Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemSaha DışıAn Meselesi

Eduardo Galeano'nun kaleminde dünya değişiyordu, Dünya Kupaları gelip geçiyordu ve tek bir şey aynı kalıyordu: Fidel Castro.
Eduardo Galeano3 sene önce

Gölgede ve Güneşte Futbol, bugünlerde birçok futbolseverin hayatında önemli izler bırakmış durumda. Kitabın yazarı Uruguaylı Eduardo Galeano, futbol tarihinin önemli anlarını, nadide şahıslarını kaleme alırken, Dünya Kupaları için biraz daha özen göstermiş ve farklı yönleriyle futbol festivalini ele almaya gayret göstermişti. Galeano, dört yıl içerisinde değişen dünya düzenini ve önemli olayları, Dünya Kupası ile bağdaştırırken, belki de değişime uğramayan tek şey, Fidel Castro ile ilgili cümleleriydi. Kitaptaki o satırlardan bir bölümü karşınızda…

1962 Dünya Kupası

Hintli ve Malayalı bazı müneccimler o yıl kıyamet kopacak diye kehanette bulunmuşlardı, ama dünya bütün hızıyla dönmeye devam ediyordu ve bu arada bir kuruluş, Uluslararası Af Örgütü adıyla doğarken, Cezayir, Fransa’ya karşı sürdürdüğü yedi yıllık bir direnişin sonunda bağımsızlığa doğru ilk adımı atıyordu. Yine aynı yıl İsrail’de Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann idam ediliyordu; Asturyaslı maden işçileri greve giderlerken, Papa Juan, Kiliseyi yoksullara vererek yenilikler yapmak istiyordu. Bilgisayarlar için ilk disketler üretilirken, bir yandan da ilk kez lazer ışınıyla ameliyatlar gerçekleştiriliyordu. Ve bu arada Marilyn Monroe yaşama arzusunu yitiriyordu.

Bir ülkenin uluslararası oy hakkının fiyatı ne olabilir? Haiti, Birleşmiş Milletler’deki oy hakkını satışa çıkarmıştı, karşılığında on beş milyon dolar istiyordu; hepsi bir yol, bir hastane ya da bir baraj içindi. Gerekli çoğunluk, Amerikan Devletleri Teşkilatından, Amerikan Birliğinin oyunbozanı Küba’yı ihraç etmek üzere karar alıyordu. Miami’den gelen güvenilir bilgiler Fidel Castro’nun devrilmesinin bir an meselesi olduğunu gösteriyordu. Brezilya karmasının oyuncuları Şili’yi devirerek, beş Güney Amerika, on Avrupa ülkesinin katıldığı Yedinci Dünya Futbol Şampiyonasında kupayı alıyordu

1966 Dünya Kupası

Askerler Endonezya’yı kana bulamışlardı o yıl; yarım milyondan fazla insan ölmüştü, kim bilir belki de bir milyondan fazlaydı ölenlerin sayısı. General Suharto sağ kalan bir avuç kızılı, pembeyi ya da rengi kuşkulu birçok insanı katlederek uzun süren bir diktatörlüğe başlıyordu. Gine Cumhurbaşkanı N’Krumah, Afrika Birliğine gönül verenlerdendi, ama o yıl ayaklanan bazı subaylar tarafından devrildi; aynı şekilde Arjantin’de Cumhurbaşkanı İllia da bir hükümet darbesiyle iktidardan uzaklaştırıldı.

Hindistan tarihinde ilk kez bir kadın iktidara geliyordu: İndira Gandi. Ekvador’da öğrenciler diktatöre karşı ayaklanmışlardı. Birleşik Devletler hava kuvvetleri yeni bir hava akını gerçekleştirerek Hanoi’yi bombalıyordu, ama Amerikan kamuoyuna göre Vietnam’a müdahale edilmesi bir hataydı ve en kısa zamanda askerlerin oradan çekilmesi gerekiyordu.

Truman Capote Soğukkanlılıkla’yı yayınlıyordu o yıl; García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık ve Lezama Lima’nın Cennet adlı yapıtları baskıya veriliyordu. Rahip Camilo Torres, Kolombiya dağlarından aşağı yuvarlanıyor, Che Guevara Bolivya bozkırlarında sıska atı Rocinante’yi koşturuyordu. Mao Çin’de kültür devrimini başlatıyordu. İspanya’nın Almería sahiline düşen birkaç atom bombası patlamamakla birlikte büyük bir paniğe neden oluyordu. Miami’den gelen güvenilir haberlere göre Fidel Castro’nun devrilmesi an meselesiydi.

Londra’da Harold Wilson piposunu ağzının kenarına sıkıştırmış, seçimlerde elde ettiği başarının tadını çıkarırken, kızlar mini eteklerle sokaklarda dolaşıyorlardı. Carnaby Street modanın merkezi oluyor ve Sekizinci Dünya Kupasının açılışı yapılırken herkesin ağzından ‘The Beatles’ grubunun şarkıları dökülüyordu.

1970 Dünya Kupası

Kukla sinemasının ustası Jiri Trinka o yıl Prag’da öldü ve Bertrand Russell, bir yüzyıla yaklaşan yaşamını Londra’da noktaladı. Yirmi yaşındaki şair Rugama, Managua’da diktatör Somoza’nın bir tabur askerine karşı tek başına karşı koyarken öldü. Dünya iki müzik ustasını daha kaybediyordu. ‘The Beatles’ grubu, olağanüstü bir başarıdan sonra gitarist Jimi Hendrix ile şarkıcı Janis Joplin’in aşırı dozda aldıkları uyuşturucudan ölmeleri üzerine dağıldı.

Şiddetli fırtına ve yağışlar Pakistan’ı kasıp kavuruyor ve bir deprem Peru’nun And Dağlarındaki on beş kenti haritadan siliyordu. Washington’da hiç kimse Vietnam savaşının gerekli olduğuna inanmamakla birlikte, savaş devam ediyordu; üstelik Pentagon’un verdiği bilgilere göre ölü sayısı bir milyon dolayındaydı; bu arada Amerikalı generaller Kamboçya topraklarına girerek kaçıyorlardı. Üç kez arka arkaya uğradığı başarısızlıktan sonra Allende, Şili’nin cumhurbaşkanı olma yolunda sağlam adımlarla ilerlerken her Şilili çocuğa günde bir şişe süt vermeyi ve bakır madenlerini devletleştirmeyi vaat ediyordu. Miami’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Fidel Castro’nun devrilmesi her an gerçekleşebilirdi. Vatikan tarihinin ilk grevini başlatan Papa’nın memurları Roma’da kol kola yürürlerken Meksika’da on altı ülkenin oyuncuları Dokuzuncu Dünya Futbol Şampiyonası’nda bacaklarının ustalığını gösteriyorlardı.

Depo Photos
Depo Photos

1974 Dünya Kupası

Watergate binasındaki casusluk skandalıyla şimşekleri üzerine çeken Başkan Nikson’ın durumu oldukça kritikti; aynı yıl bir uzay mekiği Jüpiter’e doğru yol alırken, Vietnam’da yüz sivili katleden teğmen, Washington tarafından suçsuz bulunuyordu; öldürülenler alt tarafı yüz kadar Vietnamlı sivildi.

Roman yazarlarından Miguel Angel Asturias ile Pär Lagerkvist hayata veda ederlerken, ressam David Alfaro Siqueiros da son nefesini veriyordu. Arjantin tarihinde ateş ve baruttan ibaret bir sayfada yer alan General Perón da can çekişiyordu. Caz kralı Duke Ellington da aramızdan ayrılıyordu. Basın kralının kızı Patricia Hearst kendisini kaçıranlara âşık olunca babasını bir burjuva domuzu olmakla suçlayarak banka soyma girişiminde bulunuyordu. Miami’den gelen güvenilir haberlere göre Fidel Castro’nun devrilmesi an meselesiydi.

Tarihi bir oylamada İtalyanların boşanmanın kabulü lehinde oy kullanmaları, evlilik sorunlarının çözümünde bıçak, zehir ve benzeri yöntemlere başvurmaktan vazgeçmiş olduklarını gösteriyordu. Tarihe geçecek bir başka oylamayla da dünya futbolunu yönlendirenler FİFA’nın başkanlığına João Havelange’yi getiriyorlardı. Havelange, İsviçre’de ünlü Stanley Rous’dan görevi devralırken, bu arada Almanya’da 10. Dünya Futbol Şampiyonası başlıyordu.

1978 Dünya Kupası

Almanya’da halkın sevgilisi kaplumbağa Volkswagen, dönemini kapatırken İngiltere’de ilk tüp bebek dünyaya geliyordu. İtalya’da da çocuk düşürme yasallaşıyordu. Yüzyılın vebası AIDS ilk kurbanlarını veriyordu. Kızıl Tugaylar Aldo Moro’yu katlederlerken, Amerika Birleşik Devletleri yüzyılın başından beri kullandığı kanalı Panama’ya devretme vaadinde bulunuyordu. Miami’deki güvenilir kaynaklardan gelen haberlere bakılırsa Fidel Castro her an devrilebilirdi. Nikaragua’da Somoza’nın iktidarı son buluyor, İran’da da şahın saltanatı sallanıyordu. Guatemala’da askerler Panzos Köyünde halkı mitralyözlerle tarıyorlardı. Domitila Barrios, Bolivya’nın askeri diktatörüne karşı bakır madenlerinde çalışan dört kadınla birlikte açlık grevine başlıyor ve bütün Bolivya’nın onu desteklemesi üzerine diktatör devriliyordu. Arjantin’deki diktatörlük yerinde saymaya devam ederken, sanki gücünü kanıtlamak istercesine On Birinci Dünya Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapıyordu…

1982 Dünya Kupası

István Szabó’nun şaheseri “Mefisto” Hollywood’da Oscar Ödülünü alırken, Almanya’da yetenekli film yapımcısı Fassbinder hayata veda ediyordu. Romy Schneider intihar ediyor, Sofia Loren vergi kaçırmaktan tutuklanıyordu. Polonya’da işçi sendikası lideri Lech Walesa hapse atılıyordu.

García Márquez, Latin Amerika’nın bütün şairlerini, dilencilerini, müzisyenlerini, başıbozuk takımını temsilen Nobel Ödülünü alıyordu. El Salvador’da askerler, bir köyde yarısı çocuk olmak üzere yedi yüzden fazla insanı mitralyözlerle tarıyorlardı. Guatemala’da yerlilerin köküne kibrit suyu dökmek için darbe yapan general Ríos Montt, yayınladığı bildiride ülkeyi yönetme görevinin kendisine Tanrı tarafından verildiğini ve haber alma işlerinin bundan böyle Kutsal Ruh tarafından yerine getirileceğini ileri sürüyordu.

Mısır, altı gün savaşlarından beri İsrail’in işgali altında bulunan Sina yarımadasını sonunda geri alıyordu, ilk yapay kalp birinin göğsünde atıyordu. Miami’deki güvenilir kaynaklar Fidel Castro’nun devrilmesinin an meselesi olduğunu bildiriyorlardı. İtalya’da Papa kendisine karşı girişilen ikinci suikastten de sağ çıkmayı başarıyordu. İspanya’da parlamentoyu basan subaylar otuz yıla mahkûm oluyorlardı ve Felipe Gonzalez başbakanlık yolunda sağlam adımlarla ilerlerken Barselona’da On İkinci Dünya Futbol Şampiyonasının açılışı yapılıyordu.

1986 Dünya Kupası

“Baby Doc” Duvalier ülkeyi soyup soğana çevirerek Haiti’den kaçıyordu; aynı şekilde Ferdinand Marcos da yükünü tutarak Filipinler’den kaçıyordu. İkinci Dünya Savaşının çok sevilen halk kahramanı Marcos’un gerçekte bir savaş kaçağı olduğu, biraz gecikmiş bir bilgi olarak Amerikan arşivlerinden elde ediliyordu.

Halley kuyrukluyıldızı uzun bir aradan sonra semalarımızı yeniden ziyaret ediyordu. Uranüs’ün çevresinde dokuz uydusunun bulunduğu, bizi güneşten koruyan ozon tabakasında bir deliğin meydana geldiği keşfediliyordu. Lösemiye karşı tedavide yeni bir ilaç geliştiriliyordu. Japonya’da çok sevilen bir kadın şarkıcının intihar etmesi üzerine yirmi üç hayranı onun ardından gitmeyi tercih ediyordu. Bir deprem iki yüz bin Salvadorluyu evsiz barksız bırakıyordu. Sovyetlerin Çernobil nükleer santralındaki kaza bir radyasyon bulutunun yeryüzüne dağılmasına yol açarken, radyoaktif yağmurun nerelere ve kimin başına yağdığını kimse bilmiyordu.

İspanya’da Felipe González, Kuzey Atlantik Paktı NATO’ya karşı hep ‘hayır’ diye bağırmış olmasına rağmen, şimdi ‘evet’ diyerek çark ediyor ve yapılan referandumla da bu karar onaylanıyordu. İspanya ve Portekiz nihayet Ortak Pazara giriyorlardı. Tüm dünya sokakta bir suikasta kurban giden İsveç Başbakanı Olof Palme için yas tutuyordu. Sanat ve edebiyat dünyasında da yas vardı: Heykeltıraş Henry Moore ve yazarlardan Simone de Beauvoir, Jean Genet, Juan Rulfo ve Jorge Luis Borges aramızdan ayrılıyorlardı.

Başkan Reagan’ın, CIA’nın ve Nikaragua’daki kontrgerillaların silah ve uyuşturucu kaçakçılığına bulaştığı Irangate skandalı patlak veriyordu. Cape Canaveral uzay üssünden fırlatılan uzay gemisi Challenger, içindeki yedi elemanıyla birlikte infilak ediyordu. Amerikan Hava Kuvvetleri, sonradan İran’a atfedilen bir suikastı cezalandırmak için Libya’yı bombardıman edince, Kaddafi’nin albaylarından birinin kızı bombardımanda ölüyordu.

Lima’nın bir hapisanesinde dört yüz mahkûm, mitralyözle taranarak öldürülüyordu. Miami’den elde edilen güvenilir bilgilere göre Fidel Castro’nun devrilmesi an meselesiydi. Bir yıl önce zelzeleyle sarsılan Meksiko şehrinde birçok insan temeli çürük binaların altında can vermişti ve şehrin önemli bir bölümü hâlâ harabe halindeyken On üçüncü Dünya Kupasının açılışı orada yapılıyordu.

1990 Dünya Kupası

Haysiyetli bir Zenci oluşu nedeniyle yirmi yedi yıl hapis yatan Nelson Mandela nihayet Güney Afrika’da özgürlüğüne kavuşuyordu. Kolombiya’da solun başkan adayı Bernardo Jaramilla bir suikasta kurban giderken, dünyanın en zengin on adamından biri olan uyuşturucu kaçakçısı Rodriguez Gacha, polis helikopterinden açılan ateşle delik deşik ediliyordu. Şili yeniden demokrasiye kavuşurken General Pinochet askerleri ve politikacıları kontrolü altında tutarak ipleri elinde bulundurmaya devam ediyordu. Peru’da, Fujimori traktöre binerek seçimlerde rakibi Vargas Llosa’yı hezimete uğratıyordu. Nikaragua’da sandinist gerillalar on yıl süren bir mücadelenin verdiği yorgunlukla, Amerika Birleşik Devletleri tarafından eğitilmiş silahlı işgalciler karşısında seçimlerde başarısızlığa uğruyorlardı. Daha önce Panama’yı yirmi bir kez işgal etmiş olan Amerika Birleşik Devletleri, yeni bir işgale hazırlanıyordu.

Polonya’da sendika lideri Walesa, hapisten çıkar çıkmaz soluğu hükümette alıyordu. Moskova’da halk Mc Donald’s kapılarında uzun kuyruklar oluşturuyordu. Berlin duvarının parçalar halinde satılmasıyla iki Almanya birleşmeye doğru adım atarlarken, Yugoslavya’nın dağılması başlıyordu. Romanya’da ayaklanarak Çavuşesku rejimini yıkan halk, kendisine ‘Sosyalizmin Mavi Tunası’ dedirten uzatmalı diktatörü kurşuna diziyordu. Tüm Doğu Avrupa ülkelerinde eski bürokratların tamamı yeni girişimciler olarak piyasada boy gösterirken, bir yandan da Marx’ın heykelleri vinçlerle yerlerinden sökülüyordu. Miami’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiler, Fidel Castro’nun devrilmesinin an meselesi olduğunu gösteriyordu. Uzayda birtakım makineler Venüs’ten bilgi gönderirken, yeryüzünde, İtalya’da On dördüncü Dünya Futbol Şampiyonasının açılışı yapılıyordu.

Depo Photos
Depo Photos

1994 Dünya Kupası

Meksika’da, Chiapas yerlilerinin silahlanarak ayaklanmasıyla halkın tokadı yöneticilerin suratında patlarken, General Marcos, sevgi ve mizah dolu konuşmasıyla tüm dünyayı hayretler içinde bırakıyordu.

Ünlü yazar Onetti hayata veda ediyordu; dünya otomobil yarışması şampiyonu Brezilyalı Ayrton Senna, Avrupa’da yapılan bir yarışmada güvenliği yetersiz olan pistten çıkarak boynunu kırıyordu. Paramparça olmuş Yugoslavya’da Sırplar, Hırvatlar ve Müslümanlar birbirlerini boğazlıyorlardı. Ruanda’da da benzer şeyler oluyordu, ama televizyon orada halkların değil, kabilelerin çatışmasını verirken, dehşet verici olaylar yalnızca Zencilere özgüymüş gibi detaylı yayın yapıyordu.

Amerikalıların Panama’yı boş yere kanlı bir şekilde işgal etmelerinden dört yıl sonra Torrijos’un vârisleri ülkede seçimi kazanıyorlardı. Somali’de açlığa karşı kurşunla karşılık veren Amerikan ordusu nihayet bu ülkeden çekiliyordu. Güney Afrika, Mandela için oy veriyordu. Adlarını “sosyalistler” olarak değiştiren eski komünistlerin Litvanya’da, Ukrayna’da, Polonya’da ve Macaristan’da yapılan seçimlerden zaferle çıkmaları kapitalizmin de aksayan yönlerinin olduğunu gösteriyordu. Buna karşılık, Moskova’daki “Gelişim Yayınevi” önceleri Marx ve Lenin’in kitaplarını yayınlarken, artık Reader’s Digest’in nüshalarını baskıya vermeye hazırlanıyordu. Miami’dekı güvenilir kaynaklar Fidel Castro’nun devrilmesinin an meselesi olduğunu bildiriyordu.

Yolsuzluk skandalları İtalyan siyasi partilerini yıpratırken, ortaya çıkan otorite boşluğunu çoğulcu demokrasi adına televizyon diktatörü, sonradan görmüş Berlusconi eline geçiriyordu. Berlusconi başarılı seçim kampanyasında futbol statlarından ödünç aldığı bir sloganla zirveye yükselirken, bu arada beyzbolun vatanı Amerika Birleşik Devletlerinde On beşinci Dünya Futbol Şampiyonasının açılışı yapılıyordu.

1998 Dünya Kupası

Hindistan ve Pakistan kendi atom bombalarını yaparak büyük güçlerin seçkin nükleer kulübüne girme hayallerini gerçekleştirmiş oldular. Asya ülkelerinin borsaları dibe vururken Endonezya’da Suharto’nun uzun süren diktatörlüğü de son buluyor, ama iktidarı kaybetmesine karşın uzun zaman gücü elinde bulundurmasının kendisine sağladığı on altı milyar dolardan mahrum kalmıyordu.

Dünya Frank Sinatra’nın o eşsiz sesini bir daha duyamayacaktı. Avrupa’nın on bir ülkesi “euro” adı verilen tek para birimine geçmek için anlaşmaya varıyorlardı. Miami’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Fidel Castro’nun iktidarının devrilmesi an meselesiydi.

João Havelange dünya futbolunun tahtından inerken yerine krallığın en kıdemli saraylısı Joseph Blatter kuruluyordu. Arjantin’de yirmi yıl önce, diktatörlüğün en civcivli zamanında, Havelange ile birlikte dünya futbol şampiyonasının açılışını yapan General Videla hapsi boyluyordu. 1998 yılında Fransa’da yeni bir dünya şampiyonası başlıyordu

2002 Dünya Kupası

Zaman çöküş zamanıydı, terörist saldırılar sonucu New York’taki İkiz Kuleler çökmüştü. Başkan Bush, daha önce zeminini babasının ve Reagan’ın hazırladığı şekilde Afganistan’ı roket yağmuruna tutarak Taliban’ın diktatörlüğüne son veriyordu. Terörizme karşı başlatılan savaş askerî teröre yeşil ışık yakıyordu. İsrail tankları Gazze’yi ve Batı Şeria’yı yakıp yıkıyor ve böylelikle Yahudiler İkinci Dünya Savaşı sırasında uğradıkları katliamın acısını bir kez daha Filistinlilerden çıkarıyorlardı.

Örümcek Adam filmi sinema tarihinde hasılat rekoru kırıyordu. Miami’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Fidel Castro’nun devrilmesi an meselesiydi. Ne var ki devrilen, örnek ülke Arjantin oluyordu; Arjantin parası, hükümeti ve her şeyiyle dibe vuruyordu. Venezuela’da bir darbe Başkan Châvez’i deviriyor, ama ayaklanan halk devrik başkanı makamına yeniden oturtuyordu. Haber özgürlüğünün öncüsü olan Venezuela televizyonu her nedense bu olaydan haberdar olmamıştı.

Otuz iki milli takım On Yedinci Dünya Futbol Şampiyonasının açılışında bulunmak ve yirmi şehrin yepyeni stadyumlarında yarışmak için Kore ve Japonya’ya gitti.

fidel-castro-beyzbol
Fidel Castro, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ile 2002’de beyzbol oynamıştı. Fotoğraf: Getty Images.

2006 Dünya Kupası

Her zaman olduğu gibi, Meksika’da yapılacak seçimlerde bir üçkâğıt tezgâhlanıyordu. Oylamanın elektronik ortamda sayılabilmesini sağlayacak programı, tüm masumiyeti ve iyi niyetiyle sağın adayının yakın bir akrabası hazırlamıştı.

Miami’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiler, her zaman olduğu gibi, Fidel Castro’nun devrilmesinin an meselesi olduğunu bildiriyorlardı.

Her zaman olduğu gibi, Küba’da insan haklarının çiğnendiği doğrulanıyordu: Amerika Birleşik Devletleri’nin Küba’daki üssü Guantanamo’da tutuklulardan üçü hücrelerinde asılı olarak bulunuyor; Beyaz Saray bu teröristlerin ilgi çekmek için kendilerini öldürdüklerini açıklıyordu.

Bu arada Amerika Birleşik Devletleri doğal gaza sahip olmaktan suçlu İran’ı işgal etmekle tehdit ediyordu. Çünkü İran kendi atom bombasını yapmak istiyordu ve bu da Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombaları atan ülkenin gözünde insanlık için bir tehlike oluşturmaktaydı.

Bruno da bir tehlikeydi. İtalya’daki bir hayvanat bahçesinden kaçan vahşi ayı Bruno, Almanya ormanlarında mutlu mesut dolaşıyordu. Her ne kadar bu hayvancık futbolla ilgilenmese de, düzeni sağlamakla görevli memurlar bunu bir tehdit olarak gördüklerinden onu On Sekizinci Dünya Kupası’nın açılış töreninden kısa bir süre önce Bavyera’da kurşunlarla delik deşik ettiler.

2010 Dünya Kupası

İran’ın nükleer silahları olabileceğine dair söylentiler dile getirildiği için ve Hiroşima ile Nagasaki’de sivillerin üzerine atom bombalarını atanlar sanki İranlılarmış gibi, uluslararası bir kampanya İran’ı insanlığın karşısındaki en büyük tehlike olarak ilan ediyordu.

İsrail, dünyada antisemitizmin dehşet verici sonuçlarının sorumluları, kendileri de Sami olan Filistinlilermişçesine yürüttüğü ve Filistinlileri cezalandırmayı hedefleyen alışılmış suç eylemlerinden birinde, Filistin’e yiyecek, ilaç ve oyuncak götüren gemileri uluslararası sularda makinalı tüfeklerle tarıyordu.

Miami’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiler, sanki her gün onların başını ağrıtacak bir şeyler yapmıyormuşçasına, Fidel Castro’nun dipdiri olduğuna ve ortalıkta dolaştığına inanmayı reddediyorlardı.

Hamburg Limanı’nda bir grup, inanılmaz gibi görünmesine karşın, “ırkçılığa hayır”, “cins ayrımcılığına hayır”, “homofobiye hayır”, “Nazizme hayır” fikirleri etrafında bir araya gelen yirmi milyon taraftara sahip Sankt Pauli takımının yeniden Almanya birinci ligine çıkışını kutluyordu.

Bu arada oradan çok uzaklarda, Güney Afrika’da üzerinde “Irkçılığa Hayır” yazan bayrakların altında On Dokuzuncu Dünya Futbol Şampiyonasının açılışı yapılıyordu.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler