Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemPlatformYorum2015’in Yükü

Spor dünyasındaki birçok LGBTİ birey için 2015 hikâyelerini anlatma zamanıydı.

“Spor, en başından beri, kendim olamadığım bir yerdi. Basketbol bana genç yaşta güvenli bir kimlik bahşetti. Bu çok önemli bir şeydi elbette. Ancak yaşım ilerledikçe aynı oyun, saha içindeki başarımın getirdiği övgülerle gey olmamın yarattığı korkunun tezat oluşturacak biçimde çakıştığı bir alana dönüştü. Sporumda başarı kazandıkça ve mükemmeliyete yaklaştıkça, kendimden de bir o kadar uzaklaşıyormuş gibi hissettim. Bu da başardığım şeylerin tadını çıkarmamı neredeyse imkansız hale getiriyordu.”

Amerikan kolej basketbolunun en üst rekabet seviyesi olan Division I tarihinde cinsel kimliğini açıklayan –yani açılan– ilk erkek koç olan Chris Burns, geçtiğimiz Ekim ayında yayınladığı mektubuna bu cümlelerle başlıyordu.

Önceki ay ESPN muhabiri Israel Gutierrez de bir mektup yayınlamıştı. Bunun tam anlamıyla bir açılma sayılamayacağını, zira altı sene önce “kendini kendinden gizlemekten” vazgeçip cinsel yönelimini ailesi ve arkadaşlarıyla paylaştığını yazıyordu. Sadece evlilik kutlamaları öncesinde hikayesini okuyucularıyla da paylaşmak istemişti. Daimi bir inkar ve sürekli geliştirilen savunma mekanizmalarıyla geçen yıllardan sonra eyalet dışındaki LGBTİ topluluklarla vakit geçirmeye başlamış, aradığını bulamamıştı. Hiçbir zaman oraya ait olduğunu hissedemiyor, tanıştığı insanların hikayeleriyle kendi hikayesi arasında bir bağlantı kuramıyor, “yükünü hafifletmek” için katıldığı bu buluşmalardan her seferinde daha da mutsuz ayrılıyordu. Altı sene önce bir gün, Sports Illustrated dergisinde Galli ragbici Gareth Thomas’ın hikayesine rastladı ve ilk kez bir yakınlık hissetti. Kahramanını bulmuştu, “dolaptan çıkmaya” karar verdi.

Kahramanlar… Toplumdaki ikili cinsiyet düzeninin sağlamasının yapıldığı –kadının ancak “erkeğin değili” olarak hayatını idame ettirebildiği, diğerlerininse yok hükmünde sayıldığı– ve geniş çapta görünürlük kazandığı Amerikan takım sporları coğrafyasında dolaptan çıkmak için onlara ihtiyacınız var.

2013’ün Nisan ayında veteran basketbolcu Jason Collins açıldığında, bunun Amerikan sporlarındaki LGBTİ uyanışının habercisi olduğunu düşünenlerin sayısı hiç de az değildi. Martina Navratilova, Collins’in “oyunu değiştirecek” kahraman olduğunu söylüyordu. NBA’deki 12 sezonu boyunca iş ahlakıyla övgü alan örnek bir profesyoneldi; mektubundaki her satırla, açıklamasının uyandırdığı yankıları karşılama şekli ve iletişim yeteneğiyle böyle bir hareket için ideal bir öncü olduğunu hissettiriyordu. Collins’in açıklaması o kadar kuvvetliydi ki ondan iki ay önce açılan, fakat hemen ardından kariyerini sonlandırmaktan başka bir çare göremeyen futbolcu Robbie Rogers’ı da oyuna döndürmüştü. Haberlere göre, Amerikan toplumundaki eril hükümdarlığın son kalesi olarak görülen NFL bile etki alanına girmişti. Toplu bir açılmanın an meselesi olduğu konuşuluyordu.

Ne var ki, 2013’teki LGBTİ baharının erken kutlamaları, vaatlerini tam olarak karşılayamadı. Mektubunu yazdığında işsiz olan Collins, ertesi sezon Brooklyn Nets’ten 10 günlük bir kontrat aldı. Ancak hiçbir zaman gerçek bir takım arkadaşı, dolayısıyla hakim düzen için gerçek bir “tehdit” olamadı. Nets’in bir buçuk haftalık PR turnesinden ibaret değildi elbette her şey, bu yolculuğun sembolik bir değeri vardı. Sonuna kadar hak edilmiş bir köşe taşını tutacaktı Collins. Ama yeterli miydi? Ülkenin en özel ‘defensive end’ cevherlerinden biri olarak gösterilirken 2013’te açılma kararı alan Michael Sam, 2014 NFL seçmelerinde yedinci ve son tura kadar düştü ve bugüne dek herhangi bir takım tarafından gerçek bir şansa layık görülmedi. (Kolej futbolunun, oyuncuların NFL’deki geleceklerini öngörmek için çok sağlıklı bir ortam sunmadığı ve bu öngörülerin geniş bir yelpazeye yayıldığı biliniyor. Yine de Missouri’deki halefi Shane Ray’in benzer bir kolej kariyerinin ardından –uyuşturucu problemlerine rağmen– ilk tura kapak atmayı becerdiğini buraya not düşmek gerekebilir.)

2015’in büyük haberi ise stadyumlardan değil, yüksek mahkemeden geldi. 26 Haziran’da kazanılan evlilik eşitliği hakkının spor dünyasında karşılık bulması gecikmedi. Özellikle yılın son çeyreğinde Burns ve Gutierrez gibi birçok LGBTİ birey, hikayelerini anlatmak için doğru zamanın geldiğini düşündüler. OutSports.com’un verilerine göre 2015 yılı içerisinde açılan Amerikalı sporcuların sayısı yüze dayandı. Bunlar arasında Olimpiyat madalyalı serbest stil kayakçı Gus Kenworthy de vardı. X Games’in poster çocuğu, “farklılıkların kucaklanmadığı bir endüstri içinde olduğunu bildiğini” söylüyordu. Dolayısıyla bu yüzden okkalı bir (ya da birkaç) sponsorluk anlaşmasından olabileceğini de… Navratilova’dan sonra bu kararı sporunun zirvesindeyken verme cüretini gösteren ilk kişi olmasıyla diğerlerinden ayrılıyordu Kenworthy.

2015’in bir diğer güçlü kahramanı ise, stadyum yılları hayli uzak bir geçmişte kalsa da, sadece ESPY töreninde Arthur Ashe Cesaret Ödülü’nü aldıktan sonra yaptığı ilham verici konuşmayla bile oyunu değiştirme yönünde esaslı bir adım atan Caitlyn Jenner’dı.

20121013_165929

Yılı kapatmaya hazırlanırken, Bill Kennedy’nin açıklamasıyla birlikte bir gey hakemin kamuoyundan nasıl destek görebileceğini uzaktan izledik. Bilhassa Adam Silver’ın başa geçmesinin ardından toplumsal vicdana en çok yaklaşan profesyonel lig olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz NBA, bir kez daha doğru bir tavır aldı ve işlediği nefret suçuyla Kennedy’nin özel anına turp sıkan Sacramento Kings oyuncusu Rajon Rondo’ya bir maç ceza verdi.

Türkiye’de ise yeşil sahalarda homofobiyle mücadelenin öncüsü olan hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın, Türkiye Futbol Federasyonu’na açtığı tazminat davasını –on dokuzuncu duruşmada da olsa– kazanması seneye güzel bir nokta koydu. Dinçdağ, kararı şöyle yorumladı: “Bu davanın kazanılması gerçekten çok önemliydi. Haklı olduğum mücadelem artık mahkeme tarafından da tescillenmiştir. Bu kararın benzer davalar için emsal teşkil etmesini umuyorum. Bu bir zaferdir. Ancak kararı temyiz edeceğiz.”

Ülkedeki LGBTİ gerçekliğinin spordaki yansımalarını daha iyi temsil eden bir haber bulmak için Mart ayına dönebiliriz. 2011’den beri kış aylarını Türkiye’de geçiren WNBA yıldızı Angel McCoughtry de geçtiğimiz yıl içinde açılma kararı alan isimlerdendi. Sosyal medyadan yaptığı açıklamada partneriyle birlikte birçok kez ayrımcılığa uğradıklarını duyurdu. Bunlardan biri de Fenerbahçe tarafından ilişkisini yalanlayan uydurma bir mektup yazmaya zorlanmasıydı. Neyse ki McCoughtry yeni sezonda Türkiye’ye bir şans daha verdi ve onu Mersin Büyükşehir Belediyespor formasıyla izleyebiliyoruz.

McCoughtry bana son olarak Mersin’de izlediğimiz bir başka basketbolcuyu hatırlatıyor, bu yazıda onu da anmak istiyorum. 10 Kasım’da New York’ta arabasının içinde ölü bulunan Michael Wright.

2015, hayatımızdan geçip gitti – ya da tam tersi. Hiç okuyamayacağımız, sonsuza değin dolapta kalacak mektupları da beraberinde götürerek.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler