Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolSözlü Tarih12 Cesur Yürek Avrupa Şampiyonu

Tekerlekli Sandalye Erkek Basketbol Takımı, Tenerife'deki turnuvada namağlup Avrupa şampiyonluğuna uzandı. Kupaya giden yolu kahramanlarından dinledik.

Türkiye tekerlekli sandalye erkek basketbol takımı, 30 Haziran gecesi yıllardır kıyısından döndüğü Avrupa Şampiyonluğu’na nihayet kavuştu. Son 10 yılda gerek kulüp gerekse de milli takım bazında büyük başarılar kazanan jenerasyon, finaller kaybettiği turnuvaların, madalyayı uzatmada yitirdiği 2016 Paralimpik Oyunları’nın ardından, Tenerife’de hak ettiği tacı giymiş oldu. Şampiyon jenerasyonun dört tecrübeli ismi; kaptan Özgür Gürbulak, Ferit Gümüş, Cem Gezinci ve İsmail Ar, Tenerife uçuşundan şampiyonluk kutlamalarına; kritik anlardan medya ilgisizliğine, kupaya giden yolu ve sonrasını Socrates’e anlattı.


Hazırlık Süreci: “Arada izin verirsen kafaları rahatlar”


İsmail Ar: Yorucu bir sezondan çıkmıştık, 2016 Paralimpik Oyunları öncesinde gerek hazırlık maçları gerekse de kamplar çok yorucu geçmişti bizim için. O uzun kamp bizi biraz tükenmişlik sendromuna sürükledi. Millet olarak çabuk sıkılan bir yapımız var. Genel olarak Haziran sonu Temmuz başı yapılan turnuvalarda hep başarılı olmuşuzdur. Bu bir tesadüf değil bence. Örnek vermek gerekirse 2014 Güney Kore’de dünya üçüncülüğü var, öncesinde Frankfurt’ta final oynamıştık aynı tarihlerde… Bu yıl hem takvimden hem de bazı hazırlık turnuvalarına geç cevap verip katılamamamızdan dolayı gayet güzel, butik bir kamp dönemi yaşadık. Bence bizi olumlu yönde etkiledi.

Özgür Gürbulak: Ligler zaten çok geç bitti. Mayıs’ta playoff’lardan çıkmıştık, yurt dışında bir turnuvaya gidemedik. Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz iki kampla gittik turnuvaya, zaten herkes hazırdı. Hoca (Can Aksu) da sağ olsun esnek oldu o konuda, ben de konuştum arada kendisiyle “Çocuklar zaten yorgun arada izin verirsen kafaları rahatlar” şeklinde. O da bizi kırmadı, sporcunun halinden anladı. Sonrasında da başarı geldi. Kapalı kutuyduk; bir hazırlık turnuvasında oynamadığımız için diğer takımlar ne durumda olduğumuzu merak ediyorlardı.

İsmail Ar: Genç milli takımımız Dünya Şampiyonası’na gitmeden önce onlarla birkaç hazırlık maçı oynadık. Onlar bize kondisyonumuzun ne seviyede olduğunu net bir şekilde gösterdi çünkü çok enerjikler ve A takımlara göre çok daha üst seviyede antrenman veriyorlar. Sezon sonuna tekabül ettiği için turnuva dönemi, hoca bizi çok yormadan, bitkin olduğumuzu gördüğünde antrenmanları iptal ederek iyi bir hazırlık periyodu geçirmemizi sağladı. Bu tercihin turnuvaya olumlu yansıdığını düşünüyorum.


Tenerife Yolu: “Turnuva Japonya’da, Amerika’da olsa daha rahat giderdik!”


Cem Gezinci: Haritaya bakmadan önce İspanya diye biliyorduk ama gerçekten Afrika’nın yanındaymış turnuva. Bizim uçak biletini Madrid’den aktarmalı almışlar Tenerife’ye. O da yolu bayağı bayağı uzatıyor. Sabah çok erkenden çıktık, oraya vardığımız zaman gece saatleri falandı. Pert olduk gerçekten, çok yorulduk. Bir de şampiyonadan iki gün önce gitmiştik. Hiç dinlenemedik. Yorgun yorgun çıktık maçlara.

Özgür Gürbulak: Tenerife yolculuğu çok yorucu geçti. Yurt dışı yolculuklara alışığız; daha önce Galatasaray’la Japonya’ya gittik, Güney Kore’de Dünya Şampiyonası oynadık ama bu sefer yol hakikaten yordu bizi. Vardığımızda herkes bitik vaziyetteydi, insanlar kendilerini doğrudan yatağa attılar.

İsmail Ar: Turnuva Japonya’da ya da Amerika’da olsaydı ulaşımımız daha rahat olurdu. Güney Kore yolculuğumuz çok daha kolaydı örneğin. 10-11 saatlik direkt uçuşlarda yolda uyuyarak vakit geçirebiliyorsunuz. Tenerife’ye direkt uçuş olmadığı için her aktarmada kendi bavullarımızı, tekerlekli sandalyelerimizi, yedek parçalarımızı kendimiz taşımak zorunda kaldık. Türkiye’deki gibi havalimanlarında belli bir ücret karşılığı taşıyanlar da olmadığı için iş tamamen biz sporculara kaldı. Teknik heyet ve çalışanlar da yardımcı oldular elbette ama tüm yükü onlara yüklemek olmazdı; hep beraber takım olarak orada hareket ettik. Dört saat Madrid’e uçtuk, 4-5 saatlik bir boşluğun 2-3 saatini o eşyaları taşımakla geçirdik. Sonrasında bir uçuş daha ve akabinde 1-1.5 saatlik bir otobüs yolculuğu yaptık. Hiç bu kadar yorucu olmasını beklemiyorduk. Avrupa kıtası denilince rahat olacağını düşünmüştük; Almanya’ya, İngiltere’ye gittiğimizde ülke içi uçuyormuş gibi hissediyorduk. Bu kez, sanki kıtalararası bir yolculuk yapmış gibiydik.

Ferit Gümüş: Uçağımız sabah yedideydi. İstanbul’dan giderken üç buçuk gibi yola çıktık. Bir kere zaten gece uykusu uyuyamadık. Sonra o günün akşamına kadar yoldaydık. İsmail’in de dediği gibi, adalara gittiğimiz için aktarma yaptık. Aktarmada yaşadığımız en büyük sıkıntı kendi valizlerimizi ikinci uçağa taşımaktı. O bizim için epey yorucu oldu. Uzun bir yolculuk sonunda varabildik ama bir gün içinde üç maç oynasak o kadar yorulmazdık, ciddi bir yorgunluk oldu. Birkaç gün dinlenme şansımız vardı ama sadece dinlenme yapmak mümkün değil, antrenman da yapmak gerekiyordu. Sonuçta maç oynayacağımız salonda, hafif ve iyi bir antrenman geçirdik.

Özgür Gürbulak: Erken gitmemiz çok iyi oldu, iki üç günde toparladı kendini takım. Ekvator’a yakın bir yer orası, sürekli sıcak oluyor hava, sadece arada yağmur yağıyor.

İsmail Ar: Hava da oldukça farklıydı.24 derece gösteriyordu ama inanılmaz bir soğuk vardı ilk indiğimizde. Sonrasında Tenerife’ye vardığımızda acayip bir sıcakla karşılaştık. Ufacık adada iki farklı mevsimi yaşadık. Yine de havaya çabuk alıştık, sonra da hoşumuza gitmedi değil aslında. Çok temiz bir havası vardı, temiz bir uyku çekebiliyordunuz.

Özgür Gürbulak: Son günlere doğru salonda 40 dereceye vardı hava, bizi çok zorladı. Salonda havalandırma falan da yoktu, organizasyon olarak rezil bir turnuvaydı.

Ferit Gümüş: Gidişimiz zaten yorucuydu ama organizasyon da çok kötüydü. Her antrenmana, her maça, her dışarıya çıkışımızda otobüs bekliyorduk. Rahat bir transfer kesinlikle söz konusu değil. Küçücük bir minibüse tüm takımı sığdırmaya çalışıyorlar. Engelli araçları zaten sıkıntılı. Birçok sorun vardı, organizasyon gerçekten çok kötüydü.

Özgür Gürbulak: Yolunda giden hiçbir şey olmadı yani öyle söyleyeyim; sadece kupayı aldık.

Ferit Gümüş: Zaten çok büyük bir hedefle gitmiştik oraya. Dördüncü kez ikincilikte kalmak istemiyorduk. Final oynayıp finalde kaybetmekten bıkmıştık. Bir de tabii bu jenerasyonun onu getirmesi gerekiyordu çünkü artık yaş ortalamamız epey yükseldi ve bunu bir kupayla taçlandırmak lazımdı.


5’te 5: “Kimden kaçıyorlarsa kaçsınlar”


Özgür Gürbulak: Bizim grup biraz daha zordu ama aslında fark etmiyor. Diğer takımlarla birçok kez karşılaştık geçtiğimiz yıllarda zaten, onları tanıyorduk. Biz onları yeniyorduk, onlar bizi yeniyordu… Şöyle bir avantajımız oldu; ilk maçta İsrail’le sonra Litvanya’yla, Almanya ve İsveç derken son maçta Britanya’yla karşılaştık. Seviye adım adım yükseldi.

Cem Gezinci: Biz eleme maçı olduğunda sıkıntı yaşıyoruz. Ancak grup maçlarını daha rahat geçiyoruz. 2010’dan beri katıldığımız bütün turnuvalarda gruplarda başarılı olduk. Ama eleme maçlarında sıkıntı yaşadık. Ölüm grubuydu aslında bizimki. Turnuvanın sonundaki sıralama bizim grubun ilk üçüyle aynıydı, oradan belli.

Ferit Gümüş: Rahat geçmesini tabii ki beklemiyorduk ama öyle geçince de şaşırmadık. Bu rakiplerin zayıflığıyla değil de bizim konsantrasyonumuzla alakalıydı. Aslında grubumuz diğerine bakarsak daha zordu. Çok daha yüksek bir rekabet vardı.

İsmail Ar: Grup maçlarının bu kadar rahat geçmesi beni pek şaşırtmadı. Ben çapraz eşleşmelerinde çeyrek final ve yarı final maçları daha kolay olur diye bekliyordum ama inanılmaz zor oldu. O da karşı gruptaki sürprizlerle alakalıydı. Biz İngiltere’yle oynarken karşı grupta Hollanda, İspanya’yı yendi. Biz lider çıkıp yarı finalde İspanya’yla oynamamayı planlarken birden yarı finalde karşımızda Almanya-İspanya maçının galibini bulacağımız bir senaryoyla karşılaştık.

Özgür Gürbulak: Önce ilk dörtte çıkmak, sonrasında da sıralama önemliydi elbette ama bu aşamayı namağlup tamamlamak çok farklı oldu bizim için. Britanya’ya da bir mesaj vermiş olduk grubun son maçında.

Ölüm grubuydu aslında bizimki. Turnuvanın sonundaki sıralama bizim grubun ilk üçüyle aynıydı, oradan belli.        – Cem Gezinci

Cem Gezinci: Burada İngiltere takımını kınıyorum çünkü, İspanya’yla yarı finalde karşılaşmamak için bana göre grupta bize karşı oynadıkları maçı rölantide geçtiler. Almanlar da İspanyolları geçince eşleşme değişti. Biz de Almanya’yı yenip Britanya’yla final oynadık.

Özgür Gürbulak: Britanya maçına kötü başlamıştık. Sonra çok iyi geri geldik ve bir ara fark 20’ye çıktı. Onların hesabı kitabı bizi ilgilendirmiyordu, çocuklara da söyledim, “Biz işimize bakalım, onlar kimden kaçıyorlarsa kaçsınlar” dedim. Zaten finalde de bir daha yollarımız kesişti ve orada da onları yendik. İstedikleri kadar hesap yapsınlar; evdeki hesap çarşıya uymadı.

İsmail Ar: Grupta İngiltere’nin kafasının karışmasının nedeni de buydu bence. İspanya’dan kaçmayı düşündüler belki de. Hiç direnmediler çünkü, çok rahat kazandık gruptaki maçı. Britanya takımına sorduğumuzda birçoğu diğer gruptaki maçtan haberimiz yoktu dediler ama yakın olduğumuz birkaç arkadaşımız var, onlar bildiklerini ifade ettiler. Terry Bywater’a (Büyük Britanyalı basketbolcu) bunu sorduğumda ise gülerek cevap verdi. Belki de kaybedeceklerini anlayıp hani ‘istesek biz sizi yenerdik’ gibilerinden bir hava da yaratmaya çalışmış olabilirler. Bana öyle geldi.


Çeyrek Final: “Bu maçı atlattıysak her maçı atlatırız”


Cem Gezinci: Biz gerçekten eleme maçlarında sıkıntı yaşayabiliyoruz. Strese biraz daha alışmak durumunda kalabiliriz ilerleyen yıllarda. Sanıyorum geçmişten gelen bir şey bu. Almanlar, İngilizler olsun daha soğuk ülkelerin takımları bunları yaşamıyor. Biz, Akdeniz ülkesi takımı olarak daha sıcakkanlıyız. Yani coşkuyu da üzüntüyü de daha bir içten yaşıyoruz. İyi olduğumuzda çok iyi, kötü olduğumuzda çok kötü oluyoruz. İtalyanlar bizim ayarımızda bir takım değil. Ben bu kadar zor geçeceğini sanmıyordum ama gerçekten çok zorlandık. Yine de altından kalktık.

Özgür Gürbulak: Turnuva maçları hiçbir zaman belli olmaz. 20-30 sayı fark atacağın takımlarla bir bakmışsın maç kafa kafaya gitmiş. Parkeye çıkarken arkadaşlarıma karşılaşmanın zorlu geçeceğini söylemiştim. ‘Nasıl olsa yeneriz’ havasıyla çıkınca takımda biraz rehavet de oluştu. Sıkıntı yaşadık bu rahatlıktan ötürü.

Ferit Gümüş: Bu maçın zor geçmesini bekliyordum çünkü biz bir iki maçtan çok rahat çıktığımız için konsantrasyonumuzu kaybettik. Hedefe giderken sahip olduğumuz yoğunluğumuz orada azaldı. İtalya da gençleşmiş bir takım. Yenilenmeye gitmiş ve ilerleyen yıllarda da çok iyi bir takım olacaklar. Zorlandık ama tecrübemizle o genç ve dinamik takımı mağlup etmeyi başardık.

İsmail Ar: Onlara oranla çok daha tecrübeli bir takıma sahibiz. Rakipten böyle bir performans beklemiyorduk. Bizi zorlama ihtimalleri olabileceğinin farkındaydık ama son dakikalara kadar tek baskette kalacak deseler inanmazdım maçtan önce. İtalya çok büyük bir sertlikle maça başladı. Hakemler de buna müsaade etti. Biz ise onlara karşı bu savunma sertliğini parkeye yansıtamadık. Belki de yeterince motive olmamıştık; karşıda genç isimler olduğu için rehavete kapıldık.

Özgür Gürbulak: Antrenörlerimiz de ben de sürekli çocukları uyardık ve sonrasında tecrübemizle zor da olsa kazandık. Şunu da eklemek gerek, ilerisi için umut verici bir takım olmuş İtalya.

Ferit Gümüş: Ben 36 yaşındayım, 14 yaşında basketbola başladım. 22 senedir basketbol oynuyorum. 14 Türkiye Şampiyonluğum, 5 tane kıtalar arası, 5 tane Avrupa Şampiyonluğum; milli takımla da dünya üçüncülüğüm var. Yani çok önemli ve stresli maçlar oynadım. Son saniyelerdeki serbest atışta da hiçbir şekilde bir gerilim yaşamadım. Çok rahattım ve ikide iki atma niyetiyle gittim o atışlara. Faul atışlarıma da güvenen biriyim, yüzdem fena değildir. Tabii o noktada bir ağırlık çöküyor üstünüze ama ben yine de rahat attım.

İsmail Ar: Tecrübeyle kazandık, İspanya’nın başına gelen bizim başımızda gelmedi. O maçın ardından şampiyon olacağımızı hissettim çünkü bu maçı atlattıysak her maçı atlatırız diye düşündüm.


Yarı Final – Kaptanın İmzası: “Özgür Abi inanılmaz bir top oynadı o maçta”


Cem Gezinci: Eleme maçları çok zor geçer. Her zaman böyledir. Almanlarla grupta 20 sayı fark oldu, Almanlar yenemediklerini anlayınca rölantiye almak istediler. Biz de diş göstermeye çalışıp daha da üstlerine gittik ve farkı 40 sayılara kadar çıkarttık. 50’ye 60’a giderdi grupta biraz daha üzerlerine gitsek.

İsmail Ar: Almanya’nın genelde turnuvaların grup aşamalarını pek sallamayıp çapraz maçlarından itibaren seviye atladığını biliyorduk. Bu yüzden İspanya’yı yenmeleri, bizimle kafa kafaya oynamaları sürpriz değildi.

Ferit Gümüş: Grup maçlarında çok iyi oynadım, sayı yükünü çektim. Ancak çeyrek final maçlarından sonra, İstanbul’da geçirdiğim rahatsızlık nüksetti. Yarı final öncesinde mide rahatsızlığı yaşadım. Sabah dörde kadar istifra ettim, ciddi şekilde hastalandım ve ertesi gün maçtan üç saat önce hastaneye gidip serum yemek zorunda kaldım. Oynayamayacağım için de gözlerim doldu, tek başıma ağladım o gece odamda. Ama sayın doktorumuz Nevin Ergün sağ olsun başımızdaydı her zaman. “Nevin hocam lütfen beni bir şekilde oynatın” dedim. O da beni hemen hastaneye götürdü, kontrol sonrası serum taktık. Biraz kendime geldim ve bir şekilde oynadım.

Özgür Gürbulak: Ferit’in midesinde bir problem vardı, hastanede serum yedi. Hastalık her zaman önemli ama sağlık kurulu başkanımız ilgilendiler ve çabuk toparladı kendisini. Aramıza hızlıca döndü. Yine de bir kişi, iki kişi önemli değil; oraya 12 kişi gidiyoruz ben de oynamasam çıkıp başka biri oynayabilir.

Ferit Gümüş: Gerçekten çok sıvı kaybım oldu ve halsiz düştüğüm için de epey etkilendim. Ama Özgür ve diğer takım arkadaşlarım çok iyi katkı verip benim açığımı kapattılar.

İsmail Ar: Özgür Abi inanılmaz bir top oynadı o maçta. Asistleriyle olsun, kendi attığı basketlerle olsun tartışılmaz bir etki yaptı.

Ben maç seçmem. Benim için kolay maç yok, her maç zor – Özgür Gürbulak

Özgür Gürbulak: Ben maç seçmem. Benim için kolay maç yok, her maç zor. Takım kaptanı olarak çocuklara da bunu aşılamaya çalıştım, “Grupta 40 fark attık belki ama bugün İtalya maçımızı izlediler ve cesaretlendiler, bunu bilin ona göre çıkın sahaya” dedim. Biraz hakem faktörü de ön plana çıktı o maçta. Ben açıkçası böyle kafa kafaya giden stresli maçları daha çok seviyorum. Bende geri vites olmadığı için bu tür maçlar daha iyi oluyor benim için.

Ferit Gümüş: Özgür her zamanki gibi çok üst düzeydeydi ama diğer arkadaşlarımın da desteği çok önemliydi. Eğer onlar bu katkıyı yapmasaydı, gerçekten şampiyonluğumuz zor görünüyordu.

İsmail Ar: Kişisel performansımdan bahsetmem gerekirse grup maçında da çok rahat sayılar bulmuştum onlara karşı. Yarı finalde önlem almışlardı, pivotlarını pota altında benim atacağım kolay basketlere karşı sabit tuttular. Başlarda birkaç tane kolay basket kaçırdım. Moralim düşmeye başladı. Kolay görünüyor ama her atışınızda şutunuzu tehdit eden bir savunmacı var. Daha sonra birkaç tane atınca açıldım ben de.

Cem Gezinci: Yarı final maçına kötü başladık, Almanlar hep iki sayı, dört sayı, altı sayı önde bitirdiler. Ama son dakikalarda kaptanımız Özgür sahne alması gereken yerde sorumluluk aldı. Çok zor şutlar sokarak takımımızı galibiyete taşımayı başardı.

İsmail Ar: O maçın son saniyelerinde kenardaydım, artık bench’te duramıyordum. Tünele kaçtım. İzlemek istemiyordum. Rio’da da benzer bir şey yapmak istemiştim ama oyuna girme ihtimalim olduğu için kaçamamıştım. Aklıma kötü bir şey getirdiğimde mutlaka onun başıma geldiğini düşünürüm. Bu yüzden tünelde kulaklarımı kapatıp olumlu-olumsuz hiçbir şey düşünmek istemedim.

Cem Gezinci: Salon Ferit Gümüş için hiç uygun değildi. Gözlük kullanıyor, salonun ışıkları biraz loş olunca o da bunun sıkıntısını yaşadı. Ama kalitesini konuşturdu kritik yerlerde attığı bir şutla.

İsmail Ar: Son bölümü kulaklarımı kapatıp bekledim, son saniyelerde Kaan (Dalay) kaçan serbest atışın ribaundunu almış, hiçbirinden haberim yok, soyunma odasında anlattılar sonra. Kaan, koç’a ‘Hocam ben burada durayım top buraya düşer ben ribaundu alırım’ demiş ama çok alakasız bir nokta hakikaten. Altını çize çize söylemiş hocaya geriye dönmeyip burada bekleyeyim diye, sonunda da üçlüğün orada dururken ribaundu almış. O maçı kaybetseydik takım olarak çok büyük bir hayal kırıklığı yaşardık.


Final – “Kupayı alamasaydık ben Milli Takım’ı bırakacaktım”


Cem Gezinci: Ben 2010’dan beri milli takımdayım. Britanya’yla ilk olarak 2011’de grupta karşı karşıya geldik. Yine grup maçlarını iyi oynayan bir Türkiye vardı, galip gelmeyi başardık. Fakat çeyrek finalde şanssız bir Polonya maçı oynayarak turnuvaya veda etmiştik; orada da Britanya şampiyon olmuştu. 2013’te final oynadık Britanya’yla, son saniyede hücumdan yararlanamadık ve şampiyon oldular. 2015’te yine final oynadık; biz namağlup gelmiş, onlar iki kez kaybetmişti. Çok iyi başladılar maça ve baştan sona iyi oynadılar, yine bizi saf dışı bıraktılar. Ama 2015’ten bir yıl önce 2014’te Dünya Kupası’nda onları saf dışı bırakmıştık; biz grup dördüncüsüydük, Britanya grup lideriydi. Dünya Kupası’na giden biz olmuştuk. 2012 Londra’da son saniyeye kadar çok çekişmeli geçen maçta, bizi saf dışı bıraktılar çeyrek finalde. Biz orada elendik. 2016’da bu sefer üçüncülük maçında karşı karşıya geldik, şanssızlığımız yine tekrar etti son saniyede zor bir şutla maçı uzatmaya götürdüler ve uzatmada da bronz madalyayı elimizden aldılar.

İsmail Ar: Aklımızda eski maçlarımızın olmaması mümkün değildi çünkü çok büyük travmalar var. 2013’te son topu önce ben kaçırdım sonrasında Ferit Abi hücum ribaundunu alıp kaçırdı. Son altı saniyede oldu bunlar. Özgür Abi ribaundu aldı kaçırdı, sonra faul yaptılar ikide sıfır attı. Olacak iş değildi yani. Rio’yu zaten hatırlamak dahi istemiyorum. Travma vardı, kendimi motive etmek için çok sakin oynayacağımı düşündüm. Onları yendiğimiz maçları hatırlamaya çalıştım. Nasıl bir kafa yapısıyla o maçlara çıktığımı anımsamaya, o maçların videolarını izlemeye uğraştım.  Mesela Güney Kore’de bizim gruptan dördüncü çıkmamıza rağmen namağlup Britanya’yı yendiğimiz maçı izledim.

Ferit Gümüş: Aklımızda bir şüphe yoktu ama onların da buralarda ne kadar tecrübeli olduğunu biliyorduk. Onlar bizi nasıl tanıyorsa biz de onları o şekilde tanıyorduk. Bu kupayı almış, buralarda en az bizim kadar çok oynamış bir takım vardı karşımızda.

Özgür Gürbulak: Ben turnuvaları önceden yaşarım. Oraya gitmeden önce “Biz turnuvada yine final oynayacağız ama eskisi gibi olmayacak bu kez kupayı alacağız” diye söylemiştim. Sonuçta yine onlarla karşılaştık. Final öncesi genç milli takım antrenörü Kemal Okur beni aradığında ona “Bu kez diğer maçlar gibi olmayacak. Üç kez finalde kaybettik ama bu sefer kupa Türkiye’ye gelecek. Emin olun, zor olacak ama bizim olacak” dedim. Öyle de oldu sonunda.

Ferit Gümüş: Eski maçlarda, onların potansiyelini bilmemize rağmen gereken önlemi almadığımız için kendimize çok kızmıştık. Bu maçta, o kızgınlığımız ve tartışmalarımız çok işe yaradı. Son maçta yapmamız gereken ve yapmadığımız şeyleri uyguladık ve öyle kupa geldi. Rakibin kimi oyuncusu üçlük atıyor, diğeri içerden oynuyor… Bunları bilmemize rağmen gereken savunmayı yapmadık, onlara izin verdik ve bir kupa, bir de olimpiyat üçüncülüğü kaybettik. Takım olarak aramızda konuştuğumuzda, “bu kez kaybetmemeliyiz” dedik.

Özgür Gürbulak: Finale çıkarken arkadaşlara “Bunu bir finalmiş gibi düşünmeyin, buraya kadar nasıl geldiysek onun gibi oynamaya devam edin, çıkın eğlenin, sahada zevk alın” dedim.

Cem Gezinci: Bu sefer takım olarak çok kenetlenmiştik. Çok iyi başladık, baştan sona da skor olarak öndeydik. Oyun olarak Britanya karşısında bazen geri düşsek de hep skoru koruduk, önde kalmayı başardık, gelmesi gereken, bu jenerasyonun alması gereken madalya geldi. Çok mutluyuz.

İsmail Ar: Buradaki final maçında da çok sakindim ne bir bağırış ne bir çağırış… Molalara çok sakin geliyordum. Kendimi bu şekilde sakinleştirmeye çalıştım ki takım arkadaşlarım da aynı ruh hali içindelerdi.

Özgür Gürbulak: Maçın ilk bölümünde çok fazla turnike kaçırdık, pota altında basit toplarda sayı çıkaramadık. Ben iyi başlamıştım, sonra kötü toplar kullandım derken baskı oldu omzumuzda, sürekli saldırıp duruyorlardı sahada. Çok rahat atma fırsatı bulamadım. Yine de sonlarda onlar farkı azalttığında takım kaptanı olarak sorumluluk aldım. Daha önce de dediğim gibi böyle maçları daha çok seviyorum. Orada attığım beş sayıyla onların da direnci kırıldı son dakikalara girilirken.

İsmail Ar: Maçtan önce ısınırken İngiliz taraftarların oturduğu bölümde orta yaşlı bir hanım bayrağını alıp bana doğru 4-0 işareti yaptı. Büyük ihtimalle kaybettiğimiz madalya maçlarıyla ilgili bir takılmaydı. Ne zaman o tarafa doğru gitsem bu şekilde beni tahrik etmeye çalıştı. Özgür Abi de bunu gördü ve bana ‘Hiç takılma biz onlara maçtan sonra gerekli cevabı vermiş olacağız’ dedi. Tahminimce George Bates’in (Büyük Britanyalı basketbolcu) annesiydi o hanım. Yine de benim için çok büyük bir motivasyon oldu bu. Sinirlerimize oynamaya çalıştı biraz ama insanımızın bu tür şeylerden beslendiğini unutmuşlar herhalde.

Özgür Gürbulak: İsmail bana “Abi bakar mısın ya şuraya” dedi maçtan önce ısınırken. “Boşver başkalarını, sen kendi işine bak. Maç bitince de bir şey yapma. Bu sefer kazanacağız, onlar istediklerini yapsınlar. Sen bunu sahaya hırs olarak yansıt, onlar psikolojik oynamaya çalışıyorlar. Senin tribünle işin yok, sahaya odaklan” dedim İsmail’e. Maçtan sonra yine bir sohbet oldu “Abi ben şimdi ona 4-0 yapacağım” dedi, ben de “Gerek yok biz kupayı aldık, onlar ne yaparlarsa yapsınlar artık. Şimdi utanırlar yüzümüze bakamazlar zaten” dedim. Sağ olsun o da beni kırmadı, haklısın, dedi böylece geçiştirdik o konuyu da.

İsmail Ar: Maçtan sonra çıkışta denk geldi, gözlerimin içine baktı mahcup bir tavırla benim bir şeyler söyleyeceğimi düşünerek ama ben hiçbir tepki vermeden kafamı eğip gittim. Cevap vermek bize yakışmazdı. Maç içinde olan şeyler bunlar ama bizi çok motive etmişti. İngilizler hariç bütün seyirciler bizi tutuyordu. Yıllardır şampiyonluğu hak ettiğimizi herkes söylüyordu.


Kutlamalar ve Dönüş Yolu: “Bu ilgisizliği hak etmediğimizi düşünüyorum”


Özgür Gürbulak: Bu sene de zaten kupayı alamasaydık ben Milli Takım’ı bırakacaktım. Aslında ben bu şampiyonada da olmayacaktım.  Olimpiyatlardan sonra Milli Takım’ı bırakmayı düşünüyordum. Spor bakanımız, federasyon başkanımız, yöneticiler, sporcu arkadaşlarımız sağ olsunlar beni devam etmeye ikna ettiler. Takıma da “Kaybedersek bırakacağım, ona göre oynayın” dedim. Üç kere finalden dönüyorsun, Olimpiyat’ta elindeki maçı veriyorsun. Saçma sapan hatalar yüzünden 110 saniyede bronz madalyayı kaybediyorsun. Bu sefer de olmasaydı bırakacaktım artık ama neyse ki böyle bir durum olmadı. Kupanın ardından artık zirvede bırakabilirim diye şaka da yaptım arkadaşlarıma ama onlar “Son bir Olimpiyat daha gör, Tokyo’ya kadar oyna” diyorlar, bakalım nasip.

İsmail Ar: Maç bittiği anda önce bir rahatlama oldu tabii, yılların şanssızlığını kırmıştık. İnanılmaz bir mutluluk ama dışarıya yansıtamıyorsun, nedendir bilemiyorum. Herkes aynı durumdaydı. O sevinci yaşayamadık, sadece bir rahatlama geldi üzerimize. Otel yolunda anca kutlamaya başlayabildik.

Cem Gezinci: Coşkuyu da millet olarak en tepede yaşıyoruz. İngiltere, Almanya, bakın diğer ülkelere… Kazandıklarında izliyorum onları, sevinmeyi bilmiyorlar ya! Biz kazandığımızda coşku büyük oluyor. Biz başkayız onlardan, en güzel sevinçler bizim.

İsmail Ar: Otele geldiğimizde dışarıdaki animasyon bölümünde bizi We are the Champions şarkısıyla karşıladılar. Ki bizim otelimizde kalan diğer tüm turistler İngiliz’di; bizi ayakta alkışladılar ve sahneye aldılar. Hep beraber o şarkıyı söyledik. İnanılmaz bir duyguydu. Elbette Türkiye’ye dönüşte havalimanında ailelerimizin ve birçok vatandaşımızın bizi karşılaması çok duygusaldı, orada şampiyon olduğumuzu anladık.

Cem Gezinci: O gece saat 3’teydi uçak, iki-üç saat otelde geçirdik ve yolculuk başladı.

İsmail Ar: Dönüş yolculuğunu hiç hatırlamıyorum. Maçtan sonra otele döndüğümüzde hazırlanmak için 2-3 saatimiz vardı. Tenerife-Madrid arasında sürekli uyuduk. Daha sonra bavulları nasıl taşıdığımızı falan dert etmedik, aynı şekilde hallettik.

Cem Gezinci: Ertesi gün akşam 19.30’da İstanbul’da olduk, o saate kadar kimse uyumadı. Herkes şen şakrak kupayı konuşuyordu. O yolculuk çok uzun geçti ama çok da güzel geçti.

Özgür Gürbulak: Seneye Hamburg’taki Dünya Kupası’nda da umarım istediğimizi alırız. Bu kupa, takımın kafasını da rahatlatacak bence. Hep finaller oynayıp kaybedince bir moral bozukluğu oluyordu hâliyle. Şimdi insanlar enerji doldu. Arkadaşlar İstanbul’a döndüğünde Cem mesela bana sesli mesaj yollamış “Kaptan şaka gibi, inanabiliyor musun biz şampiyonuz” şeklinde. Whatsapp grubunda hâlâ “Farkında mısınız arkadaşlar biz şampiyonuz” yazanlar var. Hak ettiğimiz bu zaferle herkes çok mutlu oldu. Turnuva sonrası ben kardeşimin yanına Şili’ye uçtum ama dönüş yolunda birbirini çimdikleyenler bile olmuş gerçek mi tüm bu olanlar diye.

Cem Gezinci: Bir tarafında bayrak, bir tarafında silahla nöbet tutan askerlerimize, şehitlerimize, şehit ailelerimize gelsin bu kupa. Bunu her yerde söylüyoruz. Hepinizi çok seviyoruz.

Ferit Gümüş: Bize kimse ülke olarak gereken ilgiyi göstermiyor. Giderken de bundan önce de eski başarılarda da…Şu anda bile gözlerim doluyor. Bu ilgisizliği ve basit geçiştirilmeyi hak etmediğimizi düşünüyorum. Biz orada çok büyük mücadeleler verdik. Namağlup şampiyon olduk. Bunun karşılığı sosyal medyada, birkaç yerde bu şampiyonluğun basitçe kutlanması değil. Bence çok önemli bir konu var; radyo ve televizyon kuruluşlarının, bizim bu namağlup başarımızı yansıtmada çok basit kaldığını gördüm. Bir sürü gereksiz program varken bunun haber olarak bile çıkmaması çok üzücü. Bir vatandaş olarak, medyamızın geldiği durum beni üzüyor. Biz gereksiz pohpohlanma peşinde değiliz. Zaten hayat felsefemizde de bu yok. Sadece başarı kazanan herkes, hak ettiği gibi medyada yer almalı. Spor yapmayan, buraya yönlenebilecek birçok kişinin bunu görüp ilham alma ihtimali var. Bunlar olmadığı sürece, bizim sporda gelişmemiz çok zor. Bu konuda her sene daha da kötüye gittiğimizi düşünüyorum ve buradaki en büyük payın da medyaya ait olduğuna inanıyorum.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler