Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Gündem20 Kelimede Pehlivanlar Kâbe’si

Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin 654'üncüsü cuma günü başladı. Terimleri, deyimleri, kahraman ve efsaneleriyle bu kendine has dünyaya dair bir kılavuz hazırladık...

Adali göğüsler altında biçare çayır,
Serilir toprağa, hem bir daha kalkar mı? Hayır!
Bu el-enseyle düşürmüş de hemen çullanıyor;
O da kurtulmak için türlü oyun kullanıyor.
Mehmet Akif Ersoy

1938 yılında Kırkpınar Güreşleri’ni yerinde takip etmek için İstanbul’dan Edirne’ye giden Son Posta Gazetesi yazarı Naci Sadullah, yolda Kırkpınar Başpehlivanı Hüseyin’le karşılaşır. Hüseyin Pehlivan güreşe on dört yaşındayken Kırcaali’de başlamış, 1927’de ailesiyle Türkiye’ye göç etmiştir. Yeni yaşamını kurduğu Tekirdağ’a vefasını sunarak er meydanlarında kendini “Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan” olarak tanıtır. Hüseyin Pehlivan rakipsizdir. Kırkpınar’da dört defa üst üste tüm rakiplerini yenerek altın kemeri almıştır. Naci Sadullah Tekirdağlı’ya sorar: “Senin Kırkpınar’da daha ne işin var? Seninle tutuşabilecek rakip yok ki…” Hüseyin Pehlivan gülerek yanıtlar: “Ben buraya güreşmeye değil, Hacca geldim” der. Ve ekler: “Burası tüm güreşçilerin Kâbe’sidir.”

**

Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri cuma günü başladı. Pehlivanlar on değil; yüz değil; beş yüz değil; tam 654. defa Kâbe’yi tavafa geldiler. Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim, kentin girişinde davul ve zurnalarla karşılandı; ağalık kemerini taktı; halkı selamladı; Pehlivan Mezarlığı’na gidip dua okudu. Sonra Sarayiçi Er Meydanı’na geçildi. Çayıra çıktı minik pehlivanlar. Önce peşrev, ardından cazgır. Ve salahatla başlayan kapışma…

Olimpiyatlar’dan sonra dünyanın en eski spor organizasyonu sayılan Kırkpınar, özgün ritüelleri, köklü gelenekleri ile cuma günü yeniden kutsandı. Kendine has bir dünya Kırkpınar. Bu dünyanın, aşinalığımız olsa da ne olduğunu pek de iyi bilmediğimiz kemikleşmiş bir jargonu var. İşte size terimleriyle, deyimleriyle, kahraman ve efsaneleriyle bu dünyanın kapısını aralamanız için anahtar bir sözlük…

  1. Ağalık: Kırkpınar Ana Sponsorluğu da diyebiliriz. Kırkpınar Ağası, bu büyük organizasyonun masraflarının yüklü bir bölümünü karşılayan kişidir. Pehlivanların davet edilmesinden Edirne’ye ulaşım ve konaklamalarına kadar güreşecek tüm pehlivanları himaye eden ağanın sorumluluğu sadece maddi değildir. Kırkpınar’ın geleneksel kimliğinin sürdürülmesindeki sembollerdendir ağa. Bulunduğu mevki gereği güreşlerin “örf ve adetler”e uygun bir şekilde, belli bir nizam içerisinde yapılmasından da mesuldur.
  1. Altın Kemer: Güreşlerin en büyük ödülü. Bir yıl süreyle başpehlivanlığı kazanana verilir. Üç yıl üst üste başpehlivan olunmuşsan artık altın kemerin daimi sahibisin demektir.
  1. 1974 Başpehlivanlık Finali: 16 Haziran günü İzmirli Kara Ali Çelik ve Babaeskili Nazmi Uzun arasında başlayan final müsabakasında pehlivanlar tüm gün yenişemeyince, müsabakaya ertesi gün devam edilir. 17 Haziran’daki finalin 50. dakikasında rakibini pes ettiren Kara Ali altın kemeri kazanır. Benzer bir durum yıllar sonra 1981’de Mustafa Yıldız ve Aydın Demir arasındaki müsabakada da yaşanacaktır. Kırkpınar’da adeta bir şehir efsanesi haline gelen günlerce devam etmiş müsabakalar olduğu gibi, üç saniyede tamamlananlar da vardır.
  1. Cazgır: Diğer adıyla salahatçı. Er meydanındaki güreşçileri, kendine has, heyecan uyandıran ifadelerle, kimi zaman dua, kimi zaman mani ve şiirler okuyarak izleyicilere tanıtır. Cazgırlık usta çırak ilişkisi ile kuşaktan kuşağa aktarılan türlü inceliklere sahip bir meslektir.
  1. Ceng-i Harbi: Kırkpınar’ın olmazsa olmazı; davul-zurna ikilisinin güreşleri yönlendiren meşhur havalarındandır. Davul zurna ekibi, pehlivan havaları denen ezgilerin bitiminde ve pehlivanların birbirine hamle ettiği anlarda Ceng-i Harbi’yi çalar.
  1. Gaddar Kel Aliço: 1845-1922 yılları arasında yaşamış, hem kel hem merhametsiz olduğundan bu çift lakabı almıştır. Kırkpınar’da 26 yıl üst üste başpehlivan olarak kırılması zor bir rekora imza atmış, Koca Yusuf ile berabere kaldıktan sonra başpehlivanlığı ona bırakmıştır.
  1. Hazret-i Hamza: Güreşlerden önce edilen cazgır duasında, güreşi çok sevdiği rivayet edilen Hazret-i Hamza “Pehlivanların Piri” olarak anılır.
  1. Emine Bacı: “Göbeğini güneşe göstermemiş” ilk kadın güreşçimiz. Kırkpınar’da güreşe tutuştu mu bilinmez ama, kısa kesilmiş ve ortadan ayrışmış saçları ve heybetli fiziğiyle Kütahyalı Emine Pehlivan’ın güreş organizatörlerinin iştahını kabartarak Balkan Harbi’nden sonra çayır çimen gezdirilip para karşılığı güreştirildiği; pek çok şampiyon güreşçiye meydanları dar ettiği rivayet edilir.
  1. Kırmızı Dipli Mum: Kitle iletişim araçlarından yoksun olduğumuz zamanlarda Kırkpınar ağaları, “okuyucu” denen ulaklarla önce pehlivanlara sonra civar köy ve kasabalara davetiyeler gönderirdi. Okuyucu gittiği yerlerin en üst düzey yöneticisine kırmızı dipli bir mum verirdi. Günümüzde kırmızı dipli mumla davet geleneği halen yaşatılmaktadır.
  1. Kıspet: Manda, dana veya malak derisinden yapılan ve belden dize kadar uzanan pehlivan giysisi. Zor bir işçilik isteyen kıspetin dayanıklılığını koruması için güreşten sonra ıslak bırakılmaması, temizlenip yağlanarak zembile konulması gerekir.
  1. Koca Yusuf: 1885’te Gaddar Kel Aliço’dan başpehlivanlığı aldıktan sonra, Avrupa’da da yenilmedik pehlivan bırakmamış Deliormanlı. Fransız yazar Paul Pons’un Koca Yusuf hakkında, “Gökte nasıl bir güneş varsa güreşte de yalnız bir Yusuf var” dediği rivayet edilir. Koca Yusuf Amerika’ya gidip Amerikan şampiyonunu yenerek “Cihan Pehlivanı” unvanını aldıktan sonra Türkiye’ye dönmek üzere bindiği geminin bir şileple çarpışıp batması sonucu hayata veda etmiştir.
  1. Osman Zurna: Edirne’nin en eski Kırkpınar müzisyenlerindendir. Adalı Halil Baş Güreşi Havası; Dağlı Güreş Havası; Pehlivan Peşrevi; Muhacir Havası ve Ceng-i Harbi Zurna’nın öğrencisi Osman Biber ile derlediği ünlü Kırkpınar havalarındandır.
  1. Paça: Kıspetin diz kapağının altına gelen kısımdır. Paça ile etin arasında paçabend denen bir keçe konur ve deri kısım keçenin üzerine çekilerek İngiliz sicimiyle sıkıca bağlanır. Böyle bağlanır ki parmaklar paçalara geçmesin. Aksi takdirde güreşte “paçasını kaptıran” pehlivana boyunduruk hakkı tanınır.
  1. Peşrev: Pehlivanların ritmik ve heybetli hareketlerle güreşe hazırlanmak için yaptıkları ısınma hareketleridir. Sol diz üzerine çöküp sağ elin önce dize, sonra dudağa ve alna götürülmesi; çimenlerden bir tutam koparıp ısırılması; “Hayda bre pehlivan” nidasıyla ayağa kalkılması ve pehlivanların birbirini tartması gibi hareketler peşrev anlarında görülen manzaralardandır.
  1. Serpuş: Kırkpınar Ağası’nın geleneksel kıyafetinin en ilginç parçalarından serpuş, ağanın başına taktığı ve ucunda bez bulunan başlığa denir. Ağanın başında serpuş, altında şalvar, üstünde camadan denen gömlek ve bir yelek bulunur. Ağa ayağında ince topuklu rugan yemeni ayakkabı, elinde ise iri taşlı özel bir tespih taşır.
  1. Samona Köyü: Kırkpınar güreşlerinin asıl yeri bugün yapıldığı Edirne Sarayiçi değildir. Kırkpınar’ın kurulduğu yer Edirne’ye yaklaşık 11-12 km. uzaklıktaki Yunanistan’ın Samona Köyü merasıdır.
  1. Şalapur Bezi: Hakemlerin bellerine bağlı kuşaklarda sakladığı, pehlivanların gözüne yağ kaçtığında onlara verdikleri, bandaj bezini anımsatan beyaz bez parçaları. Pek çok turnuvada şalapur bezinin yerini kağıt peçeteler almış olsa da Kırkpınar’da hala kullanımda.
  1. Şükrü Kayabaş: Kırkpınar’ın efsane baş cazgırıdır. 654. Kırkpınar Yağlı Güreşleri, son elli yıldır olduğu gibi yine Kayabaş’ın dua ve manileriyle başlamıştır. Kayabaş, yarım asırlık meslek hayatında yaklaşık 2500 güreş organizasyonunu sunmuş, otuz kadar çırak yetiştirmiştir.
  1. Yağlanma: Her şeyin olduğu gibi güreşlerde yağlanmanın da belli bir ritüeli var. Önce sağ elle sol taraf yağlanır, sonra tersi yapılır. Daha sonra da rakibin sırtı yağlanır. Güreşlerde, asit oranının düşük olması, göz yakmaması, güneşten koruması ve cilt için faydalı olması gibi sebeplerle zeytinyağı kullanılır. Zeytinyağının vücutta çıkması bir hayli zor. O nedenle güreşlerden sonra çoğunlukla kendilerini yıkayıp paklayacak bir yardımcıya ihtiyaç duyduklarından pehlivanlar banyoya yalnız girmediği bilinir.
  1. Zembil: Kıspetin içinde taşındığı sazdan yapılma örme torba. Pehlivanın zembilini duvara asması yenilmiş olduğu ya da güreşi bıraktığı; bir daha güreşmeyeceği anlamına gelir. Büyük pehlivanların zembillerini güreşte gelecek vaat eden gençlere taşıtması da bir Kırkpınar geleneğidir.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler