Tamamlanmamış Bir İş

Kareem Abdul-Jabbar NBA tarihinin en çok sayı atan oyuncusu, altı kez MVP seçildi, altı tane şampiyonluk yüzüğü var. Onu özel kılan şeyler ise çok daha başka.

6 Mart 2018

Fotoğraflar: Getty Images

*Donald McRae’in bu röportajı The Guardian’da yayımlanmıştı.

“Bütün insanlar gibi yaşım bana da ürkütücü geliyor” diyor Kareem Abdul-Jabbar suratında büyükçe bir gülümsemeyle. 70 yaşındaki Jabbar, hâlâ NBA tarihinin en skorer oyuncusu. Kazandığı altı şampiyonluk ve aynı zamanda bu alanda rekor olma özelliği taşıyan 19 defa All-Star seçilişini de eklediğimizde, gelmiş geçmiş en iyi basketbol oyuncular listesinde Michael Jordan ile karşılaştırılıyor. Öte yandan, Amerikan spor tarihinde Kareem kadar politik ve kültürel anlamda etkisini hissettirmiş bir figür henüz yok.

Los Angeles’ta kaldığım otel odasının kapısını çalmasından itibaren geçen doksan dakika içerisinde, Abdul-Jabbar ile baş döndürücü geçmişini konuştuk. Sadece 17 yaşındayken Martin Luther King ile yaptığı ilk röportajından, Donald Trump’ın 2015’te onun için yaptığı yazılı suçlamalara, Colin Kaepernick’in geçtiğimiz hafta onu aramasından, Kareem’in yirmi yaşındayken Cleveland Toplantısı’na katılmış en genç isim olmasına kadar her şeyi… 1967 yılında yapılan Cleveland Toplantısı, öne çıkan siyahi sporcuların Muhammed Ali ile buluştuğu, Vietnam Savaşı’na katılmayı reddetmesi sebebiyle dünya şampiyonluğu elinden alınan ve boks maçlarından men edilen Ali’ye destek verilip verilmeyeceği ile alakalıydı.

Milli marş sırasında ayağa kalkmayı reddetmesinden ötürü NFL tarafından adeta aforoz edilen eski San Francisco 49ers quarterback’i Colin Kaepernick de farklı bir mücadele içine girmiş durumda. Irkçılığı ve polis şiddetini diz çökerek protesto eden ve bu yüzden resmi olmayan bir şekilde Amerikan futbolu oynaması yasaklanan Kaepernick’in en güçlü müttefiklerinden biri de Abdul-Jabbar.

Henüz o zamanlar İslam dinine geçmediği için Abdul-Jabbar, Cleveland Toplantısı’nda Lew Alcindor olarak anılıyordu. Ve Ali’nin en önemli destekçilerinden biri olmuştu. Muhammed Ali, sporcu arkadaşlarını bu hususta Amerikan hükûmetinin karşısına geçme konusunda ikna ettiğinde, basketbolun genç yıldızı o zamana kadar çok da duyulmamış sesini çıkarmanın bir zorunluluk olduğunu anlamıştı. Ve o zamandan beri, bu prensibe sadık kaldı.

“Cleveland Toplantısı’ndan elli yıl sonrasını konuşuyoruz demek…” diyor şaşkınlıkla Abdul-Jabbar ve ekliyor, “Ne yapacağımız konusunda oldukça gergindik ve Ali ise tam aksine oldukça rahattı. ‘Mahkemede savaşmamız gerekiyor, basın toplantısı düzenleyeceğim’ demişti.” Ali, paranın nasıl kazanıldığını çözmüştü. Savaşmak, zaten kendi kimliğinin de bir parçasıydı. Bill Russell da şöyle demişti, ‘Ali’nin yapacağı şeyler konusunda bir endişem yok. Endişelendiğim kısım, geri kalanımızla alakalı.’ Ali’de o inancı görebiliyordunuz. Bu gerginliklere rağmen şaka yapmayı da ihmal etmeyip, Wilt (Chamberlain) kadar saçma davranıp davranmayacağımızı soruyordu. Zamanında Wilt onunla boks yapmak istemişti. Tanrım.”

Cleveland Toplantısı’nın katılımcılarından birisi de henüz Kareem Abdul-Jabbar adını almamış olan Lew Alcindor’du.

Tekrar ciddileşmeden önce Abdul-Jabbar’ın suratını kocaman bir gülümseme kaplıyor ve devam ediyor: “Siyahi Amerikalılar Ali’yi korumak istediler, çünkü kimsenin sesi çıkmıyorken, o bizim için konuşmaya başladı. ‘Hiçbir Vietnamlı bana zenci diye seslenmedi’ dediğinde, ne olacağını az çok biliyorduk. Ali hep kazanırdı ve bir insan olarak gösterdiği bu klas duruş herkesin onu desteklemesini sağladı. Fakat o zaman karşısında durup savaştığımız şeyler bugün de oluyor. Her jenerasyon aynı sorunlarla yüzleşiyor.”

Önceki akşam, Los Angeles Basın Kulübü ödül töreninde Abdul-Jabbar’ın yanına oturduğumda tarihin tekerrür edişini izliyordum. Abdul-Jabbar, Hollywood Reporter’da yaptıkları için ‘Efsane’ ve ‘Yılın Köşe Yazarı’ dallarında ödül aldı. Diğer ödül alanlar arasında ise Alfred Hitchcock’un filmi The Birds’te rol almış Tippi Hedren, gündemde bomba etkisi yaratan Harvey Weinstein hikâyesini iki ay önce çıkarmış New York Times muhabiri Megan Twohey ile yine aynı gazetede çalışan Jodi Kantor vardı. Kantor ve Twohey, Weinstein tarafından tacize uğramış kadınların güvenini nasıl kazandıklarına dair bir konuşma yaptılar. Bu konuşmadan önce, Hedren’in Hitchcock’un tacizlerini kabul etmeyeceğini söylediği görüntüler oynatıldı; ki bu görüntüler de tarihin tekerrür edişinin bir kanıtı gibiydi.

Abdul-Jabbar, bana bu tarzdaki etkinliklerde sessizce işkence çektiğini söyledi. Aslında John Coltrane, Sherlock Holmes, James Baldwin veya Bruce Lee hakkında konuşurken oldukça mutluydu. Fakat akşam boyunca, ‘selfie’ çekilmek, kitabını imzalatmak ve boyu üzerinden nükte yapan insanlar durmak bilmedi. 2.18’lik Abdul-Jabbar, kırmızı halıda Hedren’in yanındayken aradaki büyük uzunluk farkını görebiliyordunuz.



Ertesi sabah, kendisi uzun bacaklarını esnetirken, Kareem’e boyuyla alakalı yapılan her şakada biraz daha utandığımı söyledim. “Şakalar, ben 12 yaşında ve 1.90 metre boyundayken başladı. O yükseklikte havalar nasıl?’ gibi boyumla alakalı tüm esprileri not etmeliydim. En komiklerinden birisi de şudur: Havalimanındayken, beş yaşlarında bir ufaklık şaşkınlıkla ayaklarıma bakıyordu. Dedi ki, ‘Çok yaşlı olmalısın. Çünkü çok büyük ayakkabıların var.’ Onun için ne kadar yaşlıysanız, ayaklarınız da o kadar büyük oluyor demek ki. Duyduklarım arasında en iyisiydi.”

Basit ve bir o kadar da güzel olan yeni kitabı, Becoming Kareem’de, Abdul-Jabbar şu satırları kaleme almış: “Tenim beni bir simge yaptı. Boyum ise bir hedef.”

Irkçılık, onun her gün karşılaştığı en temel sorunlardan birisi. Abdul-Jabbar’ın bu sene yayımlanan bir başka sürükleyici kitabı Coach Wooden and Me’de, UCLA ile kazandığı üç NCAA şampiyonluğunda ona yardımcı olan adamla olan arkadaşlığını anlatıyor. Üniversitede geçirdiği üç yılda sadece iki maç kaybederken, UCLA de kolej basketbolu tarihinin en iyi takımı olarak tarihe geçiyordu. Beyaz bir orta batılı Wooden ile New York’tan gelen siyahi bir genç Kareem arasında da yarım yüzyıl sürecek bir bağ kuruluyordu. Öte yandan, paylaştıkları ahlak kuralları içinde, ırk farklılığı ikisinin arasında çözülemeyen bir sorun olarak kaldı.

Yaşlı ve kısa bir kadın, genç Kareem’e bakıp, “Hayatımda ilk defa bu kadar uzun bir zenci görüyorum” dediğinde Wooden şaşkınlıktan donakalmış. Bu sayede de öğrencisinin yıllar boyunca çektiği insanlık dışı davranışlarla insanlar hakkında daha iyi bir fikre sahip olmuş. Öyle ki Wooden’ın kafasında bu anı, yaşadığı diğer şeyleri de göz önüne alınca yumuşamış ve kadının Kareem’e “uzun bir siyah” demesi olarak kalmış.

Abdul-Jabbar başını sallayarak onaylıyor. “Başka bir yerde, ufak, saçları beyazlamış bir kadının böyle bir dil kullandığını asla göremezdi. Hayatınızı etkilemediği sürece bu tip şeyleri anlamak zordur. Erkekler, kadınların ne tip zorluklara katlandığını anlamıyor. Otobüste göğsümüzü sıkmaya çalışan biri yok. Bu hareketlerin ne kadar kötü olabileceği konusunda hiçbir fikrimiz yok. İnsanlara bu kötü vaziyeti anlatabilmek için bunu bir şekilde gerçekliğe dökmeniz gerekiyor. Bu da zaman alan bir süreç.”

Kareem Abdul Jabbar; UCLA’de geçen yıllarını ve John Wooden ile olan arkadaşlığını, Coach Wooden and Me kitabında anlattı.

Abdul-Jabbar yüksek profilli ilk protestosunu, Afrikalı-Amerikalılar’a uygulanan kısıtlamaların karşısında olduğunu belirtmek için 1968 yılında Meksika’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nı boykot ederek yaptı. Newark ile Detroit’teki isyanlar ve King’in 1968 Nisan ayında suikaste kurban gidişi sonrasında ülkeyi temsil edebileceğinin farkında değildi. “Nasıl bir güce sahip olduğumu fark etmeme sivil toplum aktivisti Dr. Harry Edwards yardım etmişti. Olimpiyat Oyunları büyük bir etkinlik, fakat olan şeyler milliyetçiliğin çok üstündeydi. Bir duruş sergilemem gerekiyordu. Herkesin, bu ülkenin kurucu babalarının asıl isteklerine göre yaşamasından ve bunun her renkten, cinsiyetten insan için geçerli olacağından emin olmak istedim. Amerika’yı belirlenen standartlara geri götürmek amacındaydım.”

Tommie Smith ve John Carlos ise protesto için farklı bir yol seçmişti. Meksika’daki Olimpiyatlar’da 200 metrede yarışan bu iki sporcu, altın ve bronz madalyalarını almak için kürsüye çıktıklarında eldiven taktıkları ellerini yumruk yaparak havaya kaldırmışlardı. Bu siyahi gücün bir temsiliydi. “Politik bilince sahip birilerinin oraya gitmiş olmasından oldukça memnun olmuştum” diyor Abdul-Jabbar ve ekliyor, “Bu yüzden, onları destekledim.”

Kaepernick’in durumu aynı sorunları yansıtıyor mu? “Evet. Hukuk çerçevesinde herkesin aynı muameleyi görmesi için hâlâ yapılacak çok şey var. Çünkü uzun bir süre boyunca, politik ve legal kültürümüz, siyahi Amerikalıların aynı muameleyi görmesini istemedi. Ama Kaepernick’in böyle bir farkındalığa sahip olmasına oldukça şaşırdım. Bu hareketi beni, ‘Acaba daha kaç NFL oyuncusu bu farkındalığa sahiptir?’ şeklinde düşünmeye itti. Buradan güzel bir hareket doğdu. Bu jenerasyon ırkçılıkla nasıl savaşılacağı konusunda oldukça bilgili. Birkaç gün önce Colin ile telefonda konuştum ve onunla ne kadar gurur duyduğumu söyledim. Oyuncular Sendikası’na da takım sahiplerinin onu devre dışı bırakmasıyla alakalı bir dilekçe göndermiş. Bu, legal açıdan yapılabilecek en iyi şey. Umarım bu savaşı kazanır.”

Akşam yemeğinden önceki gece, Kaepernick’in bir daha NFL’de oynayamayacağını düşündüğünü üstü kapalı bir şekilde söylüyor. “Bu konu üzerine çok konuşmadık” diyor Kareem ve ekliyor, “Fakat neler kaybedebileceğinin oldukça farkında. Bunu kafasına takmıyor. Bu tepki için hazırlıklı değildi fakat görebileceği her şeyle karşılaştı. NFL’deki bazı takım sahipleri bu duruşu destekliyor, bazıları ise bu hareketin karşısında. Bir ileri, bir geri devam ediyor. Lisedeki çocukların ilgisini çeken bir hareketin öncüsü olmaktan gurur duyuyor. Bu jenerasyonun sporcuları artık sivil haklar konusunda daha büyük bir farkındalığa sahip.”  

GQ Yılın Vatandaşı ödülünü almasından ve Time dergisi tarafından Yılın İnsanı adayları arasında gösterilişinden sonra, Kaepernick bu hafta içerisinde Sports Illustrated’ın Muhammed Ali Miras Ödülü’nü de kazandı. Abdul-Jabbar, Kaepernick’in kendi prensiplerinden taviz vermemesini düşünerek Sports Illustrated’a şu satırları kaleme almış: “Amerikalı olmaktan daha önce hiç bu kadar gurur duymamıştım… Kırk NFL oyuncusu ve lig yöneticileri 30 Kasım’da aralarında bir anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmayla lig yönetimi, 2023 yılına kadar Afrikalı-Amerikalı topluluklar için çalışan aktivizm kuruluşlarına toplamda yaklaşık doksan milyon dolarlık bir yardım yapacak. Bu açık bir şekilde Colin’in başını çektiği ‘tek diz’ devrimi ve onun bu hareketiyle etkilediği herkesin ortak başarısı. Bu çok ciddi bir etki… Eski dostum Ali eğer hayatta olsaydı, Colin’in sosyal eşitlik adına kendini düşünmeden başlattığı bu mücadele ile gurur duyardı.”

Abdul-Jabbar’a göre eğer Muhammed Ali hayatta olsaydı, Colin Kaepernick’in kendini düşünmeksizin başlattığı bu mücadeleyle gurur duyardı.

Otel odamdaki sohbetimizde, Abdul-Jabbar yaşanan trajediler ve sosyal bilinç arasında bağ kurma konusunda çok daha spesifik konuşuyor. “Herhangi birinin yaşadığımız şeylerden nasıl etkilenmediğini bilmiyorum. Tamir Rice’ın öldürülme görüntülerini hatırlayın. Araba duruyor, polis çıkıyor ve Tamir Rice’ı adeta idam ediyor. İki saniyesini alıyor. Bir şeyler yapmanızı gerektiren, inanılmaz derecede korkutucu bir görüntü.”

“LeBron James ve NBA’deki diğer oyuncular bu tip suçlara karşı sessiz kalmamıştı. (James ve diğer yıldız oyuncular, Aralık 2014’te Eric Garner’ı öldüren polisi protesto amaçlı üstünde ‘Nefes Alamıyorum’ yazan tişörtlerle sahaya çıkmışlardı.) Onlar sporcu olarak seslerini çıkarmadılar. Ebeveyn olarak seslerini çıkardılar. Çünkü aynısı onların çocuklarının başına da gelebilirdi.”

Eğer NFL aktif bir şekilde Kaepernick’in kariyerini sonlandırsaydı, Abdul-Jabbar NBA’in politikaları hakkında nasıl düşünürdü? “NBA bu konuda oldukça iyi. Oradaki yolculuğuma Milvaukee ile başlamıştım. (İlk şampiyonluğuna, Los Angeles Lakers ile kazanacağı beş şampiyonluktan önce, burada ulaşmıştı.) Milwaukee, profesyonel sporlar tarihindeki ilk siyahi genel menajere sahipti. (1972 yılında, Wayne Embry) NBA’in koçlar, GM’ler ve kadınlar için yaptıkları örnek niteliğinde ve her türlü değişime ayak uyduran bir yapısı var. NFL’in de aynısını yapmasını diliyordum çünkü bazı takım sahipleri de diz protestosunu yapmıştı. Fakat Colin örneğinden görüyoruz ki böyle bir şey olmayacak. Yaptıkları doğru değil. Onun sahaya çıkmasına ve diğer iyi sporcular gibi başarılı veya başarısız olmasına izin vermeleri gerekiyor.”

53 yıl önce Martin Luther King ile yaptığı ilk röportajını sorduğumda Abdul-Jabbar utangaç bir şekilde gülümsüyor. “Bir gazeteci olarak ilk röportajımı Dr. King ile yapmıştım. Oh! O zamanlarda, Dr. King çok önemli bir şahıstı. Verdiği güzel cevaplar karşısında çok heyecanlanmıştım. Bu tip anlar hayatınızın gidişatını etkiler. Fakat sivil haklar hareketiyle alakalı ilk tecrübem, James Baldwin’in The Fire Next Time’ını okumamdır.”

Raoul Peck’in 2016 yılında çektiği belgesel I Am Not Your Negro’yu izlemiş miydi? “Mükemmel. Trump seçilmeden iki hafta önce izledim. Ruhuma ilaç gibi gelmişti. Beni James Baldwin için her şeyin ne kadar zor olduğunu düşünmeye sevk etmişti. Cambridge Üniversitesi’ndeki konuşmasını ve aldığı tepkiyi hatırladınız mı? Oh dostum, harikaydı! İnsanlara şunu söyleyip duruyorum: Trump bir ahmak; fakat gidin ve şu filmi izleyin. Trump bizim için önemli değil çünkü yapacak çok şeyimiz var.”

2015 yılında geleceğin başkanı Trump, basına karşı yaptığı zorbalıkları Washington Post için kaleme alan Abdul-Jabbar’a şu sözlerle cevap vermişti: “Kareem, basının sana bu kadar kötü davranmasının nedenini şu an anlayabiliyorum. Sana katlanamıyorlar. Gerçek şu ki, hayatla ve Amerika’yı tekrar mükemmel hale getirmekle alakalı yapılması gerekenler hakkında en ufak bir fikrin yok.”

Kareem Abdul-Jabbar: “Trump’ın 2020’de seçilebileceğini düşünmüyorum. İnsanlarımızın, onun bu ülkeyi mahvetmesine izin vermeyeceğine inancım tam.”

Bir okul bahçesi kabadayısının, Kral veya Malcolm X hitabetine erişmeye çalıştığını söylediğimde Abdul-Jabbar gülümsüyor. “Eğer kendinizi düşmanlarınıza göre yargılayacaksanız, şu ana kadar iyi gidiyorum. Trump değişmeyecek. Irkçılık ve yabancı düşmanlığı konusundaki düşünceleriyle o koltuğa oturduğunu çok iyi biliyor. Ülkeyi bölmek isteyenler onun tarafında. Ülkeyi 18’inci yüzyıla geri götürmek istiyorlar.”

“Trump bizi 1952’ye geri götürmek istiyor fakat kendisi tüm milleti kucaklamış bir Cumhuriyetçi olan Eishenhower gibi değil. George Bush Sr. ve George W. Bush’un vatandaşlığa dair görüşleri bile insanları renklerine göre ayırmamıştı. George W’nun kabinesi Amerika’nın adeta bir temsiliydi. Condoleezza Rice, Meksikalı-Amerikalı adalet bakanı Alberto Gonzales ve Colin Powell vardı. Her ne kadar izlediği politikalardan hoşnut olmasam da kendisi ayrımcı birisi değildi.”

“Alabama’da Trump ile alakalı neler olduğuna bakın. (Senato seçimlerinde reşit olmayan kızlarla alakalı hakkında birçok taciz suçlaması çıkan Roy Moore, bu suçlamalara rağmen senato seçimlerinde ABD Başkanı tarafından desteklenmişti.) Böyle bir adam var fakat kendisinin istediği şekilde oy kullanacağı için onu destekliyor. Bu hakkındaki suçlamalardan daha mı önemli? Böyle bir bakış açısına sahip olan insanlar hâlâ sivil savaşın kavgasını veriyor. Bu insanlar ihtiva edilmeliler.”

Trump’ın ikinci dönem için seçilmesinden korkuyor mu? “Seçilebileceğini düşünmüyorum. Fakat daha iyi organize olmamız ve 2020 seçimlerinde oy vermemiz gerekiyor. İnsanlarımızın, onun bu ülkeyi mahvetmesine izin vermeyeceğine inancım tam.”

Abdul-Jabbar’ın üzerine endişelendiği konulardan biri de kolej sporlarının, oyuncuların dışındaki herkesin çıkarlarına hizmet etmeye başlaması. “Bu ticari bir iş. Koçlar, NCAA ve üniversiteler büyük paralar kazanıyor. Fakat sporcular sömürülüyor. Bu sporcular milyarlarca dolar kazanılmasını sağlıyorlar fakat tek bir kuruş dahi alamıyorlar. Onların zengin olmaları gerektiğini söylemiyorum ama sağladıkları inanılmaz derecedeki kazançtan pay almalarının bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.”

Abdul-Jabbar, Coach Wooden and Me kitabında, 1960’larda oldukça ünlü ve aynı zamanda beş parasız olduğunu anlatmıştı. “Evet param yoktu. Çok saçmaydı. Basketbol ve futbol her şeyi finanse eden sporlar. Kolej sporları; su topu, atletizm veya jimnastik sporlarından elde edilen gelirlerle işleyen bir sistem değil. Her şey basketbol ve futboldan ibaret. Northwestern’daki sporcular bir sendika kurmaya çalıştılar ve bu kolej sporcularının düşünmesi gereken bir oluşum. Sendikalaşmak zorundalar. Eğer organize olurlarsa onlar da pastadan bir dilim alacaklardır. Çünkü onlar bu şovun asıl mimarları.”

Efsane Michael Jordan, Abdul-Jabbar ve Craig Hodges gibi diğer nadir aktivistlerin gösterdiği sosyal farkındalığı hiçbir zaman göstermedi. Fakat Abdul-Jabbar, Jordan ve onunla beraber aynı ticari kaygıları güden sporcuların hareketlerine uzlaşmacı yaklaşıyor: “Onların başarılı birer iş adamı olmaya çalışmasından memnunum. Çünkü sahip oldukları finansal güç bir fark yaratıyor. Yardıma ihtiyacı olanlar için kenara ayıracakları bir bütçe olması gerektiğini düşünüyorum. Jordan bu konudaki görüşlerini biraz değiştirdi. Tanrıya şükür ki NAACP’nin (Siyahi İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik) hukuki işlemleri için bir miktar kaynak sağladı.”

NBA’deki ilk yılında kendisinde hediye edilen Arthur Conan Doyle kitapları, Abdul-Jabbar için önemli bir başlangıç noktası olmuştu.

Abdul-Jabbar bugün için kendisini bir yazar olarak görüyor. Los Angeles Basın Kulübü ödüllerinde ise şu sözleri söylüyor: “Diğer yazarlar tarafından onurlandırılmak inanılmaz. Bu işte henüz acemiyim. Bir çaylağım.”

Aralarında Sherlock’un abisi Mycroft Holmes hakkında yazdığı kitapların da olduğu 13 kitabı bulunan Abdul-Jabbar’a, bir çaylağa göre o kadar da kötü gitmediğini söylediğimde ise gülüyor. “Evet, fakat hâlâ bu işte kendimi yeni hissediyorum. İnsanlardan bir geri bildirim almak harika. BBC benimle Mycroft kitaplarım hakkında röportaj yapmak istediğinde koltuklarım kabarmıştı. Zira İngilizler kendi kültürleri hakkında oldukça korumacılar. Arthur Conan Doyle ikonun ötesinde bir isim. Bu yüzden kendime, ‘galiba iyi gidiyorum’ demiştim. Birisi bana NBA’deki ilk senemde Doyle’un tüm kitaplarının bulunduğu bir set vermişti. Başlangıç noktamın burası olduğunu söyleyebilirim.”

“İnsanlar oldukça şaşkındı. Çünkü maçlardan önce sürekli bir şeyler okurdum. Sherlock Holmes, Malcolm X, John Le Carre veya James Baldwin. Profesyonel bir sporcu olmanın lükslerinden biri de bu. Okumak için bolca zamanınız oluyor. Takım arkadaşlarım benim kadar okumazdı. Tarih ile alakalı şeyleri okumayı severdim. Arkadaşlarımın, siyahi insanların tarihiyle alakalı çok fazla bilgi eksiği vardı. Bu yüzden, takımın kütüphanecisi olmuştum.”

Abdul-Jabbar’a gelecek röportajımın Boston Celtics’te forma giyen Jaylen Brown ile olacağından, 21 yaşındaki basketbolcunun benzer okuma arzusuna ve bilgi birikimine sahip olmasından bahsettim. Celtics’in Los Angeles’a sonraki gelişinde onunla tanışma konusunda oldukça hevesli gözükmesine rağmen, Abdul-Jabbar genç sporcunun entelektüel hayatına farklı bir bakış açısı getiriyor: “Yalnız kalacak. Çünkü çoğu arkadaşı, ‘Parti için nereye gidiyoruz? Güzel kızlar nerede?’ şeklinde takılıyor. Jaylen’ın ilgi alanlarının bu denli geniş olması oldukça kayda değer ve takdiri hak ediyor.”  

Abdul-Jabbar’a göre; kitap kurdu olmasının ve kendi boyu hakkındaki farkındalığının, adaletsizliğe karşı sert bir duruşla birleşmesinin bir sonucu var. Bunların, onun asık suratlı bir oyuncu olarak görülmesini sağladığını düşünüyor. İstediği koçluk görevinin ona hiç teklif edilmediğini de ima ediyor. “Oyuncularla iletişim kuramayacağımı düşündüler. Beni tanımaya zaman ayırmadılar. Fakat benim de onlar için bunu kolay hale getirmediğim söylenebilir. Ancak durum şu an oldukça farklı. İnsanlar beni sokakta durdurup kitaplarım hakkında konuşmak istiyorlar. Bu gerçekten harika.”

Her şeyden öte, Kareem Abdul-Jabbar sekizinci on yıllık zaman dilimine girerken hâlâ kendi hayal dünyasında kaybolmayı seven birisi. “Eğer benim gibi yaşlı ve şüpheci biriyseniz, gitmesi muhteşem olan bir yer. Kendimi bu hızda çalışırken görebiliyorum (yılda en az bir kitap yazan) ama beni arkamdan kovalayan yok. Basketbol kariyerim sona erdiğinden beri arkadaşlarıma ve aileme daha çok vakit ayırma imkânım oldu. İlk torunum bu ay üç yaşına basacak. O benim ilk göz ağrım. Hayatımda inanması güç birçok şey oldu. Yine de yapmamız gereken çok iş var. Uzun süredir tamamlanmaktan uzak olan bir iş.”

Çeviri: Gökhan Önder Aksu

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN