Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolGündem30 Yılda Devriâlem

Nick Nurse 30 yıllık kariyerinde beş farklı ülkede 15 takım çalıştırdı. Uğradığı her durakta da kendine bir şeyler katmayı ihmal etmedi.

Bu yazı ilk olarak Socrates’in Şubat 2020 sayısında yayımlandı. Tüm sayılarımıza bu adresten ulaşabilirsiniz.


 

Phil Jackson, Gregg Popovich, Rick Carlisle ve niceleri… NBA tarihinde belli bir yere sahip olan koçlarda gördüğümüz bazı ortak özellikler vardır: Otorite, iletişim, rasyonellik, kriz yönetimi ve bolca yüzük. Nick Nurse bunların hepsine sahip değil. Zaten adı şimdilik bu koçlar arasında da anılmıyor. Onu bu yazının öznesi yapan özellikler, alışılagelmişin biraz dışında.

***

Dokuz çocuklu ailenin son halkası olan Nick Nurse’ün babası her ne kadar amatör olarak alt yaş kategorilerinde koçluk yapsa da oğlunun yolu basketboldan önce farklı sporlardan geçti. Önce ailenin birçok ferdi gibi sırıkla atlama, ardından Amerikan futbolu, peşinden basketbol ve beyzbol. Fakat lisedeki parke başarılarının da etkisiyle Nurse, yol ayrımında basketbolu seçti. Northern Iowa’nın verdiği basketbol bursuyla kolej yıllarını orada geçirme imkânı buldu.

Iowa’da şutör rolünü kapan Nurse için kolej bittiğinde NBA yolu kapalıydı. Mezun olduğu takımda asistan koçluk görevine geçmiş, bildiği ortamda bulunmayı sürdürmüştü. Esas macera ise takip eden sezonda, 1990’da kapıyı çaldı. CV’sini dünyanın çeşitli noktalarına yollayan genç koç, uzun süre istediği geri dönüşü alamadı ama sonunda telefonu çaldı, arayan Britanya Basketbol Ligi takımlarından Derby Rams’in sahibi Tim Rudge’dı. Nurse’ün dünya turu başlıyordu. Hangi duraklara uğrayacağını kestiremediği bir tur…

İngiltere’deki ilk tecrübesi bir sezon sürse de yolu tekrar oraya düşecekti. Grand View Üniversitesi’ndeki tam zamanlı koçluk ve South Dakota’daki asistanlık deneyimlerinin ardından 1995’te Birmingham Bullets ile İngiltere’ye dönmüş ve burada yaşadığı şampiyonlukla koçluk kariyerindeki ilk basamağı tırmanmıştı. Bullets’ın ardından Avrupa’da dört farklı takım daha çalıştırdı. Bu 11 yıllık süre zarfında hep düşük bütçeli takımların başındaydı. Elindeki malzemeyle en iyi yemeği nasıl çıkarabileceğini zaman içerisinde deneyimleyerek öğrendi. Neticede basketbolun membağında yetişmemişti. Parlak bir oyunculuk kariyeri de yoktu. Hem ortaya koyabileceği net bir ‘kartvizitin’ olmaması hem de mizacı, çalıştırdığı oyuncularca sorgulanan bir koç doğurmuştu.

“Bir palyaçodan farkı yoktu. Bir koç olarak oyuncusuyla arasına asla mesafe koymazdı. Oyuncularıyla iletişim kurmak adına daha doğru yollar seçebilirdi.” Aralık 1998’de Telindus Oostende’nin başına geçen Nurse sadece altı ay takımın başında kalabilmiş, o kadroda yer alan oyunculardan Jean-Marc Jaumin ise onun hakkında bu sözleri kullanmıştı. Otuzlarının başındaki bir koçun yeni takımında hemen bir otorite abidesi olmasını beklemeyebilirsiniz fakat henüz ilk antrenmanda takımına dönemin Chicago Bulls’u gibi bir basketbol oynatmayı deneyeceğini söylemesi… Bunun üstüne oyunculardan birinin kız arkadaşıyla ilişki yaşaması ve takımın ‘ponpon kızları’yla takılması elbette onun soyunma odasındaki otoritesini daha var olmadan yıkmıştı.

Oostende’de kendisine ‘Nick the Nerd’ lakabı takılmasına ve kötü dönemler geçirmesine rağmen Avrupa’da basamakları tırmanmaya devam etti. Britanya Basketbol Ligi’nde ikinci şampiyonluğunu yaşadı ve iki kez yılın koçu seçildi. Bu süre zarfında İtalya’da Treviso Yaz Ligi’nde dahi görev yaptı, birçok farklı ekolü tattı, Euroleague’de bile mücadele etti. Artık basketbolun doğduğu topraklara dönme vaktiydi. G League’de önce Iowa Energy, sonra da Rio Grande Valley Vipers’ı çalıştırdı ve her iki takımla da şampiyonluk yaşadı. G League’de geçirdiği altı yılda bir kez yılın koçu seçildi, toplam 23 oyuncusu NBA gördü, aynı dönemde Büyük Britanya Milli Takımı asistan koçu olarak 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda boy gösterdi.

Nick Nurse tüm bunları başarırken katı bir koç olmanın tam aksi yönündeydi ama detaycıydı da. Avrupa’da geçirdiği yıllarda edindiği tecrübeleri uygulamak istiyordu. Rams’te oyuncularına “Sen şuraya koşacaksın, sen ise şurada duracaksın. Bu, setimizi en verimli şekilde başlatabileceğimiz alan” dahi dediği bilinmekte. ‘Katı olmamak’ ile ‘detaycılık’ hadiselerini bir arada yürütmeyi başarmıştı Nurse. Nitekim bu kabarık ve tuhaf CV, onu Toronto Raptors teknik ekibine soktu. Beş sezon boyunca Raptors’ta hücumdan sorumlu asistan koçluk görevini yürüten Nurse, Dwane Casey’nin NBA’de yılın koçu seçildiği sezonun ardından başantrenörlüğe terfi etti. Cleveland Cavaliers’a bir kez daha süpürülmek Masai Ujiri’nin yeni kararlar almasına neden olmuştu. Casey’yi kovarken takımın hücumunu yeni baştan dizayn eden ve alan paylaşımına dayalı bir sistem yerleştirilmesine katkıda bulunan Nurse’ü ödüllendirmişti. Yaklaşık otuz yıl önce, doğduğu yerin takımıyla antrenörlük kariyerine başlayan Nurse, dünyanın birçok noktasını dolaşıp bir NBA takımının baş antrenörlüğünde kendini bulmuştu.

***

Geride bıraktığımız on yılın en çarpıcı spor olaylarından biri 2013 NBA Finali’nde yaşananlar. Ray Allen’ın altıncı maçta Miami Heat’i kurtaran şutu, o şut öncesinde Gregg Popovich’in Tim Duncan’ı kenarda tutması o seriden ilk akla gelenler. San Antonio Spurs’ün Miami Heat’e 4-3 kaybetmesinin ardından Popovich, şöyle bir özeleştiride bulunmuştu: “Miami’nin kısa beşine hazır değildik.” Pop, LeBron’un Parker’a yaptığı savunmadan bahsedebilir, Chris Bosh merkezli switch savunması yapan Miami’nin seri genelinde Spurs’ü nasıl top kaybına zorladığını anlatabilirdi. Onun yerine neyi beceremediklerini açık açık söylemişti. Çünkü rasyonellik bunu gerektiriyordu.

Ertesi sezon yine iki takımın karşılaştığı finalde bu kez çok keskin bir sonuç vardı. Popovich bu kez Miami’nin tüm planları için doğru hazırlığı yapmış, rakibini 4-1’le evine göndermişti. 2014 NBA Finali, San Antonio Spurs için sadece bir rövanş değildi, aynı zamanda kendini yenilemeyi bilen bir koçun zaferiydi. En nihayetinde NBA Finali, koçların hamlelerinin en çok tartışıldığı sahneydi ve yapacağınız ufak bir hamle bile yüzük hayallerine veda etmenize neden olabilirdi. Popovich değişmekten çekinmemişti.

Beş sezon sonrasına gidelim. 2019 NBA Finali ikinci maçı. Son çeyrekte bitime 4:40 var ve Golden State, Toronto’ya karşı 106- 97’lik üstünlüğü kurmuş durumda. Dört kişilik Raptors savunması bir anda üç sayı çizgisi içerisinde bir kutu şeklini alıp alan savunmasına dönmüş vaziyette, beşinci isim Fred VanVleet ise tek başına Stephen Curry’yi kovalıyor. O an final serisini yorumlayan Jeff Van Gundy’nin ağzından dökülen cümleler çarpıcı: “NBA’de daha önce box-and-one savunması görmedim.” Haklıydı, zira boxand-one zaman zaman Avrupa basketbolunda uygulansa da Amerika’da daha çok lise düzeyinde uygulanan bir sistem. Rakibin lokomotifini durdurmanın, diğer dört oyuncu için de “Beyler, hücumda size o kadar da saygı duymuyoruz” demenin başka bir yolu. Oldukça ilkel bir çözüm. Fakat bu çözüm, Kevin Durant ve Klay Thompson’ın olmadığı senaryoda işe yaradı. Rasyonellik mi demiştik? Söz konusu maç, bir tarafın diğerine 20 fark attığı bir normal sezon maçı değil, NBA finaliydi. Raptors belki o maçı kazanamadı fakat box-and-one savunmada çözüm olmuştu.

Nurse’ün koçluk kariyerindeki gelişimini bu olay üzerinden açıklamak mümkün. Bunu o adrenalinle, hem de son çeyrekte oynatmak koçluk başarısı gibi görünebilir. Öyledir de. Fakat esas başarı Kawhi Leonard, Kyle Lowry, Marc Gasol gibi yıldızlara eski tip bir stratejinin uygulanabileceğini kabul ettirmek. Neticede sahadaki oyuncu grubundan belki de yıllardır uygulamadıkları bir planı sahaya yansıtmalarını istiyorsunuz. Bu, en az o dakikada box-andone oynatmayı akıl etmek kadar zor bir iş. Ama ABD’li koç başarmıştı. Belçika yıllarında alt seviye oyuncularla anlaşmazlıklar yaşayan Nurse, en büyük sahnede otoritesi sarsılmaz bir lidere dönüşmüştü.

Tabii finaldeki bu sekansa gelene dek Raptors ve Nurse oldukça taşlı yollardan geçmişti. 2017-18’de takım 59 galibiyet almasına rağmen play-off’ta işler umulduğu gibi gitmemişti. Direksiyonda yeni bir koç varken ortaya nasıl bir takım çıkacaktı? Genel menajer Ujiri, hem bir vizyon değişikliğine giderek hem de risk alarak DeMar DeRozan-Kawhi Leonard merkezli bir takas yapmıştı. Artık Kyle Lowry’nin yanında takımın lideri bir sezondur basketbol oynamayan Kawhi Leonard’dı. Diğer tarafta ise 2017’yi G League’de şampiyon kapatan Toronto 905’in yıldızları Pascal Siakam ile Fred VanVleet vardı. Onlar da henüz ‘pişmemişti.’

Nurse’ün ilk sezonunun kimilerince bir ‘vizyon değişikliği’ kisvesi altında daha düşük beklentiyle geçmesi beklense de işler Toronto için yolundaydı. Bir önceki sezon sadece beş maça ilk beşte çıkan Siakam, bir süper yıldız adayı ve harika bir savunmacı olduğunu gösterdi. VanVleet hem Lowry’nin yükünü azaltabileceğini hem de savunma sertliğini elden bırakmayacağını kanıtladı. Ve Kawhi…

Nurse yönetimindeki Raptors tüm bunları yaparken Kawhi normal sezonda sadece altmış maça çıkmıştı. Nurse o dönem için “Bence tam kapasitesiyle oynamıyordu. Bir gece 30 atıyorken, diğer gece rölantide gidiyordu” dahi dedi. Ama iletişim tarzı asla kriz çıkaracak nitelikte değildi. Ve maceranın sonu, Kanada’dan çıkan ilk şampiyonluk oldu…

Tecrübeli koçun özellikle Raptors kariyerinde hücum alanında uzmanlaştığı bir gerçek ama Toronto’nun şampiyonluk sezonunda ligin en verimli beş savunma takımından biri olduğunu unutmamak gerek. Boxand-one, verimlilik açısından belki bir daha karşımıza çıkmayacak bir örnek ama daha modern bir anlayış arıyorsanız Milwaukee Bucks serisine bakın. Serinin üçüncü maçında Milwaukee 2-0 öndeyken Giannis’in savunmasını Siakam’dan alıp Kawhi’a verdi Nurse. Bu, çoğu kişinin konsol oyununda dahi ayarlayabileceği bir eşleşme ama olay burada bitmiyor. Antetokounmpo’nun savunmasında Kawhi’ı tercih ettiği gibi Marc Gasol’ü de yardım savunmasında kullandı, ona istediği alanı vermeyip sürekli ikili sıkıştırma getirdi. Sonuç mu? Serinin 3-0 olabileceği üçüncü maçta 16’de 5’le 12, Toronto’nun zaferini ilan ettiği altıncı maçta ise 18’de 7 ile 21 sayı attı Giannis. 34 yaşındaki Gasol’den savunmada alabileceği optimal verimi almıştı Nurse.

Artık Kawhi Leonard Raptors’ta değil. Raptors şampiyonluk adayları arasında da sayılmıyor. Ama bu, o kadar da önemli değil. Kanadalı ekip, Nick Nurse önderliğinde bir kültür yaratma yolunda ateşi yaktı. Pascal Siakam için artık “Bir gün MVP olabilir mi?” soruları zikrediliyor, Fred VanVleet’in sahada olmadığı zamanlar artık daha çok hissediliyor ve OG Anunoby’nin rolü gün geçtikçe büyüyor. Nick Nurse de öyle. Belki elinde -şimdilik- bir süper yıldız yok ama oyuna dair hevesi azalmadı. Kendisinin de söylediği gibi: Birmingham, Rio Grande veya Toronto… Ne fark eder ki? Oyun aynı, amaç ve heves de…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler