Aralık 2016, Dergi, Yorum

KARLAR DÜŞER

"Kış geliyor", futbol için eskisi kadar korkunç bir cümle değil. Ama soğuk havalar, Sibirya'dan Türkiye'ye farklı bir kültürün habercisi.
during the game at Arrowhead Stadium on December 22, 2013 in Kansas City, Missouri.

Futbolun emsalsiz yanlarından biri, dört mevsim yedi iklimde yapılan bir açık hava sporu olmasıdır. Ligin ‘uzun bir maraton olmasının’ bir hikmeti de ‘kahramanların’ diyar diyar, mevsim mevsim gezmesidir. Sıcaktan bunalmak da vardır, evvel baharın gönül baygınlığı, sonbaharın dinç serinliği de vardır, kar boran altında topu iki adım götürmek için didinmek de vardır bu macerada. Ev sahibinin yüksek-alçak rakım avantajı gibi, soğuk memleket avantajı da vardır.

Vardı, demek lazım aslında. Çünkü küresel ısınma, gitgide mevsimleri düzlüyor. Kış gibi
kış, pek olmuyor artık; sonbahardan bozma bir yalan rüzgâr, gelgeç bir kirli kar, hepsi o. Küresel ısınmanın müsebbibi olan endüstrinin futbol kolu da alttan ısıtmalı sahalar ve tamamı kapalı, kış bahçesi konforuna sahip statlarla, soğuğu mağlup ediyor. Televizyona maç yetiştirme tazyikinin de etkisi var bu gelişmelerde. Aman, maçsız gün kalmasın. Eskiden, İngiltere ve Portekiz dışında bütün Avrupa ligleri, sezon arasında uzun sömestir tatiline girerlerdi. Takımlar, zemherinin beli kırılıncaya dek kışlaklarına çekilirlerdi. Zamanımızın fikstürleri, kışın dibi olan Ocak-Şubat’ı boş geçmiyor, geçemiyor. Süper Lig’imiz mesela, bu sezon 26 Aralık’tan 15 Ocak’a bir sömestir arası verecek sadece, milli maç arasından hallice.

Velhasıl, Game of Thrones’un sloganlaşmış “Winter is coming” (Kış geliyor) ihtarının, futbolda artık fazla hükmü kalmadı. Kış geliyormuş… Kimse bundan ürpermiyor.

Abartıyorum tabii biraz. İyi kötü bir kış, yine de vardır. Kırk yılın sırtı bile olsa, termometrenin cıvasını aşağı ittiren, kar indiren havalar da oluyor bazen. Isı eksiye düştükçe sporculardan da normal performans beklenemez; kaslar soğur, hareketler ağırlaşır. Socrates’in elinizdeki sayısında da konu edilen 1992’deki Galatasaray- Werder Bremen maçında Iosif Rotariu’nun çizgi dibinden kaçırdığı fırsatta, tabiatın bu hükmünü de düşünmeli. Her halükârda kış maçı, ekstra kontrolsüzlüklere, kazalara gebedir. Bu da futbolun önemli cazibe faktörlerinden olmasına karşılık hayli azalan ‘sonucun müphemliği’ unsurunu takviye eder. Zeminin balçıklaşması veya buz pistine dönmüş olması da buna katkıda bulunacaktır – yine azalan bir ihtimal!

Spor hekimleri, kışın futbolculara vitamin takviyesi öneriyorlar. Kulübede hep taze meyve bulundurmayı önerenler de var. “Oyundan çıkan oyunculara önce hemen sıcak duş aldırılmalı, sonra hepsi termal kıyafete sokulmalı” diyorlar. Zaten kulübedekiler, hareketsiz kaldıklarından, daha fazla üşürler. Onun için, termal eşofmanlarla bir nevi bomba imha uzmanı kılığına büründürülüyor, bazen huzurevi sakinleri gibi battaniyelerle örtülüyorlar.

Kışın, kızarmış ağız ve burunlarından buhar salarak koşuşturan oyuncular arasındaki meşrep farkları da ilginçtir. Zemheri zürafasıyla lahana gibi sarınıp sarmalanmış olanları aynı sahada, yan yana, karşı karşıya görebilirsiniz. Bazısı -evhamlı annesince donatılmış gibi- termal içlik, eldiven, iç donuyla zuhur eder. Böyleleri sanki iyice titrer görünürler. Bazısıysa işte, donda ayazda beyaz gömlek ceketle gezen zemheri zürafası misali, kısa kollu formayla salınır. Kısa kollu formayla siyah eldivenin kombinlendiği, kimileyin göz altına savaş boyasıyla tamamlanan bir aksiyon adamı formatı da var.

Kış maçı, taraftar için de sadakat testidir tabii. Takıma ve birbirine…

KONFEKSİYON VE ALET EDEVAT

Hatırladığım kadarıyla ilkin 1980’lerin ortalarında, Galatasaraylı Erhan Önal soğuk
bir havada maça çıkarken şort altına siyah külotlu çorap giymişti. Avrupa’da adettendi ama Türkiye’de değil. Zaten ‘Papaz’ diye takılırlardı kendisine, bu giyim tercihi de alay konusu olmuş, tabii sefil ‘karı-kız’ benzetmeleri de eksik kalmamıştı. Sonra alışıldı.

Eskiden külotlu çorap ve eldivenden ibaret olan kış konfeksiyonu hayli gelişti. Futbol modasının kışlık kreasyonunda şimdi streç fanilalar, termal içlikler var, kulak koruyucu yünlü bandanalar var, giyeni Michelin lastiklerinin boğazı dokuz boğumlu adamına benzeten boğazlıklar var.

Bir de ‘kış topu’ var tabii… Eskiden öyle bir şey yoktu. Yirmi otuz yıl öncesine kadar futbol pehlivanları yaz kış tek top bilirdi; su çekip ağırlaşmış, çamurla kirlenmiş, buz kalıbına dönmüş topları süsmek zorundaydılar. Sonra teknoloji gelişti, kışa mahsus toplar geliştirildi. O iş de gitgide inceldi. Spor Toto Süper Lig’in 11. haftasında kullanılmaya başlayacak olan ‘kış topunun’ sunumu, modacıların kış kreasyonu tanıtımlarından farklı değildi mesela. Nike tarafından tasarlanan yeni kış topu Nike Ordem 3 Football’un teknik özelliklerinin dökümü de bir teknoloji harikasıymış hissi yaratıyor: “Hareket sırasında ışıldayarak oyuncuların daha hızlı tepki verebilmesine olanak sunan Visual Power Graphic… Topa keskin ve net hareket sağlayan Aerowtrac çizgileri… 12 panelden oluşan geometrik hassasiyet… Enerjiyi depolayıp top fırlatıldığında açığa çıkmasını sağlayan basınçlı polietilen katman…”

Adeta, “Alet işler el övünür” sözünün bir versiyonu; “Top uçar futbolcu övünür” demek ister gibiler… Uzmanlar, aslında yeni kış toplarının pek de büyük bir farkı olmadığını söylüyorlar. İlk kış toplarında, ‘su toplamayı’ engellemek için farklı bir malzeme ve dikiş tekniği kullanılırmış, bugünün malzemesi ve yapıştırmalı teknolojisi ise buna gerek bırakmıyormuş.

FREIBURG IM BREISGAU, GERMANY - MARCH 07: Goalkeeper Alexander Schwolow of Freiburg stands in the snow during the Second Bundesliga match between SC Freiburg and RB Leipzig at Schwarzwald-Stadion on March 7, 2016 in Freiburg im Breisgau, Germany. (Photo by Matthias Hangst/Bongarts/Getty Images)

SİBİRYA VE ‘KIŞ FUTBOLU’

10 milyon kilometrekarelik endamıyla Türkiye’nin yaklaşık 12 katı büyüklüğündeki Sibirya, bir sürgün ve uzlet diyarı olarak bilinir. Kış uzun, çok uzun sürüyor burada; altı-yedi ay karla kaplı. Kasım-Şubat arası ortalama ısının eksi 10 ila 20 derecede seyrettiği, eksi 40’ın anormal sayılmadığı bir iklim.

Futbol diyarı değil yani burası. Çok soğuk, çok ırak, çok yaban. ‘Mesafeler’ dosyasında (Socrates 16), bir Sibirya, üstelik Doğu Sibirya takımının 2005-2008 arası Rusya Premier Ligi’nde oynamasının nasıl infiale yol açtığını yazmıştım. Luch-Energiya’yla maç oynamak için Vladivostok’a gitmek, en Batı’daki takımlar için 10 bin kilometrelik bir yolculuk demekti.

Rusya’da lig hiyerarşisinin üçüncü kademesini oluşturan 2. Lig’in bölgelere göre ayrılmış beş grubunda, Sibirya’nın Doğu’sunu kapsayan bir Doğu Grubu var. Diğer gruplarda 10-16 takım
yer alırken Doğu Grubu’nun altı takımdan ibaret bulunması, başlı başına bir mesaj veriyor bize. Bu tir tir titreyen sıska ligin takım adlarını saygıyla anmak isterim: Dynamo Barnaul, Zenit Irkutsk, Sahalin Juşno-Sahalinsk, Smena Komsomolsk- Na-Amure, Irtiş Omsk, FK Çita. Bu isimler sizde de bir toplama kampı, tundranın ortasında bir ıssız istasyon, kürklü üniformalarıyla bir inzibat bölüğü çağrışımı uyandırmıyorlar mı?

Sibirya’da ‘normal’ futbolun yanı sıra, bir de kendine özgü kış futbolu var. On yıllardır, ayrı bir lig organizasyonuyla varlığını sürdürüyor. Oyun kuralları futboldan farklı değil, sadece ‘rejim’ farklı. Kışı göğüslemeye, kışa meydan okumaya, kışla ‘maç etmeye’ dönük bir mantığı var. Zaten normal futbol kış tatiline çekildiğinde, yani Aralık-Mart arasında oynanıyor. İnadına!

Avrupa’nın en kışa alışık ülkelerinde eksi 20 derecede spor müsabakaları tatil edilirken, onlar eksi 30’a kadar oynuyorlar. Onun da altına düşerse, devam edilip edilmeyeceğine hakem karar veriyor. Aşırı yağış ve tipi

de -çok ağırlaşmadığı takdirde- bir engel sayılmıyor. Maçlar dokuzar kişilik takımlarla, 25’er dakikadan iki devre hâlinde oynanıyor. Soğuk ve tipi çok feci ise iki yerine üç devreye dönebiliyorlar. Oyuncu değişikliği, buz hokeyi veya hentboldaki gibi; habire biri girip biri çıkabiliyor. ‘En üstte’ forma olmak kaydıyla, oyuncular kat kat giyinebiliyorlar. İsterse mont, yünlü yelek olsun. Atkı veya maske de serbest. Termal içliklerin yanı sıra ısıtıcı merhemler, keçe tabanlıklar kullanıyor ya da çorabın üzerine plastik poşet sarıyorlar. Devre arasında bir ‘şat’ votkaya da kimse karışmıyor. Klasik krampon, yaralanma tehlikesi yarattığı için, kaleci hariç kesinlikle yasak. 12 ince ‘tırnaklı’, değişik ayakkabılar giyiyorlar. Saha çizgilerini kırmızı veya siyah plastik şerit çekerek belirliyorlar. Top, tabii ki sarı, turuncu veya kırmızı.

Donup zıplama kabiliyetini handiyse yitirmiş topla, buz kesmiş zeminde kaya düşe, suratları soğuktan yanar, tipi suratlarını tokatlarken, bazen bir şey göremeden, tamamen sezgilerine güvenerek futbol oynamaktan cehennemî bir zevk aldığını anlatıyorlar, kış liginin topçuları.

Getafe CF V Levante UD - La Liga

FİNLANDİYA’DA MUTLU BIR KENYALI

2012 Ekim’inde The Observer, Brezilyalı futbolcu Clayton Soares do Nascimento’nun Faroe Adaları’ndaki kariyerini haber yapmıştı. İki bakımdan ‘haber’di bu. Birincisi, Brezilya’nın futbolcu ihracatçılığının sınır tanımazlığını anlatıyordu. İkincisi, 33 yaşındaki topçunun Rio’nun güneşinden Faroe Adaları’nın soğuğuna ‘düşmesinin’ bir haber değeri vardı. The Observer, Finlandiya’da FC Lahti’de ‘görev yapan’, biri 28 diğeri 33 yaşında iki Brezilyalıyı da tanıtmıştı. 1997’de HJK’ya transfer olan Rodrigo adlı bir memleketlilerinin, onlara bu yolu açtığını söylüyorlardı. Aynı yıl, justfootball.com’da da 19 yaşındaki bir Ganalının Faroe Adaları liginde oynaması, ‘haber’ olmuştu.

2012’den beri beş sene geçti geçmedi, ‘globalleşme’ öylesine aldı yürüdü ki böyle bilgiler ‘haber’ olmaktan çıktı. Sıcak iklimlerden gelenlerin karda buzda istihdamı, artık vukuat-ı adiyeden.

İskandinav soğuğuna Finlandiya’dan örnek vereyim. Faroe ve İzlanda’da kış ortalaması eksi 3, İsveç-Norveç’te eksi 4 iken, Finlandiya’da eksi 12-14’tür. İşte bu Finlandiya’nın üst liginin 12 takımında altı Brezilyalı, bir Arjantinli, üç Karayipli oynuyor. Afrika’dan ise -10’u Nijerya’dan olmak üzere- tam 30 oyuncu var. Birer de Yeni Zelandalı ve Kıbrıslı ilave edin. Transfer piyasası, enlem boylam dinlemiyor.

Finlandiya demişken… Biliyorsunuz İskandinav ligleri baharda yazda oynanıyor, Kasım’a kadar işlerini bitiriyor, sonra Mart’a kadar kışlıyorlar. Finlandiya Ligi, Kasım’a da kalmadan, Ekim’in son haftası sona erdi ve futbol romantiklerinin seveceği türden bir şampiyon çıkardı: IFK Mariehamn. 2005’e kadar alt kümelerde yer almış bu garibanlar, tarihlerindeki ilk şampiyonluğa ulaştı. Mariehamn, çoğunlukla İsveççe konuşulan ve politik özerkliği olan 30 bin nüfuslu Aland Adası’nın takımı. Nispeten ılık burası, kış ortalaması eksi 3 dereceden ibaret. Takımın 4300 kişilik bir ‘statçığı’ var ve taraftarlar bütün deplasmanlara feribotla gidiyorlar. Şampiyon takımın kadrosunda iki Kenyalı, bir de Jamaikalının yer aldığını söylemeden de olmaz! Kenyalılardan Amos Ekhalie, ta 2007 başında Mariehamn’a gelmiş, arada bir buçuk sezon başka Fin takımlarına, yarım sezon da İsveç’e kiralık verilmiş, o zamandır orada; “Kenya’da doğdu / Aland’lı oldu / Amos Ekhalie – Amos Ekhalie!..”

*Tanıl Bora’nın bu yazısı, Socrates‘in Aralık 2016 sayısında yayımlanmıştır. Bütün sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.