Aralık 2016, Dergi, Gündem

İspat

Nora Mörk, kariyeri boyunca önemli sakatlıklar yaşadı ama pes etmedi. Norveç formasıyla bir kez daha Avrupa şampiyonu olan henbolcuyla konuşuk.

Nora Mörk 25 yaşında. Avrupa ve Dünya Şampiyonu, olimpiyat bronz madalyası var. Herhangi bir spora başladığınızda size 25 yaşındayken bunlara sahip olacağınızı söyleseler, sanıyorum itirazda bulunmadan kabul edersiniz. Nora ise buraya gelmek için tahmin edemeyeceğiniz kadar uğraştı.

Nora Mörk, Norveç’in alt yaş milli takımlarının en yetenekli oyuncularından biriydi. Önce gençlerde Avrupa, sonra da Dünya Şampiyonu olan kadroda yer aldı, tüm turnuvaların değerli oyuncularından biri oldu. Onu ve o yaş grubundaki istatistiklerini gören herhangi bir insanın gelişimini merak etmeme şansı yoktu. Patlama yaptığı sezonun ertesinde, rutin bir lig maçında diz bağlarından sakatlandı.

Döndü, yeniden sakatlandı, sonra yeniden… Örneklerine çok rastladığımız sakatlığa kurban giden bir yüksek potansiyel olmasına ramak kalmıştı. Ama o döndü…

“Geri dönebilmiş olmaktan gurur duyuyorum. Neredeyse iki senem çöpe gitti. Kariyerimin iki senesi… Bu iki sene, sadece sporu ve hentbolu ne kadar sevdiğimi anlamama yol açtı diyebilirim. Bazen hayatın ne kadar değerli olduğunu anlamanız için böyle bir şey gerekir.”

Tedaviler, ameliyatlar ve rehabilitasyonlar… Nora için kariyerine devam etmek, adeta dağılmış bir dizle çok kolay değildi. Ama o, zor yolu seçti. Peki, hiç bırakmayı düşündü mü?
“Hayır, asla bırakmayı düşünmedim. Bırakmaktan başka çarem kalmayacağını düşündüğüm oldu ama. Çünkü dizlerim daha fazlasını kaldıramayacak gibiydi…”

Vücudunuz elvermediğinde bir şeyleri ispat etmeniz gerekir; etrafınızdakilere değil, kendinize. Devam etmek neredeyse imkânsızdır; çünkü normal şartlar altında rutin gözüken bir hareketi yaparken bile “Acaba bir yerlerim kopar mı?” korkusu içinizdedir. O acı ânını tekrar yaşamak istemezsiniz. Hele ki birkaç kez yaşamışsanız.

“Bana ‘Bırak artık, dur’ diyen çok fazla insan oldu. Onlara iyi olduğumu, yapabileceğimi söylüyordum ama emin değildim. Sadece bir şeyler kanıtlamak istiyordum. Hentbola geri dönmek sadece etrafımdakilere bir şeyler ispatlamak değildi benim için, kendime olan güvenimi tazelemekti.”

Ve döndü… Dönmek kolay değildir. Bıraktığınız yer değildir döndüğünüz yer; yeniden başladığınız, hâlihazırda kafanızda kötü anıları canlandırdığınız ve onlarca şeyin üstünden geçtiğiniz bir hatıralar bütünüdür aslında. İşte o anıları silmek gerekir, yoksa dönmek mümkün değildir.

“Sosyal medya… Evet, fazlaca kullandım. İnsanların bana bu kadar kolay ulaşmasının geri dönerken problem olabileceğini düşündüm ve her şeyi kapattım. Daha fazla antrenman gerekiyordu, daha fazla zaman harcamam gerekiyordu, unutmak gerekiyordu ayrıca… Zamanımı buna ayıramazdım.”

Anıları silmek bazen uzaklaşmaktır. Nora’yı Nora yapan Norveç Milli Takımı’ydı; önce gençlerde, sonra A takımda gösterdiği performanslardı onu zirveye çıkaran. Şimdi ise Macaristan’da, sakatlık sonrası geri döndüğü kendi liginden uzakta, İskandinav hentboluna alışmış birinin garipseyebileceği Györ’de forma giyiyor. Adapte olmak ise ona göre çok zor değil.

“Çok farklı sayılmaz. Belki biraz dil problemi var ama anlaşabiliyoruz. Norveç’te ağırlık antrenmanı yaparsınız, salonda çalışırsınız, kendi başınıza bolca zaman geçirirsiniz. Yalnızsınızdır. Burada ise insanlarla, takım arkadaşlarımla birlikteyim. Beraberce ve topla daha fazla antrenman yapma fırsatım oluyor.

Fiziksel gücü kenara bırakacak olursak, sürekli takım hâlinde çalışıyoruz, bu da bana iyi geliyor.”
Geri dönmek tek kişilik bir iş değildir. Bıraktığınız yerde aynı insanları bulmanız dönüşünüzü kolaylaştırır. Kulüp veya milli takım, fark etmez… Nora Mörk döndüğündeyse milli takımdaki arkadaşları ve antrenörü Thorir Hergeirsson onu bekliyordu. Derhâl takıma girdi; hatta önce Avrupa, sonra da Dünya Şampiyonluğu kazandı. 2016 Rio Olimpiyat Oyunları, onun 25 yaşında kariyerini tamamlaması anlamına geliyordu ama olmadı.

“Bronz tabii ki hoş değildi. Biz finale aittik, Norveç her zaman finale aittir… Madalya tabii ki güzel, sonuçta herhangi bir şey almadan da ayrılabilirdik oradan. Ancak yarı finaldeki hâlimizi düşünmek içimi acıtıyor. O kadar şeyden sonra… Daha iyi oynayabilirdik. En değerli oyuncu olmak falan mühim değil, keşke altın madalya alabilseydim. Tokyo’ya gitmek istiyorum. Bu kadar şeyin üstesinden geldikten sonra dört sene daha bekleyip yeniden denemek istiyorum. Bu benim tek eksiğim. Tabii ki Şampiyonlar Ligi de var, kazanabildiğim kadar kazanmak istiyorum. Sonuçta 8-10 sene daha oynayabileceğim bir kariyer var önümde. Ama altını hak etmiştim. Etmiştik…”

Nora Mörk 25 yaşında, kendini bildiğinden beri hentbol oynuyor. Dünya, Avrupa ve sayamayacağım daha birkaç kupa şampiyonu… Sakatlıktan döndüğünden beri hentbol hayatında daha fazla yere sahip. Oynamadığı zamanlarda Erkekler Hentbol Şampiyonlar Ligi’ni izliyor; favorileri ise Barcelona ve Veszprem. Kısacası, hayatı hentbol. Çocukluğundan beri böyle…

Nora’ya göre hentbol değişiyor, daha fazla para işin içine giriyor. Ama onun için her şey aynı. Hentbol, onun en sevdiği spor olmaya devam edecek; uğruna diz bağlarını sakatladığı, belki de yürüyebilmeyi riske atıp geri döndüğü ve yeniden zirveye çıktığı… Her şeye rağmen.

*Bu yazı ilk olarak Socrates‘in Aralık 2016 sayısında yayımlanmıştır. Bütün sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.