarka’ya karşı maçın tek golünü attı, ardından Belçika’ya sağ ayak, sol ayak ve kafa gollerinden oluşan sürpriz bir ‘kusursuz hat-trick’ paketi hazırladı. Bu maçta uzun mesafeden attığı kafa golü unutulmazdı. Ancak yalnızca üç gün sonra, daha da güzelini atacaktı.

Ev sahibi Fransa’nın son grup maçındaki rakibi Yugoslavya’ydı. Konuk ekip, devreyi Sestic’in golüyle 1-0 önde kapatmıştı. İkinci yarıda ise söz sırası Avrupa Şampiyonaları tarihinin en büyük oyuncusuna geldi. Önce savunmanın arkasına sarktı ve sol ayağıyla skoru eşitledi Platini. Bir süre daha geçtikten sonra, ceza yayı içinden kazanılan frikikte sağ ayak içiyle köşeyi bulacaktı. Ancak yeni bir kusursuz hat-trick’e giden yolda, bu iki golün arasına sıkıştırdığı bir sürprizi daha vardı. 62. dakikada sağ kanattan Battiston ortaladı, dışarı doğru falso alan topa hamle yapmak için üç oyuncu arasındaki Platini hareketlendi. Sağına doğru yatan süperstar, uzun sayılamayacak boyuyla yerin birkaç karış üzerinde bir leylek gibi süzülerek topu soluna bıraktı. Sonuç, her anlamda kusursuzdu…

Kutlama
Paul Gascoigne, İskoçya – İngiltere, Euro ’96

Bazı golleri unutulmaz kılan da ardından yaşanan sevinçlerdir. Bazı gol sevinçleri ise mesaj kaygılıdır. Gol atan oyuncu, o anın kahramanı olmuş ve söz sırası ona gelmiştir. Eleştirilere cevap vermenin vakti olduğunu düşünür. Robbie Fowler’ın Everton’a, Jürgen Klinsmann’ın Sheffield Wednesday’e attıkları gollerden sonraki sevinçleri, bu tür sevinçlerin akla gelen ilk örnekleridir. Avrupa Şampiyonası dendiğinde ise özne futbol tarihinin en kendine has figürlerinden Paul Gascoigne olur.

Futbolun evine döndüğü Euro 96’da A Grubu iki ezeli rakibi bir araya getiriyordu. İlk maçlarını beraberlikle tamamlayan iki takımın birbirleriyle olan mücadelesinde psikolojik üstünlük, rakibine çok nadir boyun eğen İngilizlerdeydi. Maçın ilk yarısı golsüz geçildikten sonra ikinci yarının başlarında Alan Shearer golü buldu ve kendisiyle özdeşleşen şekilde kutladı: Sağ elini havaya kaldırarak tribünleri dolaştı. İskoçlarınsa vazgeçmeye niyeti yoktu. Çabalarının karşılığını bir penaltıyla aldılar. Ancak Gary McAllister’ın kullandığı atışı kariyerinin en iyi dönemlerinden birini geçiren David Seaman kornere çeldi. Kornerin hemen ardından Terry Venables, kalecisinden aldığı topu sol kanattaki Darren Anderton’a, Anderton tek hamle ile çapraz koşu yapan Gascoigne’in önüne pasladı. Gazza’nın ise yapacak iki hamlesi vardı. Önce sol ayağıyla Colin Hendry’nin üzerinden aşırdı, ardından sağ ayağıyla kaleyi gördü. Meşin yuvarlak filelerle buluştuğu sırada, Hendry yerde belindeki kemikleri kontrol ediyordu. Turnuvanın en güzel gollerinden biriydi. Gösteri ise henüz yeni başlıyordu.

Şampiyona öncesinde takım arkadaşı Teddy Sheringham ile bir gece kulübünde sarhoş ve dişçi koltuğunda sızmış hâlde görüntülenen Gascoigne, attığı golün ardından tıpkı bir dişçi koltuğundaymış gibi çimlere yattı ve ağzını açtı. Yerdeki matarayı alan arkadaşlarıysa ağzından içeri alkol niyetine suyu boşalttı. İngiliz medyası, bu cevaptan memnun olmalıydı.

Bir Golden Çok Daha Fazlası
Marco van Basten, SSCB – Hollanda, Euro ’88

Avrupa Şampiyonaları’ndaki gollerden konu açılmışsa, sözü bir gole getirmeden olmaz.

Önce biraz daha gerilere gidelim… 1988 Avrupa Şampiyonası’nda Batı’ya karşı bir duruş vardı. Sovyet Rusya takımı, Valeriy Labonovski’nin bilimsel metotları ve katı disiplini eşliğinde Avrupa Şampiyonası’na hazırlanıyordu. Son Dünya Şampiyonu Arjantin’i Almanya’da 4-2 yendiklerinde Avrupa Şampiyonası’na sadece birkaç ay kalmıştı. Hollanda ise yakaladığı jenerasyonun hasatını biçmek istiyordu. Hollanda ve Sovyet Rusya şampiyonada ilk olarak grupta karşı karşıya geldi. Sovyet Rusya’nın 1-0 galip ayrıldığı karşılaşma aynı zamanda bir gözdağı gibiydi. Sovyetler şampiyonada finale kadar gelirken ilk yarılarda dengede götürdüğü maçları ikinci yarılarda koparıyordu. Yıldıza dayalı düzenden ziyade, tam bir takım oyunundan bahsedilebilirdi. Hollanda’da ise İngiltere’ye karşı hat-trick yapan Marco van Basten, yarı finalde Almanya’yı da boş geçmedi. Finalde iki takım bir kez daha karşı karşıya geliyordu. Maçın 54. dakikasına gelindiğinde Hollanda 1-0 öndeydi ve Sovyetler iki net gol pozisyonundan yararlanamamıştı.

Sovyet Rusya ile Hollanda finali aynı zamanda doğu ile batının hesaplaşmasıydı. Bir bilim kurgu filminden çıkma kahramanlara denk düşecek, ifadeleri gizli futbolculardan oluşan Sovyet Rusya takımı, dönemin ünlü teknik adamı Valeriy Labonovski’nin liderliğindeki makine nizamında çalışırken Marco van Basten’in 54. dakikadaki insanüstü golüyle bunun bir film olmadığını anlamıştı. Hollandalı, sol kanattan gelen ortayı dar açıdan tamamlayan şutuyla batının estetiğini doğunun insanüstü disiplininin üzerine çıkarıyordu.

Sadece bir şut muydu bu? Belki de çok ötesindeydi… O yılların geçilmez duvarı olan Sovyet Rusya’nın Tatar asıllı kalecisi Rinat Dasayev’in golü yerken kaybeden bir boksörün son anlarını hatırlatan iki ayağının üzerinde zor durur hâli, gizli bir varoluş hikâyesi gibiydi.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler