Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolAile Takımı Barcelona

Dünyanın üst düzey takımları arasında Barcelona'nın ayrıldığı bir nokta var.

Takımdan ayrılan oyuncu için veda töreni yapıldığını çok defa gördük.  Güzel uğurlama önemli bir amaç muhakkak, fakat PR kaygısı da işin içine giriyor. Olsun. Barcelona da bu maksatla yapıyor olabilir. Fakat yine de bir yerden yakalamayı başarıyor. İnsana değer verdiğini gösteriyor. Arda’nın gelişinde olduğu gibi, Pedro’nun gidişinde de aynı duygular ön plandaydı. Bu sefer bir fazlası daha vardı.

Pedro, geçtiğimiz hafta içi Chelsea ile anlaştı. Apar topar Londra’ya gidip sağlık kontrolünden geçti. İmzayı attı. İngilizler bürokrasiyi hızlandırdı ve Pedro hafta sonu sahaya çıktı. Yeni transfer, yeni forması sırtındayken yarım saat içinde hem golünü attı, hem asistini yaptı. Her şey bir anda oldu. Pedro, Barcelona’nın yedek oyuncusu, ilk maçında Chelsea’yi sırtladı. Tüketim çağını da düşününce, artık geriye dönüp bakacak bir şey kalmamıştı.

Derken Pedro geri döndü! Londra’dan Barselona’ya geldi. Kulüp onun için bir veda töreni düzenledi. İyi bir örnek, güzel bir olay. 30 milyon avronun özne olduğu, kıtanın en gösterişli takımlarından ikisi arasında yaşanan bir transfer hikayesi, plaketlerle ve onore edici hareketlerle sonlanabilir. Bunda sıkıntı yok. Barcelona’nın ilginçliği ise havasında.  Bütün o lüks, şatafat, üstten bakış, konu kendi futbolcusu oldu mu bir anda kayboluyor. Barcelona kendi kabuğuna çekildiği zaman; diğer rakiplerinden ayrılıyor. Herkesin görebileceği ama içeriye girmeyi engelleyen bir şeffaf duvar koyuyor. İçeride kalanlar aileyi oluşturuyor. Pedro; yurtdışından iş teklifi alan genç kuzen gibi karşılanıyor. Eşi, ‘el kızı’ olmasına rağmen, asaletiyle takdir toplayan  örnek yenge gibi geziniyor. Çocuklar bile ‘ünlü futbolcunun çocuğu’ gibi değil. Bahçede koşturan neşe kaynağı… Benzetmeler çok da kabul görmeyebilir, fakat civarda gezinen ve her şeyi kontrol altında tutan takım elbiseli beyaz saçlıların da, dönemlerinde fırtına gibi esen, şimdi hem aileyi kollayan hem de zaman zaman fırlamalık yapan amcalar olmadığını söyleyemezsiniz.

Hadi bunların hepsini abarttığımızı kabul edelim. Tartışılmayacak bir gerçek var; dünyanın hiçbir takımında olmayan. Saha içindede hissedilen ama saha dışında ‘aslında içerisi yalanmış’ demeyi bekleyenleri taca çıkartan bir hava. Takımın başarısında yatan asli unsur; bu tip organizasyonlarda daha çok belli oluyor. Hepsi, dünyanın en ünlü futbolcuları. Güzel kadınlarla beraberler, iyi para kazanıyorlar, egoları yüksek. Fakat bir araya geldiklerinde, bir lise sınıfına veya mahalle takımına dönüyorlar.

Muhabirin, Pedro’ya sorduğu Jose Mourinho ile ilgili soruya, arkadaşları ıslıkla yanıt veriyor. Birbirlerini kolluyorlar. Saha içinde hakeme itiraz ederken bile o ‘sahip çıkma’ dürtüsünden besleniyorlar. Çocuklarını yere oturtup birbirleriyle oynatıyorlar. Az sonra yanlarından ayrılacak olan arkadaşlarına tezahürat yapıyorlar. Onu uzun uzun, bıkmadan alkışlıyorlar.

Takıma giren çıkan değişse de bu atmosfer korunuyor. Dünyanın başarılı olan takımlarında arkadaşlık önemlidir. Barcelona bunun bilincinde, Amerika’yı yeniden keşfetmiyor. Fakat bu kadar uzun sürede ve sürekli değişen, gelenin gidenin durmadığı kadrolarda bunu korumak büyük başarı.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler