Gündem, RIO 2016

Yılın Yarışı

2016 Rio, yılın belki de en güzel bisiklet yarışına sahne oldu. Greg van Avermaet, altın madalyayı kaptı.
Greg Van Avermaet Olimpiyat

Greg Van Avermaet, 12 Temmuz’da Twitter hesabından bir fotoğraf paylaştı. Daha doğrusu iki fotoğraf. Bisikletçi bir aileden gelen, çocukluğunu iki teker tutkunu olarak geçiren Belçikalı, paylaştığı iki karede de bisiklet efsanesi Greg LeMond’un yanındaydı. Birinde çok küçük bir çocuk olarak ailesi tarafından LeMond’un kucağına yaklaştırılmıştı. Diğeri ise yakın zamanda çekilmişti. Van Avermaet büyümüş, iyi bir bisikletçiye dönüşmüştü ve şimdilerde yorumculuk yapan LeMond’un yanına bir kez daha fotoğraf çektirmek için, bu kez ailesinin zorlaması olmadan, hür iradesiyle gelmişti.

Bu gerçekten harika bir kolaj. İki insan için belki de daha dün gibi gelen bir zamandan diğerine atlarken yaşanan değişimi böylesine net şekilde görmek bir yandan da düşündürücü. Aslında bunu biliyoruz ama çoğunlukla unutmayı seçiyoruz. Zaman değişiyor ve bazen bunu yeniden hatırlamak için etkileyici iki karenin gözünüzün önüne gelmesi gerekiyor. Bazen de iki farklı dönemden yarışlar izleyip kıyaslamak lazım oluyor.

Greg Van Avermaet bu paylaşımdan tam bir hafta önce 2016 Fransa Turu’nda harika bir etap kazandı. Bu galibiyetle birçok bisikletçinin rüyasını gerçekleştirmiş, sarı mayoyu da sırtına geçirmişti. Bununla yetinmedi, tur ertesi gün yoluna devam ederken o da sarı mayosunu kaybetmemek için elinden geleni yaptı. Bir klasikçiydi, güçlü sprintler atabiliyordu, dayanıklıydı. İyi bir tırmanışçı değildi ama bu savaşmayacağı anlamına gelmiyordu. Denedi. Van Avermaet oturup beklemeyi sevenlerden değildi çünkü her şeyden önce bisikleti bir aile geleneği olarak kavramıştı. Verdiği röportajlarda bu sporun tarihini çok iyi bildiğini anlatıyordu ve muhtemelen genleri yeni dönemin alamet-i farikası olan kontrollü bisikleti reddediyordu. Dedesi 1950’lerde yarışmış, Fausto Coppi’nin takım arkadaşı olmuştu. Babası ise 1980’lerin profesyonellerindendi. Seksenler, Greg LeMond’u efsaneleştiren zamanlardı. Bisiklet, o dönemde Lance Armstrong çağına yuvarlanmak üzereydi ve kesinlikle tertemiz değildi. Ama çok da kirli sayılmazdı ve takım taktiklerinden ya da yarış radyolarından daha çok içgüdüler ön plandaydı.

Greg LeMond, bu yıl da Temmuz ayını Fransa Turu yorumcusu olarak geçirdi. Mikrofon başındayken önceki yıllara göre çok daha rahattı ve artık düşüncelerini, kendi kariyerinden biriktirdiklerini, hislerini daha net aktarmaya başlamıştı. En çok kafayı taktığı şeylerden biri, genel klasman mücadelesinde Chris Froome’un arkasında kalan isimlerdi. LeMond hemen her gün “Neden ikincilik için yarışıyorsunuz ki?” diye sesleniyordu. Ona göre ikincilik, üçüncülük ya da onunculuk arasında çok fark yoktu. Kazanamadığınızda kazanamıyordunuz. Bu, kaybettiğinizde kızıp sağa sola vurmanız, çirkefleşmeniz ya da ağlamanız anlamına gelmiyordu. Deneyebilirdiniz. Greg van Avermaet da buna katılıyor. Verdiği röportajlarda genelde aile tarihinden ve bisiklete bakışından söz etmeyi seviyor. Bu yıl, Fransa Turu’nda kazandığı etaptan sonra L’Equipe‘e beklemeyi seven bisikletçilerden biri olmadığını anlatmıştı. Aynı röportajda sırtına geçirdiği sarı mayoyla alakalı da “Bir bisikletçinin yaşayabileceği en büyük onur” demişti.

Belki bu akşam fikri değişmiştir. Evet, olimpiyat oyunları erkekler yol yarışı hiçbir zaman bisikletin en özel yarışlarından biri olmamıştır. Asla bir Fransa Turu ya da Ronde van Vlaanderen değerinde değildir. Ama 2016 Rio Olimpiyat Oyunları’nda izlediğimiz yarış uzun süre unutulmayacak tarzda şeylere sahne oldu ve 236 kilometrelik parkurun sonunda zafere Greg van Avermaet yürüdü.

Yarış, hemen her olimpiyatta olduğu gibi büyük bir kaostan ibaretti. Takımlar dört-beş kişiden oluşuyor, telsizleri kullanılmıyordu. Parkur uzun ve zorluydu. Tırmanışlar yorucu, inişler tehlikeliydi. Yoldaki taşlar ve iniş çıkışlar bisikletçileri mekanik sorunlara itti, defalarca bisikletler değişti, kazalar oldu, saçma sapan şeyler yaşandı… Yani her şey yine, yeniden tekrar etmek gerekirse, kaostu. Ama ne kaos! Yarışı “Şu kazanabilir” dediğimiz isimler sürekli değişti. Kwiatkowski, Froome, Geraint Thomas, Fabio Aru o listenin bir parçasıydı. 20 kilometre kala ise Vincenzo Nibali olimpiyat şampiyonu olacak gibiydi. Epik kariyeri, bir altın madalyayla taçlanmaya çok yaklaşmıştı. İnişte Sergio Henao ile düştü, 10 kilometre kala rüyası paramparça oldu. Artık zafer Rafal Majka’ya gidiyordu. 5 kilometre kala takip grubundan kimsenin Polonyalı isme karşı atak yapmayacağını düşünüyorduk. Sonra Fuglsang çıktı. Bu fırsatı gören Greg van Avermaet, Danimarkalı meslektaşının peşine takıldı ve her şey değişti. Altın, aslında tarzının çok daha üzerinde zorlukta tırmanışlara sahip olan bu parkura dayanan ve pes etmeyen Belçikalı’ya gitti. Kalp kırıklıkları, kafa karışıklıkları ve karmaşının sonunda rahatlayabilirdik.

O an, finişten hemen sonra, heyecan ve mutluluktan yerimde duramıyordum. Bisikleti çok seven izleyiciler, anlatıcılar ve yazarlar olarak bazen bütün bir sezonu sadece yarışların ne kadar durağan olduğundan şikayet ederek geçiriyoruz. Sonra, bir anda, şansın da yardımıyla böyle bir yarış görüyoruz ve övgülerimizi abartarak veriyoruz. Buna da bir klasik, yılın yarışı diyecek, böyle bir şeyi uzun yıllardır görmediğimizi söyleyeceğiz. Muhtemelen görmüşüzdür. Ama bu, şu an çok da önemli değil. Karşımdaki iki fotoğrafa bakıyorum ve aynı şeyi görüyorum. Zaman değişiyor, yarışlar geçiyor, bisikletçiler yaşlanıyor, saçlar beyazlıyor ve günün sonunda her çağın kendine has birkaç anı, hatırası ve Greg’i oluyor. Bugün, sırada biz vardık.