Gündem, Yorum

Gelecek Geçmişte Kaldı

Kevin Garnett'in 21 yıllık görkemli kariyeri pek çok şeyi gösteriyor. Ama en çok da şunu: NBA'de her şey mümkün ve hiçbir şey kolay değil.
kevin-garnett-boston

Modern spor edebiyatının temelini oluşturan cümlelerden biri, şaşırtıcı şekilde Samuel Beckett’a ait: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” Haddinden fazla kullanıldığı için bugünlerde kocaman bir klişeye dönüşen ve Aras Yetiş’in tabiriyle Beckett’ı İrlandalı ünlü bir yazar olmanın yanında bir de tattoo artist‘e dönüştüren bu söz, kendine hemen her dilde ve mecrada yer bulur: Bazen bir dövme olarak kazınmış hâlde Stan Wawrinka’nın kolunda, bazen de favori spor yazarınızın yıkıcı bir mağlubiyeti anlattığı satırlarda…

Meşhur cümlenin devamı da genelde benzer şekillerde gelir. Ortada çok dürüst ve görkemli şekilde mücadele ettiğine inanılan bir takım ya da sporcu vardır ve kaybetmiştir. Yazar, daha önce binlerce kez yürünmüş bir yoldan gider ve tesellisine Beckett alıntısını koyduktan sonra gelecek yılları işaret eder. Her zaman bir gelecek vardır ve kaybetmek çoğu zaman bir son değildir. Gelecek sene, yine aynı şartlarda, kazanan siz olabilirsiniz. Yarın, bugünden daha iyi olacaktır. Yani, kağıt üzerinde. Genelde işin şurası hiç düşünülmez. Ya gelecek sene yoksa, ya film burada bittiyse? Onu nereden anlayacağız ve ne yapacağız?

ABD’li spor yazarı Bill Simmons, iki sene önce kaleme aldığı bir NBA yazısında aynı sorunun peşinde gidiyordu. Simmons, yazısının açılışını Hidayet Türkoğlu’nun da forma giydiği 2002 Sacremento Kings ile yapıyordu. Naklettiği anı, Türkiye’de bir hayli acı hatıralarla anımsanan bir güne, 2002 Batı Finali yedinci maçına aitti. Robert Horry’nin dördüncü maçın son saniyesinde soktuğu üçlükle seyri değişen ve yedinci maçta, uzatmalarda Los Angeles Lakers’a giden serinin o günlerde Sacremento için nasıl bir kırılma noktası olduğunun kimse farkında değildir. Yedinci maçtan sonra takım çalışanları kendi arasında muhabbet etmektedir. Birbirlerine bunun henüz başlangıç olduğunu, böyle kaybetmeden kazanmanın öğrenilmeyeceğini ve büyük bir yolculuğun daha girişinde olduklarını hatırlatırlar. Şık bir tesellidir bu. O sırada onları işiten patronları ise farklı fikirdedir. Aniden muhabbete dalar ve şöyle der: “Peki ya bu bizim son şansımızsa?”

LOS ANGELES, CA - MARCH 09: Kevin Garnett #21 of the Minnesota Timberwolves stands during the singing of the national anthem before the game with the Los Angeles Clippers at Staples Center on March 9, 2015 in Los Angeles, California. NOTE TO USER: User expressly acknowledges and agrees that, by downloading and or using this photograph, User is consenting to the terms and conditions of the Getty Images License Agreement. (Photo by Stephen Dunn/Getty Images)
Kevin Garnett’in ligdeki ilk döneminde Sports Illustrated dergisinde çıkan bir yazı var. Başlığı: “Oyunu Değiştiren Çocuk.” Bu klasik bir abartma değildir, gerçekten de birçok açıdan yerinde bir saptamadır. Patrick Ewing, Hakeem Olajuwon gibi uzunların boyalı alanın yıldızları oldukları o dönemde ligin parçası olan 19 yaşındaki bu çocuk, fiziğiyle ve sahaya koyduklarıyla bir değişimin sembolüydü. Garnett, pivot oynamak istemediği için boyunu her zaman daha kısa söylemesine rağmen, 2.11 boyundaydı ve topu yere vurup tüm sahayı geçtikten sonra pozisyonu smaçla bitirebilecek bir yeteneğe ve fiziksel kapasiteye sahipti. İlk sezonunda zorlanmıştı ama ikinci yılından itibaren potansiyelini parkeye yansıtmaya başlamıştı. Kısa sürede büyük bir yıldız olacağı anlaşılmıştı ve bunun karşılığında da NBA tarihinin en büyük kontratlarından biriyle ödüllendirilmişti. Onu seçen ve üzerine bir takım kuran Minnesota Timberwolves, Garnett’e 6 yıl karşılığında 126 milyon dolar vermişti.

Garnett’in sadece yeteneği, fiziği ve potansiyeli değil, bu kontratı da NBA çevrelerinde uzun yıllar konuşuldu. Takımdaki bütün yapıyı değiştiren bu ücret, iç-dış dengesi anlamında geleceğe damga vurması beklenen Garnett-Stephon Marbury ikilisinin de sonu anlamına geliyordu. Çoğu zaman son topları kullanan isim olmasına rağmen kendisine ancak 71 milyon dolar önerilmesine bozulan Marbury, takımdan ayrıldı ve başka adreslere yelken açtı. Tek sebep bu değildi elbette, başlangıçta arası çok iyi olan ikilinin bozulmasının bir başka sebebi olarak da Marbury’nin daha büyük, göz alıcı bir pazarda oynama hevesi gösteriliyordu. New York Knicks gibi. Ne olursa olsun, bu ayrılıkla birlikte Garnett’in Minnesota’daki ilk dönemdeki umutları sona erdi. İstatistiksel anlamda ligin en büyük starlarından biri olmuştu, her antrenmanda ve maçta kendini parçalayan, iş etiği ile herkesi kendine hayran örnek bir figüre dönüşmüştü ama ligdeki ilk beş sezonu geride kalırken şampiyonluk kapısı kapanmıştı. Şimdilik. Yarın yeniden açılabilirdi.

O kontrat sadece takımdaki dengeleri değil, ligi de değiştirmişti. Garnett ile aynı zamanlarda Shaquille O’Neal (120 milyon dolar) Juwon Howard (105 milyon dolar) Alonzo Mourning (101 milyon dolar) gibi isimler de devasa paralarla anlaşmalar imzalamıştı ama KG’nin kontratı bir simge oldu. Takım sahipleri isyan ediyor, salary cap’in yani NBA ekonomisinin temeli olan ücret dengesinin yeniden yapılandırılması gerektiğine inanıyordu. Bu, lig tarihindeki en büyük krizi de beraberinde getirdi. 1998-1999 sezonunda lokavt oldu, lig ancak Ocak’ta başlayabildi ve 50 maçlık normal sezonun ardından oynanan play-off’ta kazanan San Antonio Spurs oldu. Garnett’in en büyük rakibi olarak gösterilmeye başlanan Tim Duncan ligdeki ilk sezonunda ilk şampiyonluğunu almıştı ve yeni bir hanedanın müjdesini vermişti. San Antonio Spurs, Los Angeles Lakers ile birlikte 2000’lere damgasını vuracak, iki takım uzun yıllar Batı’yı hegemonyaları altına alacaktı. İşin Minnesota tarafına bakanlar ise “Gelecek” demeye hâlâ devam ediyordu, “Gelecek bir gün gelecek. Bir gün yeniden şansları olacak.” Ne zaman? Kimse bilmiyordu.

KG için ikinci şampiyonluk penceresi 2004’te açılmıştı. Lige girdiğinden beri Minnesota forması giyiyordu, takım sahibi (Glen Taylor) genel menajer (Kevin McHale) ve koç (Flip Saunders) ile yakaladığı istikrarlı düzen bir türlü başarıya kaynak olamıyordu. Garnett’in etrafı büyük oyuncularla donatılamıyordu, ona verilen kontrattan sonra takım sahibi cimri davranıyor, çevresi için yeterince harcama yapmıyordu. 2004’te bu sonunda değişti. Latrell Sprewell ve Sam Cassell’in katılımıyla Minnesota ilk kez gerçek bir şampiyon adayına dönüşmüştü. Ve devamında da bunun kanıtı olan bir oyun ortaya konmuştu. Minnesota, bu kez sadece kağıt üzerinde değil, parkede de yüzüğe yaklaşmıştı. Garnett’in kariyerindeki ilk ve son Batı Finali, az kalsın zafere gidiyordu. Ama Cassell’in sakatlığı, koç Flip Saunders ve takımının elini kolunu bağladı, sonunda kazanan birçok takımın en kötü rüyası Los Angeles Lakers oldu. Böylece Garnett’in Timberwolves yılları aslında 2004’te, o Lakers serisinde bitmişti. Sadece bunu henüz kimse bilmiyordu. Uzatmalı evlilik üç yıl daha sürdü.

2005 NBA All-Star Game

2007 yazı, ligde bir düzine yılı geride bırakan Garnett için büyük bir yol ayrımına işaret ediyordu. Üç sezon önce kişisel olarak kariyerinin zirvesine çıkmış, normal sezonda “En Değerli Oyuncu” ödülünü almış, yüzüğe yaklaşmıştı. Ama devamında yaşadıkları, lig genelinde bir belirsizlik yaratmıştı. Özellikle şampiyonluğun yakınındaki takımlar, onu yuvadan koparmak istiyordu. O yaz, bu hamle sonunda resmiyete döküldü. Önce Los Angeles Lakers’ın almaya yaklaştığı Garnett, ilk başta olumsuz cevap verdiği Boston Celtics’in yolunu tutmuştu. Celtics’te genel menajer Danny Ainge mucizevi işler yapmış, Paul Pierce’ın yanına önce Ray Allen’ı eklemiş, arkasından da Garnett’i alarak Büyük Üçlü’yü tamamlamıştı.

Bu kez pencere sonuna kadar açıktı fakat Garnett hücumda eskisi gibi atletik ve hızlı değildi. Bunu fırsata çevirmeyi tercih etmiş, hücumda tam bir takım oyuncusuna dönüşmüş, orada sorumluluğu Pierce ve Allen’a vermişti. Koçu Doc Rivers ondan daha bencil olmasını, daha çok şut kullanmasını istiyordu ama KG esas gücünü savunmaya saklamıştı. Yaz kampının ilk gününden itibaren kalın bir çizgi çekmiş, takım arkadaşlarına örnek olmuştu. Yapılması gerekenler belliydi. Onun liderliği takip edilecek ve bencillik bir kenara bırakılacaktı. Bu yaklaşımı, takım arkadaşlarını da rahatlatmıştı. Liderlik yüklerini KG’ye bırakan Pierce, en iyi olduğu işe, skorerliğe odaklanıyordu. Ray Allen da ikisini tamamlayan parça oluyor, kritik anlarda ‘o şutu’ kullanmaktan imtina etmiyordu. Celtics, rüya gibi başlayan sezonu rüya gibi noktaladı. Ezeli rakipleri Lakers’ı 4-2 mağlup ettikleri final serisi, tarihi bir zaferdi. Celtics’in 80’lerden beri kazandığı ilk şampiyonluk olması değildi bu zaferi tarihi yapan. Bu da önemliydi ama diğer yandan kendi jenerasyonlarının en büyük yıldızlarından olan Garnett, Pierce ve Allen’ın ilk yüzüğünü kazanması her şeyi çok daha anlamlı yapıyordu. KG, bugün hâlâ hatırlanan o anda, şampiyonluk kutlamaları sırasında kendisiyle yapılan röportajda gökyüzüne dönmüş ve “Her şey mümkün” diye bağırmıştı. Anything is possible. Bu ana bakanlar muhtemelen ona katılıyor, bu yapının iki hatta üç sezon daha zirveye oynayabileceğini hesap ediyordu. Henüz yolculuğun başında sayılırdık.

Birkaç ay sonra anladık ki aslında yolun sonundaymışız. Garnett’in şampiyonluktan sonraki sezon yaşadığı diz sakatlığı bir sezonu çöpe atmıştı. Peşinden yeniden toparlandılar ve 2010 NBA Finalleri’nde Lakers’ın karşısına çıktılar. Bu kez kazananı belirleyen, çok ufak detaylar olmuştu. Kendrick Perkins’in sakatlığı. Pau Gasol’un o ribaundu… Boston Celtics, Kobe Bryant’ı 24’te 6 şut isabetiyle tuttuğu yedinci maçı son dakikada travmatik şekilde kaybetmişti. Garnett’in son maçta aldığı 3 ribaund, artık fiziken hangi noktaya geldiğinin göstergesiydi. Bir daha “gelecek sene” olmadı. Büyük Üçlü, 2010’da son kez o şansı elde etmişti. Garnett basketbolu bırakmanın eşiğine gelmişti. Daha sonra Pierce’ın önerisiyle ikili Brooklyn yolunu tuttu.

Miami Heat v Brooklyn Nets

Bugünlerde Kevin Garnett’in kariyeri yeni baştan inceleniyor. 21 yıllık bu mucizevi yolculuk, farklı bakış açılarından övülüyor. Nasıl övülmesin ki? KG lige girdiğinde henüz Michael Jordan’ın üç şampiyonluğu vardı. Emekli olduğu yaz ise LeBron üçüncü yüzüğünü elde etti. Aradan geçen dönemde lig farklı hanedanlar gördü, oyun değişti, pozisyonlar değişti, iki farklı lokavt oldu ve o hep bir şekilde, aynı azimle ve hırsla zirvede dolaşmaya devam etti. Bunu yaparken rakiplerini fiziksel olarak da bitirdiği oldu, sözlü olarak da… Bazen bu anlamda ipin ucunu kaçırdığını gördük, bazen de takım arkadaşları için kendini feda ettiğini…

Kevin Garnett gerçekten de ligi değiştirdi. Ondan sonra uzunlara bakış farklılaştı, herkes kendi Garnett’ini aramaya başladı. Liseden NBA’e gelmek isteyenlere örnek oldu, belki de o olmasa Kobe ve LeBron asla buna cesaret edemeyecekti, tabii Kwame Brown da… 2007 yılında Boston’a transferi ise Büyük Üçlü çağını başlattı. Miami Heat ve Golden State Warriors gibi takımlar farklı şekillerde onu takip etti. Ve bütün bu görkemli övgülerin ve devrim ateşinin ortasında, 21 yıllık kariyerini tek bir şampiyonlukla noktaladı. 1995’te geldiği ve 1462 maça çıktığı ligde sadece bir yüzük, iki final deneyimi yaşayabildi. Bugünlerde ona dair yazanların da en ilgisini çeken konulardan biri bu. Nasıl böylesine bir yetenek, yüzüğe bu kadar az yaklaşabildi? Jordan’ın 6, Duncan ve Kobe’nin 5 kez eriştiği bu onura o nasıl 1 kez ulaşabildi? Elbette bu onun kariyerinden ve üzerimizde bıraktığı etkiden, yaşattığı anılardan bir şey götürmüyordu ama nasıl oldu da böyle oldu?

kevin-garnett-21

Bu, bizi başladığımız noktaya götürüyor. Evet, kaybedenler üzerine edebiyat yapmayı seviyor, çoğu zaman kendimizi tekrar etme pahasına bunu yapıyoruz. Evet, sonuçlar kadar öyküler de değerli ve Socrates gibi dergilerin sayfalarına bunları da taşıması da önemli ama… İşte o ‘ama’da her şey düğümleniyor. Evet, Garnett’in kariyeri inanılmaz değerli ama Michael Jordan sonrası NBA’de sadece öykülere ve ilhama odaklanmak imkansız. 6 şampiyonluk elde eden ve bütün bunları yaparken tek bir final bile kaybetmeyen Jordan örneği gerimizde dururken, bu kusursuz heykel lige izini bırakmışken, Garnett seviyesindeki starları yüzüksüz düşünmek çok kolay olmuyor.

Kevin Garnett’in lige girdiği sene Michael Jordan ve Chicago Bulls, ikinci üçlemesine başlamak üzereydi. Bir yıl sonra Allen Iverson, Kobe Bryant, Ray Allen geldi. Sonra Vince Carter. 1999’da Tim Duncan lige girdiğinde MJ ikinci kez emekli olmuştu. Altıncı finalinde altıncı şampiyonluğunu bir son saniye basketiyle kazandıktan sonra bırakmıştı. Bu an ve kusursuz kariyer, birçok yıldızın kabusu oldu. Mesele sadece yeni Jordan’ın aranması değildi. Artık bir stardan beklenenler de değişmişti. Kimse sürekli kaybetmesine rağmen efsaneleşen Jerry West, Elgin Baylor hatta Wilt Chamberlain gibi isimleri düşünmüyordu. Jordan gelmiş ve geçmişti. Yıldız olacaksanız kazanmak zorundaydınız.

Bu iklimde Kevin Garnett büyüdü, gelişti, zirveye çıktı ve düştü. Ve onun kariyeri bize sadece küçük takımda oynamanın sefaletini, bir oyuncunun ligi nasıl tek başına değiştirebileceğini, bir imzanın nasıl sessiz sedasız ilerleyen bir krizin son noktası olabileceğini göstermedi. Onun kariyeri birçok başka ders daha veriyordu. Ne kadar yetenekli olursanız olun başkalarına ihtiyaç duyduğunuzu, çalışmanın önemini ve başka birçok şeyi daha… Bir yandan da bazen unuttuğumuz bir gerçeği daha işaret ediyordu: NBA’de şampiyon olmanın, bir tane bile yüzük kazanmanın ne kadar zor olduğunu.

Kazanmak gerçekten de her şey değil. Bunu sık sık kendimize tekrar ediyor, sporu sadece skoru için sevmediğimizi sürekli başka vesilelerle anlatmaya çalışıyoruz. Ama ne kadar Beckett alıntısını dövme yaptırırsak yapalım, ne kadar öykülere odaklanırsak odaklanalım, kazanmaya önem verdiğimiz gerçeğini değiştiremeyiz. Galibi, şampiyonu düşündüğümüzden daha fazla önemsemiyoruz. Ve çoğu zaman 2002 Sacremento Kings gibi örnekler karşımıza çıktığında kaybedilen o yıldan memnun olmuyoruz. Bir sonraki sezonu, bir önceki yıldan daha fazla önemsiyoruz. Çünkü orada yeniden bir kazanma şansı olacak. Belki de bu yüzden o meşhur sözü biraz değiştirmek gerekiyor: “Dene, yenil. Bir daha dene, bu kez yenilme.” Belki orijinali kadar vurucu değil ama günümüz şartlarında çok daha gerçekçi. Kevin Garnett de çok denedi, çok yenildi ama en azından bir kez de olsa kazanmayı başardı. 21 yıllık bu görkemli kariyer, yaptıklarından çok yapamadıklarıyla hatırlanabilirdi. 2008 bunu değiştirdi ve bize şunu gösterdi. NBA’de her şey mümkün ve hiçbir şey çok kolay değil.