Aralık 2016, Dergi, Gündem

Mozart

Dünya satranç şampiyonlarından Magnus Carlsen, ‘Satrancın Mozart’ı’ olarak başladığı kariyerine artık 64 kareye sığmayan bir marka olarak devam ediyor.
World Champion Plays At The London Chess Classic Competition

22 Kasım 2013… Chennai’de atıldığı havuzdan zafer naraları ile çıkan sarışın genç adamın ‘Dünya Satranç Şampiyonu’ olabileceği asla akla gelmezdi. Hâlbuki o sarışın genç, yılların dünya şampiyonu Hint Vishwanathan Anand’ı 6,5-3,5 yenerek tahtından eden Norveçli Magnus Carlsen’di. Dünya ilk kez, hayranlarına teşekkür etmek için ıslak kutlama fotoğrafını Twitter’da paylaşan bir satranç şampiyonu görüyordu.

Dahi çocuk olarak ortaya çıkan ve ‘Satrancın Mozart’ı’ olarak anılan Carlsen, artık fiziği ve popülaritesiyle andırdığı Justin Bieber gibi bir ikon. Ama sorumluluğu daha ağır…

Kısa süre akıl hocalığını yapan efsanevi Garry Kasparov, satrancın popüler kültürde bir yer edinmekte zorlandığını belirtmiş ve Carlsen için “Satrancın son umudu” demişti. Carlsen, kendi yolunu çizerek satranca umut veriyor.

25 yaşındaki Norveçli, satrancın popüler kültürle buluşmasını sağlayan ilk dünya şampiyonu değil. Ancak bunun için farklı bir yol çizdiği kesin. Yarattığı imaj, medyayla ilişkileri ve oyun tarzı ile kalıplara sığmıyor ve nihayetinde, ortak bir noktada selefleriyle buluşuyor: Domine ederek kazanmak. Kasparov yaklaşık 20 yıl zirvede kaldı, 15’inde dünya şampiyonuydu. Fischer ise 1970-1972 arası rakiplerine görülmemiş şekilde hükmetti ama sadece üç yıl dünya şampiyonu kalabildi. Carlsen, Temmuz 2011’den beri aralıksız olarak dünyanın bir numarası, 28 Süper Turnuva zaferi bulunuyor ve üç yıldır dünya şampiyonu. Yaklaşık 20’şer yıl zirvede kalan Kasparov ve Karpov’un sırasıyla 38 ve 42 Süper Turnuva zaferi olduğu düşünülürse, zirvenin beş-altı yıllık ‘çiçeği burnunda’ sahibi için gidişat fena değil! Hollandalı Anish Giri hariç, elit seviyede yer alıp da aralarındaki ikili oyunlarda üstünlük sağlayamadığı kimse yok. Dünya 8 numarası Hikaru Nakamura bile, onu Yüzüklerin Efendisi’ndeki Sauron’a benzetiyor.

1972 yılında Bobby Fischer, Boris Spassky’nin ve o dönem satrancı domine eden Sovyet makinesinin ayarlarını bozarak satrancı popülerleştirmişti. Yıldız olmayı kendi tercih etmemişti. Garry Kasparov ise satrancın Michael Jordan’ıydı. Hem içindeki sönmeyen kazanma ateşi hem de zirveye giden yolunun benzerliğiyle… Kasparov, altın çağlarında IBM ve Intel gibi sponsorları dünya şampiyonluğu maçlarına çekti ve insan-bilgisayar maçlarının yanında, kurduğu vakıflarla da bir marka oldu. Ne var ki Kasparov, kazanmaya ve kazandığını pazarlamaya odaklı soğuk bir makineydi.

Dünya şampiyonlarından, elit büyük ustalardan oluşan satranç pelotonunun başını çekmesi ve birer satranç elçisi olması beklenir. Fischer, bütün Sovyet satranççılara kılıç çektiği için patron olamazdı. Kasparov, meslektaşlarını örgütleyen Lance Armstrong gibi dominant, korkulan bir patrondu. Carlsen ise daha çok Djokovic’i hatırlatıyor. Meslektaşlarını yense bile, onlarla daha çok dostane ilişkiler kuruyor.

Carlsen, Kasparov’un satrançtaki markalaşma çıtasını daha yukarıya taşıdı. Dünya şampiyonu olduktan iki ay sonra kendi isminin haklarını satın aldı. PlayMagnus, sadece şirketinin adı değil; aynı zamanda Güney Sudan ve Kuzey Kore hariç dünyadaki her ülkede milyonlarca kullanıcısı olan bir akıllı telefon uygulaması. Bu uygulama vasıtasıyla, Magnus’un beş yaşından itibaren farklı yaşlardaki hâlleriyle satranç oynamak mümkün. Ayrıca, yeni eklenen ve satranç öğretmeyi amaçlayan Magnus Trainer adlı bir uygulama da var. Diğer sponsorlarının yanında, 2010’dan itibaren yüzü olduğu G-Star Raw’un etkinliklerinde Liv Tyler, Gemma Arterton, Lily Cole gibi isimlerle göründü. Yakışıklı ve karizmatik. Satrançla ilgili önyargıları yıkan bir imaj yarattığı için, Cosmopolitan dergisi tarafından 2013 yılının en seksi erkeği seçildi, TIME dergisi, onu dünyadaki en etkin 100 insan arasında gösterdi. Çeşitli reklam filmlerinde oynadı ve hayatını anlatan Magnus adlı bir belgesel çekildi. Bill Gates’i 10 hamlede mat ettiği program, YouTube’da üç milyon izlenmeye ulaştı. Doğum günü vesilesiyle, fanatik taraftarı olduğu Real Madrid’in Santiago Bernabeu’da oynadığı Celta Vigo maçında başlama vuruşunu yaptı. Norveç’te hâlihazırda bir satranç çılgınlığı vardı. Carlsen de ülkesinin satranca ilgisini karşılıksız bırakmadı. Attığı her adım takip ediliyor. Geçtiğimiz Ağustos’ta Bakü’de oynanan ve satrançtaki en önemli ulusal takım turnuvası olan Satranç Olimpiyatı’nda, takımını tarihi bir beşinciliğe taşıdı.

magnus-carlsen

Magnus Carlsen, ne Kasparov kadar ulaşılmaz ne de Fischer kadar gizemli. Fischer, yıllar boyu dünyanın her yerinde hep aynı soruların sorulmasına tahammül edecek bir karakter değildi. Kasparov’un cevapları hep hazırdı. Carlsen ise medya karşısında rahat, doğal ve orijinal. Örneğin, bir söyleşisindeki “Hangi hayvan olmak isterdin?” sorusuna “Timsah” cevabını verdi. Sebebini ise şöyle açıkladı: “İyi bir hayat yaşıyor gibi. Bir timsah sadece yatar ve dinlenir, bir yandan da -neredeyse- diğer tüm hayvanları öldürebilir.”

Carlsen’in timsah tercihi tesadüf değil. Oyun tarzı da tıpkı bir timsah gibi; sabırla rakiplerinin hata yapmasını beklemeye dayalı. Eşit görünen durumlarda rakibinin mental ve fiziksel sınırlarını zorluyor. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” kabilinden müthiş kondisyonuyla, uzun süren oyunlarda rakiplerinin direncini kırıyor. 20’lerin yenilmez Kübalısı Capablanca, 50’lerin taş değişme üstadı Smyslov ve 70-80’lerin Karpov’u gibi bir oyun sonu virtüözü. Fischer gibi az hata yapıyor ve rakiplerinin yanlışlarını acımasızca değerlendiriyor. Ama oyununda bariz bir zayıflık yok.

Carlsen’i farklı kılan da satranç öğrenmenin ve satrançta ustalaşmanın kitap ve dergilerden bilgisayar ve internete kaydığı bir dönemde, satranç tarihine ve kitaplara verdiği önem. Zamanın ruhunu yakalarken satranç geleneklerine de bağlı kalıyor. Mükemmel hafızası ve engin satranç kültürünü 2015 Tata Çelik Turnuvası’nda (internetten canlı yayınlanmıştı) göstermiş ve devam eden bir oyundan yola çıkarak, o açılışın farklı dönemlerde nasıl oynandığını anlatmıştı.

Magnus Carlsen, kendine has imajı ile satrancı popülerleştirmeye, kazanmaya ve satrancın son umudu olmayı sürdürüyor. Ve görünen o ki bu misyonuna, uzun bir süre daha devam edecek.

*Bu yazı, Socrates‘in Aralık 2016 sayısında yayımlandı. Tüm sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız.