Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolAltın jenerasyon

Portekiz'in göz kamaştırıcı orta sahası ilk büyük finalinde. Fransa'ya karşı ne yapabilirler?

Türk futboluyla ilgili her zaman yapılan eleştiridir. 2002 Dünya Kupası ve Euro 2008’de gelen üçüncülüklerin dışında aradaki turnuvalara katılım yapılamaması büyük bir istikrarsızlık olarak değerlendirilir. Bunu bir üstyapı başarısızlığı olarak adlandırmak da mümkün ve buna dair söylenen şeylerin çoğunluğu doğru. Ama bu konuya dair yapılan doğru yorumlar sadece Türkiye özelinde geçerli olmayabilir.

İstikrar kaynağı

Fernando Santos, Portekiz teknik direktörlüğüne getirildiğinde kariyerinde çok büyük başarılar yazan bir teknik direktör değildi. Yunanistan liginde uzun yıllar çalışıp oraya bir şekilde iz bırakabilmiş ve bunun sonucu olarak Yunanistan milli takım teknik direktörlüğüne kadar getirilmişti. Ne var ki Otto Rehhagel gibi Yunanistan futbolu için efsane mertebesine kadar gelmiş bir teknik adamın 10 yıllık dönemi üzerine böyle bir takımda çalışmak çok kolay bir iş değildi. Ama Rehhagel’in muazzam Euro 2004 şampiyonluğunun öncesinde ve sonrasında Yunanistan’a tam anlamıyla kazandıramadığı kimliğe Santos’un büyük bir katkısı olduğunu söylemek çok yanlış olmaz. Euro 2004’te epik bir şekilde şampiyonluğa giden Yunanistan, Rehhagel’le 2002 ve 2006 Dünya Kupası’na katılamamıştı. Euro 2008’de finallere müthiş bir eleme performansıyla geldikten sonra grupta maç kazanamadan turnuvaya veda eden Rehhagel, 2010 Dünya Kupası’nda da grupta Güney Kore’nin arkasında kalmış ve yine adını bir üst tura yazdıramamıştı.

Fernando Santos, Yunanistan macerası haricinde Portekiz’in üç büyük takımı Porto, Sporting ve Benfica’da görev yaptı.

Fernando Santos’un 2010 Dünya Kupası’ndan hemen sonra devraldığı Yunanistan milli takımı Alman hocayla edinilemeyen kimliği kısa bir süre içinde elde etmeyi başardı. Euro 2012’de grupta Polonya ve Rusya’yı geride bırakmayı başaran Yunanlar çeyrek finale yükselmişlerdi. Ama Santos asıl imzasını 2014’te atacaktı. Çok zorlu bir grupta Fildişi Sahili ve Japonya’yı geride bırakan Yunanistan tarihinde ilk kez Dünya Kupası’nda grup aşamasını geçme başarısı göstermişti. Rehhagel’le 10 yıllık süre içerisinde 5 büyük turnuva görüp sadece birinde gruptan çıkan ve onda da şampiyonluğa giden Yunanistan’da Santos iki turnuvada takımını yukarı çıkardı ve hakikaten Rehhagel’e yakın sayılabilecek bir başarıyla oradan ayrıldı. Santos demek istikrar demekti ve Portekizli teknik adam bunu kariyerinin en önemli işi olan Portekiz milli takımında da gösteriyor.

Portekiz şu ana kadar oynadığı futbolla yeterli sempatiyi oluşturamamış olabilir. Ki finalde karşılaşacakları Fransa da aynı problemden muzdarip. Takımın şu ana kadar attığı gollerin tümünde Ronaldo ve Nani ya son vuruşu yapan ya da servisi yapan oyunculardı. Dolayısıyla genel olarak bu iki oyuncunun takımın finale gelmesinde en büyük paya sahip olduğunu düşünebilirsiniz. Ama gerçek bundan biraz farklı gibi.

Özel bir orta saha grubu

Turnuvanın başından beri dört merkez orta sahalı 4-4-2 oynayan Portekiz’de Fernando Santos bunu hemen hemen hiçbir maçta (Sadece Avusturya’ya karşı iki forvetin yanında Quaresma sağ kenar başlamış ve diziliş klasik 4-4-2’ye yakınsamıştı) değiştirmedi. İleri uçta oynayan Ronaldo, son dönem Real Madrid’le buna bazı maçlardan alışkın. Ama Nani değil. Ayrıca Ronaldo’nun kendisi gibi orijini bir kenar oyuncusu olan bir oyuncuyla böyle bir partnerlik yapmışlığı da yok. Peki bu iki oyuncu kendilerine uzak rollerde nasıl bu kadar etkili olabiliyorlar? Bunun cevabında muhtemelen Portekiz tarihinin en yetenekli jenerasyonlarından biri rol oynuyor.

Renato Sanches, Joao Mario, Andre Gomes, Danilo Pereira, William Carvalho, Adrien Silva, Joao Moutinho ve Rafa Silva. Bu sekiz oyuncunun yaş ortalaması 23.8 ve sadece dördünün oynayabiliyor olması belki de şanssızlık. Fernando Santos’un sistemini dört merkez orta saha barındıran 4-4-2 olarak belirlemesinde de bu muazzam jenerasyonun muhtemelen önemli payı var. Renato zaten 6 aylık performansla kendisini Bayern Münih’e büyük bir bonservis bedeliyle attı. Joao Mario ise bu turnuvadaki oyunuyla şu anda Inter’in 25 milyon euro bonservis fiyatı ödeyerek almak istediği bir oyuncu. Son yılların gördüğü en komple orta saha oyuncularından biri olan Andre Gomes için Juventus ve Chelsea’ye çekilen fiyat ise 50 milyon euro’dan başlıyor. Zaten o bonservis ücretine çıkmış ve hatta bu takım içinde zayıf kalan en tecrübeli Joao Moutinho, savunma önünde kaya gibi duran William Carvalho ya da Danilo Pereira… Aslen bir merkez oyuncusu olmasına rağmen Braga’da kenara devşirilen ve bu turnuvada yeterli şansı bulamayan müthiş yetenek Rafa Silva.

Fernando Santos böyle bir yetenek havuzundan dört oyuncuyu seçerken gerçekten çok zorlanıyor. Renato grup maçlarında ve sonrasında Hırvatistan’a karşı Santos’un kenardan getirdiği bir oyuncuydu ama ilk kez 11 şansı bulduğu Polonya maçında oynadığı futbolla attığı gol onu bir anda takım içinde zirveye götürdü. Andre Gomes turnuvaya çok iyi başladı ama sonrasında rotasyona düştü. Danilo Pereira ve William Carvalho ise savunma önündeki bir koltuk için sürekli savaş halindeler ve Portekizli teknik adam onları da rotasyonlu bir şekilde kullanmaya devam ediyor. Adrien Silva turnuva başında rotasyonun tamamen dışında görünüyordu ama o da grup maçlarından sonra gösterdiği sürpriz performans ve dengeli yapısıyla Santos’un favorilerinden biri haline geldi.

Renato Sanches mi? Paul Pogba mı?
Renato Sanches mi, Paul Pogba mı?

Fernando Santos’un turnuvanın başından beri sürekli ilk 11’de oynattığı tek orta saha oyuncusu Joao Mario. Tecrübeli teknik adam bunda pek de haksız sayılmaz. Bu oyuncu grubu içinde en büyük potansiyel Mario olmayabilir fakat genç oyuncu net bir şekilde takımın en yaratıcı oyuncusu. Top ayağına geldiğinde diğer oyunculara göre çok daha yumuşak ve turnuvanın başından beri pas yapmakta zorlanan Portekiz’de Joao Mario bunu en rahat yapan oyuncu konumunda. Joao Mario’nun ve diğer oyuncuların hem daha iyi pas yapabilmesi, hem de Fransa savunma hatlarının içinde daha rahat hareket edebilmesi için Didier Deschamps’ın yapacağı bir tercih birincil derecede etkili olabilir.

N’Golo Kante’ye ihtiyaçları var

Çok daha dar bir havuz içinde turnuvanın başından itibaren büyük bir kararsızlık yaşayan Deschamps, İzlanda maçıyla kendi doğrusunu bulmuş gibi. N’Golo Kante’yi takımdan kesip orta saha merkezini Pogba ve Matuidi’yi emanet eden Fransız, solda Payet’le hücumu yönlendirmeye çalışırken sağ kenardaki Sissoko’yla merkez orta saha dengesini kurmaya çalışıyor. Fakat bu yapı Portekiz’in dinamik oyuncularına karşı sıkıntı yaratabilir. Almanya maçındaki 2-0’lık zafer etkileyiciydi ama topa maç boyu sadece %32’yle sahip olan Fransa’nın verdiği sinyaller çok yeterli değildi. Böyle bir yapıyla topu sürekli elde etmeye çalışan Almanya’ya karşı geride beklemek biraz daha kolay. Fakat topu ilk etapta isteme şansı pek de yüksek olmayan Portekiz’in üzerine böyle bir yapıyla gitmeye çalışmak İber Yarımadası’nın altın jenerasyonu için muazzam fırsatları ortaya çıkarabilir.

Fransa’nın Almanya maçından çıkarması gereken bir numaralı ders o maçın reaktif takımının kendilerinin olmasıydı. Dolayısıyla Portekiz’le oynayacakları final tamamıyla başka bir ortamda oynanacak. Fransa, turnuvanın başından beri reaktif takımlara karşı oldukça zorlandı. Ve bu anlamda Euro 2016’nın İtalya’dan sonra belki de en zirve takımıyla karşı karşıya gelecekler. Joao Mario, Renato Sanches, Adrien Silva ve öndeki forvet ikilisinin Fransa hatları arasında daha rahat dolaşmaması için N’Golo Kante bu maçın en kilit oyuncularından biri olabilir. Ama Kante’nin oynaması demek, turnuvanın şu anki gol kralı Antoine Griezmann’ın da 4-3-3’le birlikte kenara kayması anlamına geliyor ve bu yüzden ilk maçtan beri aynı şeyi oynamaya çalışan Portekiz, final öncesinde oyun planı tercih etme konusunda daha rahat olan takım.

Ronaldo’ya rağmen?

Cristiano Ronaldo grup maçlarında kariyerinin en kötü periyotlarından birini geçirdi. Her direkt hücumu top kendisine geldiğinde bir kara delik gibi uzaktan çekilen 30 metrelik şutlarla sonlandırmaya çalışması zaten yeterince sinir bozucuydu. Bunun yanına eklediği vasat frikikleriyle aldığı tepkiler de zirveye çıktı. Ama Macaristan maçındaki harika golleri ve sonrası onun üzerindeki baskıyı da biraz azaltmış görünüyor. Şu anda kariyerinin en büyük fırsatlarından biriyle karşı karşıya. Futbolculuk profilinin en büyük eksiği olan milli takım başarısı, Copa America’yla bir başarısızlık daha yaşayıp sonrasında milli takımı bırakan ve hemen akabinde hapis cezası alan Lionel Messi’den sonra gelirse Ronaldo ciddi anlamda zirveye çıkacak. Messi’yle beraber yıllardır büyük bir milli takım soru işaretini de beraberinde taşıyorlar ve Ronaldo artık LeBron James’in bu yaz NBA’de yaptığı gibi kendisinin futbol dünyasına tamamıyla kabul ettirmekten sadece bir 90 dakika uzaklıkta. Bu ekstra motivasyon Fransa’nın önündeki en büyük engellerden biri haline geliyor. Herkesin favorisi Fransa olabilir ama bu Portekiz’in böyle bir maçı kazanmak için en az Fransa kadar nedeni var. Daha da önemlisi altın jenerasyon ve saygıdeğer Fernando Santos bunu gerçekten hak ediyor gibi gözüküyor.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler