Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BisikletContador’un Son Yarışı

Alberto Contador görkemli ve olaylı kariyerine sıra dışı bir nokta koydu. Peki İspanyol bisikletçiyi nasıl hatırlayacağız? Angliru'yu ve öncesini anımsayalım.

Onu kaçırmış olabilirsiniz. Doğrusunu söylemek gerekirse, 2017 İspanya Bisiklet Turu’nun en önemli etabının son 2.8 kilometresine girilirken Eurosport ekranının solunda beliren beyefendiyi ıskalamanız gayet normal. Alberto Contador kariyerinin son yarışını son büyük zaferi yapmak üzereyken dikkatinizin İspanyol bisikletçiden başkasına yönelmesi zaten garip olurdu. Ama şans eseri benim gözüme çarptı. O turuncu montlu, bisiklet mayolu, kirli sakallı ve kel beyefendi, önünden geçen Contador’u çılgınca destekledikten sonra mutluluktan ne yapacağını bilmez bir halde etrafına bakıyordu. Belki de yarışa emeklilik yolundaki favori bisikletçisini izlemek için gelmişti ve şimdi o adam gözlerinin önünden hızlıca geçmişti. Beyefendi birkaç saniye duraksadıktan sonra mutlulukla yanındaki arkadaşına sarılmaya kalktı ama arkadaşı o an durdukları yerin gerisine gidip arkadan gelenlere bakmak istiyordu. Bu sarılma belki tam hak ettiği karşılığı bulmadı ama Contador, Angliru tırmanışını ilk sırada bitirip kariyerinin en görkemli zaferlerinden birini almayı başardı.

O an, ekran başında tanık olduğum bu sahne yüzüme ufak bir tebessüm kondurdu. Zaten spor izleyen insanlar olarak, çocuksu bir yanı korumayı gururla ve utançla kabul ederiz. Mantıklı insanlar tarafından hor görülmeyi de kabul ederek, kaç yaşında olursak olalım, aşırı heyecanlı ve anlamsız tepkiler vermeyi severiz. Hele bu bir bisiklet yarışıysa ve herhangi bir turu yerinde izleme şansına eriştiysek işler iki kat daha farklı olur. Zira çıplak gözle yarış izlemek demek aslında hiçbir şey izlememek anlamına gelir. 2017 yılında, telefonun çekmediği, televizyonun olmadığı, radyonun sık sık bozulduğu bir dağın tepesine çıkarsınız ve dondurucu soğukla kavurucu sıcak arasındaki çeşitli hava durumlarının ortasında beklersiniz. Ve o beyefendi ya da Angliru yollarına dizilen binlerce seyirci kadar şanslıysanız, hiçbir şeyden habersiz beklerken tam da umduğunuz, kalbinizin istediği ama aklınızın çok ihtimal vermediği şey gerçekleşir. Contador, bisiklet üzerinde dans ederken, en önde karşınıza çıkar. Sonra elbette ne yapacağınızı bilmezsiniz ve arkadaşınıza sarılmak istersiniz.


Son yarışı gibi, Alberto Contador’un profesyonel kariyeri de hiç sıradan veya normal olmadı. İspanyol sporcu, bisikletin iki farklı çağını gördü ve hayatı ona hep etkileyici çelişkiler getirdi. 2004 Vuelta a Asturias’ta geçirdiği  beyin kanaması genç yaşta sadece kariyerini değil, hayatını da bitirebilirdi. Lakin garip bir şekilde, İspanyol gazeteci Carlos Arribas’ın yazdığı gibi, eğer bu anevrizmaya uykusunda yakalansa hiç kurtulma imkânı olmayacaktı. Kariyerini bitirebilecek yarış hayatını kurtarmıştı ve sonra onun adına her şey olağan dışı şekilde ilerlemişti. Karanlık çağın simge yarışlarından birini, 2007 Fransa Bisiklet Turu’nu lider götürürken takımı tarafından yarıştan atılan Michael Rasmussen’in bıraktığı boşluğu değerlendirip ilk büyük zaferini aldı, hasta yatağında hayat hikâyesini okuduğu Lance Armstrong ile takım arkadaşı ve can düşmanı oldu, gözde Lüksemburglu yetenek Andy Schleck ile zincir polemiğinin merkezinde olduğu epik bir rekabet yaşadı, idrarında çıkan yasaklı clenbuterol maddesi iki büyük şampiyonluğunun elinden alınmasına neden oldu ve Lance Armstrong sonrası dönemde bisikletin yeni hâkimi olan Team Sky felsefesine karşı iki tekerin son eski usül yıldızı olarak dikildi.

En iyi yarıştığı dönemde çok konuşmayan ve İspanya dışında fazla sevilmeyen bir adamken, garip tesadüfler ve gelişmeler sonucunda, doping cezasından döndüğü dönemde çok konuşan ve dünyanın her yerinde sevilen birine dönüşmesi de o etkileyici çelişkilerden biriydi. Sevgi ve nefret kariyeri boyunca hiç peşini bırakmamıştı; bazen arka arkaya, bazen de yan yana gelen bu iki sözcük sürekli ona dair değişen bakışı resmediyordu. Angliru tırmanışı ise her şeyin sonu anlamına geliyordu ve öne çıkan bir başka kelime vardı: Saygı. İki yıldır “Bıraktı, bırakacak” şeklinde anılan Contador, bu kez galiba gerçekten emekli oluyordu ve son kilometrelerinde bütün kariyerini onurlandıran bir hamle yapmayı tercih etmişti. Seyirciler de destek ve alkışlarla ona karşılık verdi.

2017 İspanya Bisiklet Turu, Alberto Contador’un düşüş devrini çok iyi anlatan bir yarış oldu. İspanyol yıldız, son yıllarını takıntılı bir şekilde geçirmişti. En azından basına yaptığı açıklamalardan gördüğümüz kadarıyla. Kalbi ona hâlâ dünyanın en iyisi olduğunu söylüyordu ama bilhassa Fransa Bisiklet Turu sahnesine çıktığında, aklı ve bacakları tersini işaret ediyordu. Contador, her ne kadar bunu kabul etmek istemese de, yaşlanıyordu ve muhteşem bir takımı da olan Chris Froome formunun zirvesindeyken işi bir hayli zordu. Kendisine yıllar evvel emeklilik zamanı olarak belirlediği 2016’da bırakmaktan son anda vazgeçmiş, ‘un ano mas’ demişti. Ama 2017 Fransa Bisiklet Turu başladığında gerçek bir kez daha su yüzüne çıktı. Contador artık olduğunu düşündüğü o sınıfta değildi ve bir daha Le Tour kazanamayacaktı. O da mantıklı bir karar verdi ve 2017 İspanya Bisiklet Turu’nu veda yarışı yaptı. Lakin kalbine hoş gelen La Vuelta, bacaklarına pek nazik davranmamıştı. Alberto Contador, ilk dağlık etap olan Andorra’da 2 dakika 33 saniye kaybettikten sonra kırmızı mayo mücadelesine dönemedi, her dağlık etapta bir şeyler denemesine rağmen, hiçbir zaman muvaffak olamadı. 34 yaşında, artık kendi kendisinin karikatürüne dönüşmüş, şöhretinin mahkumu olmuştu. Dağ etapları, bir anda 200 bisikletçinin mücadele ettiği, Alberto Contador’un atak yaptığı ve sonra yakalandığı spor etkinliklerine dönüşmüştü. El Pistolero yaşlanıyordu, deniyordu ve hep kaybediyordu.

Angliru başkaydı. Herkes için. Eğimin bir noktalarda yüzde 24’lere çıktığı tırmanış, ilk kez 1999’da kullanılmıştı ve yarış çevrelerinde eziyetle eş değer tutuluyordu. İlginç olan şuydu. En sert dağlar bile, televizyonda olduğundan daha yumuşak görünüyordu. Kamera açılarının da etkisiyle tırmanışların acımasızlığı beyaz camdan anlaşılmıyordu. Ama Angliru öyle değildi. Nereden bakarsanız bakın, inanılmaz bir eziyete benziyordu. Televizyonda bile her şey korkunç gözüküyordu. Dün, son kilometreler geçilirken yarışı beraber izlediğim babam da, “Bu ne ya!” derken bir kelime kullanmıştı: İşkence. Bu yarış ve dağ bir işkenceydi ve Alberto Contador acıların en büyüğüne talip olmuştu. Tek başına kaçarak, atak yaparak.

2017 İspanya Bisiklet Turu’nun son dağlık etabı aynı zamanda bisikletin de farklı yönlerinin özel bir temsiliydi. Yağmur ve rüzgarla güne başlayan pelotonda Team Sky’ın görevi yarışı kontrol etmekti. Chris Froome, ilk La Vuelta şampiyonluğuna yürürken en başta Vincenzo Nibali’yi gözlüyordu. Contador genel klasmanda Britanyalı’nın epey gerisindeydi ve yüzden yapacağı herhangi bir atak Team Sky’ın sert yanıtıyla karşılaşmayacaktı. Yani Andorra’da kaybettiği süreler hem Contador’un ölümlülüğünün yeni bir kanıtı olmuş hem de son ölümsüz zaferinin kaynağı hâline gelmişti. Bisikletin karmaşık dünyası içerisinde, Contador’un tüm kariyeri gibi, zıtlıklar başroldeydi. Yarışın unutulmaz kısımları ise Angliru’nun öncesinde atağını yapan İspanyol yıldızın tek kalmasıyla birlikte başladı. Önce Trek-Segafredo’dan Jarlinson Pantano’nun desteğiyle öne çıkan Contador, yalnız kaldığında ise genç bir meslektaşından yardım aldı. Altyapı kariyerini Contador’un geliştirme takımında geçiren, şimdilerde ise Quick-Step mayosu giyen Enric Mas rakip takımda olmasına rağmen idolünün yardımına koşmuştu. Genç bir bisikletçi olarak Angliru’yu kazanmayı deneyebilirdi ama o Contador için çalışmayı tercih etti. Birkaç kilometre genç rakibinin desteğini alan Contador, tırmanışın en acımasız noktaları geldiğinde ise Enric Mas ve diğerlerini bitiren atağı yaptı. Artık gerçekten tek başınaydı. Çılgın kalabalıklar arasında…

Alberto Contador’un son yarışı ve zaferi, bisikletin ne kadar acımasız, tartışmalı, ilginç, kendine has ve güzel bir spor olduğunun kanıtıydı. Bu aynı zamanda hepimiz için kişisel de bir meseleydi. O turuncu montlu, kel, kirli sakallı beyefendi gibi hepimiz de kişisel bir bagaj taşıyorduk. 2000’ler bisikletini başından sonu takip eden seyirciler için Alberto Contador hep bir enigma olmuştu. Zamanla, yıllar içinde Contador konuşmanın bir lugatı da oluşmuştu. Kopan bir zincir, zehirli olduğu iddia edilen bir et, asla ölmeyen bir panache, artık eskisi gibi nişan alamayan bir El Pistolero… Ben de şimdi bu bagajdan rastgele anlar seçiyorum. İspanyol bisikletçinin hayatını ve kariyerini düşünürken bazı sahneler gözümün önünden geçiyor.

Hatırlıyorum. Yerinde izlediğim ilk yarış olan 2010 Fransa Bisiklet Turu’nun Rotterdam’daki açılış etabında, yağmur altında nasıl ondan nefret ettiğimi hatırlıyorum, o dönemler hâlâ çocuktum ve ilk spor kahramanım Lance Armstrong’dan başkasını gözüm görmüyordu. Ondan bir sene önce, Contador’un akıl almaz bir tempoda çıktığı 2009 Verbier yokuşunu hatırlıyorum, Armstrong’un köşeye sıkıştığı ve çaresiz kaldığı o anları. Her şey hızlı bir pop şarkısı gibiydi. Lille’de bir Türk kahvesinde Andy Schleck’e küfreden ve sırf Fransız basınına uyuz oldukları için “Niye atak yapmayacakmış?” diye Contador’u savunan amcamlara karşı nasıl bisikletin yazılı olmayan kurallarını anlatmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Kuzenimin evinde, o güne özel hazırladığımız yemek ve içki menüsüyle birlikte, Schleck ile Contador’un ‘mano a mano’ çıktıkları 2010 Tourmalet zirvesini hatırlıyorum. Clenbuterol cezasından sonra Contador’un ikinci kariyerinin başında, benim Eurosport’ta çalışmaya başladığım 2012’de Fuente De’deki düzlükte atak yaparak acayip bir şekilde İspanya Bisiklet Turu’nu kazanmasını hatırlıyorum. İki yıl sonra, Chris Froome’un başlarda yarış dışı kaldığı 2014 Fransa Bisiklet Turu’nda, belki de son kazanma ihtimali olan Le Tour’da, Contador’un bir inişte yemek yemeye çalışırken düşüp yarış dışı kaldığı o anı hatırlıyorum, Caner Eler ve Sarper Günsal ile kazayı yorumlarken içimiz acımıştı. 2015 İtalya Bisiklet Turu’nda, bir yandan sakatken mekanik sorun yüzünden geriden geldiği Mortirolo tırmanışında nasıl pembe mayo için savaştığını hatırlıyorum, yarış bitiminde mikrofonlara “Bisiklet matematik değildir” demişti. Fransız yazar Georges Perec’in çocukluğuna damga vuran bisikletçileri anımsadığı “Hatırlıyorum” metnini ve onu okurken “Bunu bir gün çalsam” hissiyatını hatırlıyorum. Şimdi çaldım, az önce.

Evet, Alberto Contador’u hatırlayacağım. Daha dün buralardaydı ve eğer yeniden karar değiştirmeyecekse, yarın başka yerlerde olacak. Ben de birçokları gibi, sevgi ve nefretimi alıp başkalarına yöneleceğim.  

İlginizi çekebilecek diğer içerikler