Mayıs 2016

Balet

Bugün Hollandalı efsane Dennis Bergkamp'ın doğum günü. Caner Eler, Mayıs sayısı için yazmıştı...
bergkamp

Fotoğraf: Getty Images

Marco van Basten’i izleyerek büyümüş biri olarak Dennis Bergkamp’a yapılan övgülere alışmak zor olmuştu. Onun için de kolay değildi eminim. Johan Cruyff ve Marco Van Basten’den meşaleyi devralan yaratıcı ve estetik adamın üzerindeki baskı da büyük olsa gerek. Ancak yılmaz bir mükemmeliyetçinin aşabileceği türden yüksek dağlar bunlar; Michael Jordan’ın ardından gelen birinin uyum sağlaması gereken seviyede bir irtifa.

“Kendinize hedefler belirlersiniz. Birine ulaştığınızda bir sonraki için kafa yorarsınız. Çıtayı devamlı yukarı koyarsınız ama yine de yeterli değildir bu. Siz kusursuzu istersiniz. Bir dağı tırmanırsınız, daha yükseğine denk gelirsiniz. Onu da aşmanız gerekir. Bu tutku ve sevgiyle alakalıdır.”

Bergkamp’ın Stillness & Speed adlı biyografisindeki bu sözlerini okuduğumda aklıma Black Swan filminden bir replik gelmişti. Çünkü Bergkamp’ın sahadaki doğal zarafeti bana bir baleti andırıyordu. Filmdeki hoca karakteri, şöyle diyordu balerine: “Mükemmellik sadece kontrolle alakalı değildir. Aynı zamanda arada kendini akışa bırakman gerekir. Kendini şaşırtman lazım ki seyirciyi de şaşırtabilesin.”

Newcastle United ve Arjantin’e attığı goller… Bunlar, Bergkamp’ın herkesten farklı olarak çok sade ve kolay gösterdiği olağanüstü şaşırtmalardan sadece bazılarıydı. Ve o kadar çoktu ki bu anlar, aşırtma golleriyle ilgili açıklama yapmak durumunda kalmıştı: “Bu bir matematik meselesi. Kaleci öne çıkar. Sağı-solu daralır. Üzerinden atmak her zaman daha kolaydır. Oyunda her şeyden önemlisi topa ilk dokunduğun andır. Sonrasında hareketler akar zaten. Arjantin maçındaki gibi. O pası kontrol ettikten sonra hiçbir şeyin ters gitmesine imkan yoktu. Çünkü o, ruhani bir andı.”

Bergkamp daima, hem kusursuzluk peşinde koşan bir mühendis hem de işleri akışına bırakan bir büyücü oldu. Dinginlikle gelen bir fırtınaydı adeta. Arsene Wenger’in dediği gibi: “Çoğu zaman, insanlar karizmayı büyük bir ego olarak adlandırırlar. Dennis; aynı Cruyff gibi, bu oyuna saygı duyan ve onu her şeyin de üzerinde konumlandıran bir adam. Onun gibi büyük futbolcular, oyunun kendisine nasıl hizmet edeceğine değil, oyunu nasıl oynaması gerektiğine kafa yorarlar. Bu da o ruhani anları getirir. Bu, sonsuz bir etkidir. İlerler ve futbolun varacağı son noktaya doğru gider.”

*Bu yazı, Socrates’in Mayıs sayısında yayımlandı. Derginin tüm sayılarını temin edebileceğiniz satış bağlantıları için tıklayın!